İYİ Parti İzmir İl Başkanı Av. Ülkü Doğan ve beraberindeki parti heyeti; uzun süredir tutuklu bulunan önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve önceki dönem CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nu cezaevinde ziyaret etti.
Ziyaretin ardından Buca’da gerçekleştirilen basın açıklamasında konuşan İl Başkanı Doğan, sözlerine cezaevi ziyaretinin detaylarını ve tutuklama tedbirine bakış açısını anlatarak başladı:
"TUTUKLAMA BİR CEZALANDIRMA ARACINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ"
"Değerli teşkilatımız, kıymetli basın mensupları; Uzun zamandır haklarındaki suç isnadı nedeniyle tutuklu bulunan önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer, Beylikdüzü belediye Başkanı Sayın Mehmet Murat Çalık ve önceki dönem CHP İzmir İl başkanı Sayın Şenol Aslanoğlu’na bugün heyetimizle birlikte ziyarette bulunduk. Öncelikle bir hukukçu olarak belirtmeliyim ki tutuklama, hukukun öngördüğü istisnai bir tedbirdir. Ancak ne yazık ki bugün Türkiye’de bu tedbir; siyasetçilere, belediye başkanlarına ve gazetecilere yönelik bir cezalandırma aracına dönüştürülmüştür. Fikir söyleyen, eleştiren, halk adına hesap soranlar sabah operasyonlarıyla tutuklanırken; eşine şiddet uygulayan, çocuğa el kaldıran, hayvana eziyet edenler serbest bırakılmaktadır. Bu bir adalet sorunu değil, vicdan krizidir. Böyle bir tablo hukuk devleti ilkesiyle değil ancak çifte standartla açıklanabilir."
"ADALET BİTERSE DEVLET GİDER"
Yargı sistemindeki çifte standardın toplumun vicdanını yaraladığını vurgulayan Doğan, adalete olan güvenin sarsılmasının devletin bekasını tehdit ettiğini belirterek şunları söyledi:
"Suçun kim tarafından işlendiğine göre değil kime karşı işlendiğine göre işlem yapılan bir düzende adalet olmaz. Kaçma şüphesi ve delilleri karartma ihtimali olmayan bir dosyada, sırf siyasi saiklerle devam eden uzun tutukluluk süreleri sadece cezaevinde bulunanlar için değil tüm toplumumuzun adalete duyduğu güvenin sarsılmasına yol açmaktadır. Yaklaşık bir yıldır muhalif belediyeler ve özellikle gazeteciler hakkında ardı ardına gözaltı, tutuklama yargı süreçleri işletilirken, iktidar belediyeleri yahut bir takım kamu kurumları söz konusu olduğunda ne hikmetse ne bir soruşturma ne de tek bir dava görebiliyoruz; bu tablo hukukun değil, siyasetin adalet dağıttığının açık göstergesidir. Hep birlikte gözlemlediğimiz üzere bu durum her geçen gün toplumun adalete olan güvenini sarsmakta hem yargı hem siyaset kurumu bundan payını almaktadır. Mahkeme salonlarında büyük harflerle asılı olan “Adalet Mülkün Temelidir” veciz sözü sadece bir slogan değil Devleti ayakta tutabilmenin ve toplumsal barışı kalıcı kılabilmenin yegane yoludur. Adalet biterse Devlet gider, Devlet giderse millet yok olur. Bu duygu ve düşüncelerle; ülkemizi yönetenleri bir kez daha adil olmaya ve yargının bağımsızlığına gölge düşürecek eylem ve söylemlerden vazgeçmeye çağırıyor, konuşmamın başında da bahsettiğim gibi; bu aşamadan sonra delilleri karartmak yahut kaçmak gibi bir durumları söz konusu olmayan, tutuklu kalmaları yargılamaya hiç bir şey katmayacak olan Sayın Tunç Soyer, Sayın Mehmet Murat Çalık ve Sayın Şenol Aslanoğlu'nun bir an önce tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmelerini diliyor, kendilerine bir de huzurlarınızda geçmiş olsun diyorum."
BAŞKAN ÇALIK İÇİN HAYATİ RİSK UYARISI
Konuşmasında Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın sağlık durumuna özel bir parantez açan Doğan, Çalık'ın ciddi bir risk altında olduğunu ifade etti:
"Bu arada özel bir başlığı Sayın Çalık için açmak isterim. Sayın Murat Çalık yaklaşık bir yıldır tutuklu. Üstelik ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden, kanser geçmişi bulunan ve nüksetme riski taşıyan bir insan, cezaevi–hastane arasında mekik dokumaya zorlanıyor. Kaçma ihtimali olmayan, delil karartması mümkün bulunmayan bir belediye başkanının sağlığı pahasına özgürlüğünden mahrum bırakılması hiç şüphesiz sadece adalete duyulan güveni değil toplumun vicdanını da zedelemektedir."
BUCA CEZAEVİ ARAZİSİ İÇİN TEKNİK VE ÇARPICI VERİLER
Basın açıklamasının ikinci bölümünde Buca Cezaevi arazisine değinen Doğan, alanın yapılaşmaya açılmasına karşı çıkarak teknik veriler ve uluslararası standartlarla durumu şöyle özetledi:
"Değerli basın mensupları, bu basın toplantımızı Buca ilçemizde düzenlememizin en önemli sebebi yılan hikayesine dönen Buca cezaevi alanının akıbetine ilişkin değerlendirmemizi paylaşmaktır. 1959 yılından itibaren kullanılan İzmir Buca cezaevi yaklaşık 80.000 m² büyüklüğünde kamusal bir alandır. • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan planlarla, bu alanın yaklaşık %70’i, 25–25,80 metre yüksekliğinde, yoğun ticaret ve konut yapılaşmasına açılmıştır. Plan açıklama raporlarında bu alanın “…gelir ve hasılat getirecek…” şekilde değerlendirildiği ifade edilmektedir. • 2021 TÜİK verilerine göre nüfusu 517.963 olan Buca, İzmir’in en büyük ilçelerinden biridir ve sosyal-teknik altyapı ile yeşil alan açısından ciddi biçimde yetersizdir. • Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlıklı kentler için kişi başına en az 9–10 m², ideal olarak 15 m² ve üzeri aktif yeşil alan önermektedir. Yapılan akademik çalışmalara göre İzmir’de kişi başına düşen yeşil alan en fazla 5 m², Buca’da ise bazı mahallelerde bu oran 1–3 m² seviyesindedir. Karşılaştırma için; Stockholm’de 87 m², Amsterdam’da 45,5 m²’dir. • Buca Cezaevi alanına yürüme mesafesindeki Barış, Menderes ve Ali Rahmi Bey mahallelerinde kişi başına düşen yeşil alan yaklaşık 1 m²’dir. • Alan, İzmir Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün de yer aldığı resmi komisyon kararıyla “Geçici Barınma Alanı” olarak belirlenmiştir. İzmir’in deprem gerçeği dikkate alındığında, bu tür büyük ve merkezi alanların açık ve yapılaşmasız kalması yaşamsal önemdedir. • Daha önce aynı alan için getirilen yüksek yoğunluklu yapılaşma kararları yargı tarafından iptal edilmiş, mahkemeler; yeşil alan ihtiyacının göz ardı edilmesini ve yapılaşmayı şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı bulmuştur. • Buna rağmen alanın rezerv alan ilan edilerek planlama yetkisinin belediyeden alınması, yerel planlama yetkisinin devre dışı bırakılması anlamına gelmiştir. Bu süreçte kent halkının görüşü alınmamıştır."
"BUCA'NIN YEŞİL ALAN İHTİYACI VAR"
Mevcut planlamanın hukuka ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğunu belirten Doğan, alanın "rant değil yeşil alan" olması gerektiğini vurguladı:
"Sonuç olarak: Buca Eski Cezaevi alanı; nüfus ve yapı yoğunluğunu artıracak ticaret ve konut kullanımlarıyla değil, tamamı kamusal yeşil alan, afet toplanma ve geçici barınma alanı olarak planlanmalıdır. Bu büyüklükte bir alanın yapılaşmaya açılması; mevcut yargı kararlarına, planlama mevzuatına, afet yönetimi ilkelerine ve Buca’nın açık alan ihtiyacına açıkça aykırıdır."
"İZMİR İKİ PARTİNİN ÇEKİŞMESİNE KURBAN EDİLİYOR"
Kentin çözüm bekleyen sorunlarının siyasi kutuplaşma ve mazeret üretme siyaseti nedeniyle çözümsüz kaldığını savunan Doğan, hem genel iktidarı hem de yerel yönetimi şu sözlerle eleştirdi:
"Yaklaşık dört yıl önce yıkılan Buca Cezaevi alanı, aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ çözülememiş, sahipsiz bırakılmış bir sorun olarak İzmir’in ortasında durmaktadır. Bu süreçte İktidar kanadı, Büyükşehir Belediye Başkanı ve İzmir’in genel ile yerel iktidar milletvekilleri birbirinden farklı, birbiriyle çelişen açıklamalar yapmış; kamuoyu net bir yol haritası yerine belirsizlikle baş başa bırakılmıştır. Bir yandan “burası yeşil alan olmalı” denilmekte, diğer yandan “yeterli kaynak yok” gerekçesi öne sürülerek sorumluluk ertelenmektedir. Sonuçta ise yıllardır değişen hiçbir şey yoktur. Yıkım yapılmış, alan boş kalmış, çözüm üretilememiştir. Bu tablo, sorunun teknik değil, siyasi bir oyalamaya dönüştürüldüğünün açık göstergesidir. İYİ Parti olarak açıkça ifade ediyoruz: Yetkisi olanların birbirine gerekçe üretmesini, mazeret sıralamasını ve konuyu polemik başlığına çevirmesini kabul etmiyoruz. İzmir’in kaybedecek zamanı yoktur. Bu alan, kurumlar arası çekişmelerin değil, kamu yararının konusu olmalıdır. Buca’lıların ve İzmirlilerin talebi nettir. Bu alan rantın, belirsizliğin ya da siyasi hesapların değil; yeşil alan olarak İzmir’e kazandırılmalıdır. Bugün görevde olan herkesin sorumluluğu, “neden olmuyor”u anlatmak değil, nasıl yapılacağını ortaya koymak ve gereğini yerine getirmektir. İYİ Parti İzmir İl Başkanlığı olarak durduğumuz yer açıktır: Çözümsüzlüğü değil çözümü, polemiği değil iş birliğini savunuyoruz. Bu alan daha fazla bekletilmemeli; İzmir’in nefesi, Buca’nın yeşili olmalıdır. İzmir’de artık şehri ilgilendiren her sorun, her proje, her yatırım, AK Parti ile CHP arasındaki çekişmenin gölgesinde kalmaktadır. Metrodan çöp toplama sorununa, körfez kirliliğinden Çankaya otoparkına, Basmane Çukuru’ndan giderek büyüyen susuzluk tehdidine kadar kentin hayati meseleleri; çözüm iradesiyle değil, karşılıklı polemiklerle gündeme gelmektedir. Kamuoyu önünde yaşanan bu tartışmalardan İzmirliler yorulmuştur; çünkü konuşulan çok, sonuç yoktur."
"OY VERMEZSEN HİZMET GELMEZ SOPASINA İZMİRLİ CEVABI VERİR"
Genel iktidarın "hizmet tehdidi" ve yerel yönetimin "kaynak mazereti" arasına sıkışan İzmir'in bunu hak etmediğini belirten Doğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Genel iktidarın İzmir milletvekilleri çoğu zaman sadece eleştiren bir pozisyonda durmakta, çözümün doğal bir ortağı olduklarını görmezden gelmektedir. Aynı şekilde Büyükşehir Belediyesi’nin de her başlıkta “kaynak yok” gerekçesine sığınan, sürekli mazeret üreten yaklaşımı İzmir’i ileriye taşımamaktadır. Bir yanda eleştiriyle yetinen bir genel iktidar, diğer yanda sorumluluğu erteleyen bir yerel yönetim vardır; kaybeden yine İzmir’dir. Yerel seçimler öncesinde İzmirlilere vaat edilen projelerin bugün gelinen noktada hayata geçirilmemiş olması bu tablonun en somut göstergesidir. Seçim dönemlerinde projeler konuşulmuş, çözümler anlatılmış; ancak seçim sonrası bu başlıklar İzmir’in menfaati adına sahiplenilmemiştir. Oysa İzmir, Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olarak ekonomisiyle, limanlarıyla, sanayisiyle, tarımıyla, turizmiyle ve insan kaynağıyla bu ülkeye çok yönlü ve büyük bir değer katmaktadır. Böyle bir kentin yatırımlardan geri bırakılması, görmezden gelinmesi kabul edilemez. İzmir’e adeta “oy vermezsen hizmet gelmez” anlayışıyla sallanan bu sopaya, İzmirli gereken cevabı sandıkta vermesini bilir. Çünkü bu şehir, tehditle değil, hak ettiği hizmetle yönetilmek ister. İYİ Parti olarak durduğumuz yer nettir. Bizim siyasetimiz sadece eleştirmek ya da hesap sormak değildir; çözümün ortağı olmaktır. İzmir’in kazanması için atılacak her doğru adımı destekleriz. Ama İzmir’e zarar veren, oyalayan, siyasi hesaplara kurban eden her yaklaşımın da sonuna kadar karşısında dururuz. İYİ Parti İzmir İl Başkanlığı olarak; polemikle değil, sorumlulukla, mazeretle değil, iradeyle İzmir için çalışmaya devam edeceğiz."
Yorumlar
Kalan Karakter: