GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Türkiye’de ekonomi, yargı bağımsızlığı, siyasi polemikler, laik eğitimden uzaklaşılan politikaların yanı sıra kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri de gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, 2026 yılının ilk ayında 22 kadın cinayete kurban giderken 14 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Ayrıca, kamuoyuna yansıyan haberlerde son 30 günde 5 kadının “yüksekten düşme sonucunda” yaşamını yitirmesi de dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Avukat Nevraz Sığın ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Kadın Meclisi Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, konuyla ilgili olarak GERÇEK HABERCİ’ye açıklamalarda bulundu. Sığın, şüpheli kadın ölümlerinde şüphelilerin ya da faillerin, hükümetin cezasızlık politikalarından yargılandığını belirterek, “Aleni şekilde ya da evlerde işlenen cinayetlerde yani direkt cinayet olarak nitelendirdiğimiz olaylarda ceza belli, sonuçları da belli oluyor. Ancak şüpheli şekilde bırakmak bunu cezasızlığa yani devletin bu konudaki cezasızlık politikalarından yararlanıp beraat edilmesine yönelik faillerin başvurduğu bir kuruma dönüştü” ifadelerini kullandı.

SIĞIN: OLAYLARIN ÜSTÜ KAPATILIYOR
Bu tarz vakalarda fizikçi raporu taleplerinin kabul edilmediğini ve olay yerlerinde detaylı aramaların da yapılmadığını ifade eden Sığın, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunun sebebi de dediğim gibi Türkiye’deki cezasızlık politikaları. Çünkü birçok olayda hatta bir sosyal medya paylaşımından dolayı bile insanlar tutuklanabiliyor ama bir kadınla erkek aynı evde ölünce şüpheden sanık yararlanıyor. Ben devletin bu cezasızlık politikasını yürütmesinin en fazla dikkat çekilmesi gereken kısım olduğunu düşünüyorum. Tabii yüksekten düşme vakaları da araçsallık olarak çok kullanışlı çünkü diyor ki, ‘Başı döndü düştü, yan odaydım.’ Klasiktir zaten biz bu dosyaları okuduğumuzda hep aynı ifadelerle karşılaşıyoruz, değişmiyor. ‘Ben yan odadaydım görmedim, telefondaydım, banyodaydım…’ Maktule kendisini astığı ve bu şekilde intihar ettiği süsü verile bir şekilde ortaya çıkma ihtimali daha yüksek olur çünkü arkasında delil bırakıyor. Ama yüksekten düşme vakalarında gördü tanığı yoksa geride delil de kalmıyor ve bu dosyalarda beraat kararı veriliyor. Genellikle fizikçi raporu taleplerimiz de kabul edilmiyor ve bu dosyalarda fail cezasızlık politikalarından faydalanmış oluyor. Ben bu dosyalarda şüpheden sanığın yararlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Ya da en azından ilk etaptan itibaren herkesin olay yerinden el çektirilip düzgün bir olay yeri inceleme, belki de ilk etapta bir fizikçinin de olay yerine girip inceleme yapması birçok delile ulaşılmasını sağlıyor. Ama bizim ülkemizde kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri politik olarak cezasızlığa yönlendirildiği için ne olay yeri incelme gidiyor doğru düzgün ne deliller alıyor ne savcı olay yerine gidiyor. Kısaca olayların üstü kapatılıyor.”
YASALAR YETERLİ, UYGULAMA YETERSİZ
Sığın, konuyla ilgili yasaların yeterli olmasına karşın uygulamanın yetersiz olduğunu ifade ederek, savcıların olaya açıklık getirmedeki rolüne dikkat çekti. Şüpheli kadın ölümlerinde ya da yüksekten düşme sonucu olduğu iddia edilen kadın ölümü vakalarında savcıların olay yerine dahi gitmediğini belirten Sığın, şunları kaydetti:
“Yasalarımız yetersiz değil. Yasalarımız bunları bir güzel düzenlemiş aslında. Tabii ki bazı yasal düzenlemeler daha artı tedbir olarak getirilebilir ancak yasal düzenlemeler gayet yeterli. Mevzuatımız buna elveriyor. Savcı şunu yapabilir, zaten olayı aydınlatma yükümlülüğü var. Bizim savcılarımız olay yerine gitmiyorlar. Fizikçi raporu aldırmıyorlar. Bir de olay biraz medyaya düştüyse tarafların en azından müşteki tarafın dosyaya erişimi engelleniyor, talepleri alınmıyor. O sırada savcı ne yapıyorsa yapıyor. Ancak zaten olayı aydınlatma yükümlülüğü Ceza Mahkemesi’ne göre savcıdadır. Delilleri savcı toplar. Tabii bunlar talimatla oluyor, yazılı olamaz çünkü çok hızlı karar verilmesi gereken şeyler. Zaten şüpheli kadın ölümleri çok iyi incelense bile birçoğundan delil edilemeyecek vakalar. Ancak çok iyi incelense en azından yarısının cinayet olduğu güzel bir olay yeri incelemeyle, beli tahkikatla ya da çapraz sorgu sistemiyle ortaya çıkarılabilir. Fakat bizim ülkemizde yaşanan olaylarda çoğu kez aynı yerde bulunan diğer kişi şüpheli olarak bile ifadesi alınmıyor, tanık olarak ifadesi alınıyor. Sen bu mantıkta bakarsan, ‘Ölmüş kadın otelden düşmüş, zaten seks işçisi ya da LGBTİ+ birey’ diye bakarsan sonuç bunun dışına çıkmaz zaten. Yoksa yasalarımızda bir açıklık yok, yasalar gayet olayı aydınlatma yükümlülüğü veriyor ama zihniyet o doğrultuda olmadığı için biz hep bunların mücadelesini verdik. Şüpheli kadın ölümlerinin kanuna girmesi ya da bununla ilgili ayrı bir soruşturma yürütülmesi artı olur mu tabii ki olur. Ancak dediğim gibi, zaten yasal düzenlemelerimiz buna elveriyor. Savcının görevi zaten soruşturmayı aydınlatmak. Hele bu şekilde muallakta olan dosyalarda savcının daha da fazla aydınlatma yükümlülüğü var. Fakat bizde olmuyor ne yazık ki çünkü zihniyet o değil. Zihniyet, erkeklerin cezasızlık politikaları, kadının hayatının erkeklerin hayatından daha değersiz görülmesi toplumsal olarak.”
AYDINLATILABİLECEK DOSYALAR
Sığın, değerlendirmelerini tamamlarken, “Bu zihniyet yasaların önüne geçiyor. Bunlar ilk etapta zaten yazılı değil talimatla ilerleyen şeyler. Aileler sadece ilk etapta o işin içinde olmayabiliyor çünkü olayın şokuyla aileler ne yaptığını bilemeyebiliyor. Sonra hukukçular da devreye girdikten sonra biraz olay yeri incelenmiş mi incelenememiş mi diye bakılıyor ama o zamana kadar iş işten geçmiş oluyor. İlk etapta çok daha derin bir inceleme gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bir fizikçi raporu alınması gerekiyor. Bunlar önemli şeyler ancak yapamıyoruz. Kovuşturma noktasında bile fizikçi raporu alamıyoruz, vermiyor mahkemeler çoğu kez. Verilen dosyalarda da aydınlatma oluyor bir örneği de Şule Çet vakası. Aydınlatılabilecek dosyalar. Bunlar yapılabilir. Belki her dosyayı çözmeyebilir ama ben şuna inanıyorum ki yüksekten düşme vakalarının yüzde 50’si eksik soruşturma nedeniyle faillerin cesaretlenip kolay bir şekilde işin içinden çıkmasıyla ve beraatle sonuçlanıyor” ifadelerini kullandı.

OSMANOĞULLARI: EMİNİM ÇOK DAHA FAZLADIR
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Kadın Meclisi Temsilcisi Tülin Osmanoğulları ise vakaların, gündeme gelenlerle sınırlı olmayabileceğini belirterek, “Son 30 günde 5 kadının yüksekten düşerek öldüğü biliniyor, hatta İzmir’de de araç içinde şüpheli şekilde ölen iki kız kardeş var. Bunlar basına yansıyan, kurumların gönüllü olarak elde ettiği veriler. Eminim çok fazladır” diye konuştu. Osmanoğulları değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Bu neden böyle? 2025 yılı verilerine baktığımızda 294 kadın cinayet, 297 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Yani şüpheli kadın ölümleri kadın cinayetlerini geçmiş durumda. Erkek failler şunu fark etti; kadın cinayetinin hukukta bir karşılığı var. Ancak bir kadın cinayetini ilk elden daha kazayla düştü ya da intihar dendiği andan itibaren olay örgüsü o şekilde işliyor. Kollukta da savcılıkta a mahkemede de bu şekilde gidiyor. Buradan da kurtulabildiklerini gördüler. Bu cezasızlığın sonucunda ortaya çıkan vahim bir tablo. Biz bunun örneklerini Şule Çet davasında gördük. Kadın örgütleri ve ailelerin mücadelesi sonucunda bunun bir cinayet olduğu ortaya çıkarıldı. Yine İzmir’de takip ettiğimiz Duygu Bölükbaşı cinayetinde yerel mahkeme beraat verdi faile intihar demesi üzerine. Ancak istinaf kararı bozdurdu. Bütün bunlar verdiğimiz mücadeleler sonucunda ortaya çıkıyor. Bu cezasızlık politikalarıyla birlikte de şüpheli kadın ölümleri artıyor. Bu ülkede ne oldu da bu kadınlar ne yaşıyor ki ya intihar ediyorlar ya da yüksekten düşerek ölüyor? BU tamamen şu an bu ülkede kadına yönelik yürütülen politikaların bir sonucudur. Bu politikalar ne diyor kadına, sen git evine kapan o şiddete boyun eğ. Eğer boyun eğmez karşı gelirsen erkek fail öldürür, mahkeme de haksız tahrik uygular. En az cezayla çıkar.’ Ancak bunu derken de şunu hesaba katmıyor, kadın örgütleri bu davların peşini bırakmaz. Bizi yöneten siyasi iktidarın bu kadın politikası, faillere başka bir yöntemi gösterdi. ‘Sen intihar etti ya da kazayla düştü dediğin andan itibaren biz olayın üstünü kapatırız ve sen kurtulursun’ dendi. Biz diyoruz ki bir kadın yüksekten düştü ya da intihar etti dendiğinde hayatına hemen bakmamız gerekiyor. O yüksekten düşerken yanı başında bir erkek var mıydı? İntihar ederken yanında erkek var mıydı? Yanında eğer bir erkek varsa, evli mi boşandı mı boşanma davası var mı daha öncesine ait şiddet öyküsü var mı… Bunlara bakılıyor mu, hayır. Biz takip ettiğimiz şüpheli kadın ölümü vakalarında en çok şunu görüyoruz; hiçbir olay yeri inceleme yerinde hiçbir şey delil olarak alınmıyor. Ya da orada bulunan şüpheli hakkında hiçbir araştırma yapılmıyor. Bütün bunların sonucunda da bunları görüyoruz. Bu tesadüf değil ki. Bu konuştuğumuz veriler de bizim tespit ettiğimiz. Eminim çok daha fazladır.”
MECLİS’TE GÜNDEME TAŞINMIYOR
Yaşanan şüpheli kadın ölümlerinin ve kadın cinayetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gündeme getirilmediğini belirten Osmanoğulları, muhalefet ve iktidar partileri de dahil olmak üzere siyasi partilerin erkek egemen olduğuna dikkat çekti. Ayrıca muhalefet partisinin yönettiği il ve ilçelerde de bu konuda adım atılmadığını söyleyen Osmanoğulları, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kadın örgütleriyle gerçekleştirdiği bir toplantı üzerinden konuyu örneklendirdi. Osmanoğulları, şöyle konuştu:
“Bu sorunlar meclise hiç taşınmıyor muhalefet partileri tarafından. Zaten meclis erkekler kulübü bir şey oldu. Aslında şunu gördük, Epstein davasıyla birlikte bütün dünyada erkeklerin kendi aralarında görünmez bağlarla örgütlü, gözle görülmeyen bağları olduğunu gördük. Ben bunun Türkiye’de de aynı şekilde muhalefet partisi de olsa iktidar partisi de olsa hepsinin erkek egemen olduğunu düşünüyorum. Bu partiler de sonuçta erkek egemen partiler. O yüzden kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin çok da onları ilgilendirmiyor gibi görünüyor. Kendileri de zaten bu işin failleri aynı zamanda. O yüzden asla hiçbir şekilde yeterli değil. Buna en basit örnek de şu, iki gün önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’deki tüm kadın örgütleriyle bir toplantısı vardı. Talep ettiğimiz şeyler soruldu. 8 Mart ve 25 Kasım yaklaşırken ne hikmetse kadınlara, kadın örgütlerine, şiddet gören kadınlara nur yağıyor. Fark ediliyor yerel yöneticiler ya da siyasetçiler tarafından. Ben 3 yıldır katılıyorum bu toplantılara. Bu toplantıda da herkes kendi adına şu etkinlik bu etkinlik yapılsın dedi, taleplerini sıraladı. Ben de dedim ki, ‘Sizin samimi anlamda kadına yönelik şiddeti kadın cinayetini ortadan kaldırmak gibi bir derdiniz varsa, şapkadan tavşan çıkarmanıza gerek yok. Örneğin sığınma evi sayısını artırabilirsiniz. Nitelikli sığınma evleri açılabilir. Sığınma evlerindeki kadınlar istihdam edilebilir.’ Bunları da örnekleriyle açıkladım. Geçici barınma da sağlanabilir. Bunlarda son 3 yılda hiçbir gelişme olmadığı gibi bir gerileme de olmuş aynı zamanda. Bunları merkezi yönetimle de bağdaştıramayız ki. Bunlar çok basit şeyler, merkezi yönetimin el atması gereken şeyler değil. Bu insanların hayatına dokunmak bu kadar zor değil. Bizim ülkemizdeki bütün siyasi partiler de erkek egemen, feodal yapıya, ataerkil sisteme bağlı, bunlar birbirine görünmez bağlarla da örgütlüler. O yüzden onların da herhangi bir şey yapmış olduğunu söyleyemem. Yapmış olsalar muhalefet partisinin yönetiminde olan şehirlerde bir şeyler değiştirilebilir. Bakıyoruz nitelikli bir kadın sığınma evi bile açamamışlar hatta mevcut olanı bile kapatmışlar. Şiddet gören kadına hukuki destek aile desteği vermişler mi, istihdam yaratılmış mı yok. Bunların hiçbiri olmamışsa demek ki bir şey yapılmıyor.”
Yorumlar
Kalan Karakter: