CHP lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Özel, iki hafta önce bir yayında savaş tehdidi olmadığını belirten Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a tepki göstererek;"Trump ve Netanyahu ne yapacağını biliyor ama bunlar ne yapacağını, içinde bulundukları oyunun nereye evrileceğini bilmiyor. Hakan Fidan iki hafta önce 'savaş tehdidi yok' diyordu. Bütün dünya tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika'nın ne yapacağını biliyor ama bizim Hakan Fidan görmüyor" dedi. Özel, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın tutuklanmasını Kartalkaya'daki otel yangını nedeniyle HSK'ya şikayet ettiği savcının talep etmesini hatırlatarak; "Sayın Bahçeli, 'İç cephemiz sarsılırsa sağımız solumuzun zararlı haşeratlarla dolar' dedi. İç cepheyi sarsmayı bana demiyor herhalde! İç cepheyi bozan biz miyiz? Seçim sonuçlarını hazmedemeyip 16 belediye başkanımızın kapısına her sabah algı operasyonu için polisle dayananlar mı?" ifadelerini kullandı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un iftar davetine katılmayacağını belirten Özel, "Vallahi de billahi de katılacaktık. Madem milli bir duruş lazımdır, yine balta çektiler! Bu akşam iftara Sincan cezaevine Tanju'nun yanına gideceğim!" açıklamasını yaptı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında iç ve dış siyasete dair değerlendirmeler yaptı.
"Dünya siyasi tarihinin en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz"
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Yoğun bir haftayı hep beraber geride bıraktık, daha yoğununa da hep birlikte başlıyoruz. Çarşamba günü İstanbul’da üçüncü bölge mitingimizi gerçekleştirdik. Ardından da Burdur’da il mitingimizi, eylemimizi gerçekleştirdik. Bir sivil darbeye karşı duyduğumuz; işçinin, emeklinin, çiftçinin, kadınların, gençlerin derdini konuştuğumuz 93 eylemi geride bıraktık.
Dün ise Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizin tanıtım toplantısında liyakatli, güçlü kadrolarımızı tanıtırken parti programımızın hükümet programı çalışmasına evrildiği ilk çıktıları; milletvekillerimizin, parti meclis üyelerimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün… Yetmez, dünya siyasi tarihinin en kalabalık seçim kampanyasına, en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz.
19 Mart darbesine karşı 23 Mart’ta dayanışma sandıklarına koşan 15,5 milyon gönüllünün ve devamında Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarımıza sahip çıkan herkesin, darbenin karşısında duran bütün demokratlarla birlikte önemli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bunun için dünkü tanıtım toplantımıza kulak kabartan, ardından il başkanlıklarımıza, ilçe başkanlıklarımıza bu vaatlerden, bu seçim yürüyüşünden duyduğu memnuniyeti ifade eden ve bizimle birlikte bir devri kapatıp bir devir açmak isteyen; yüz yıl sonra yine Cumhuriyet için, demokrasi için ve yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, hep birlikte kalkınmak ve eşitçe paylaşmak için ümidi bizde olanlara selam olsun, selam olsun!
O yüzden, o yüzden durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz bu eylemlere başlarken bunlara mevsimlik ya da konjonktürel ömür biçenler olmuştu. Demişlerdi ki bu ilk iki, üç eylem, miting olur, sonra milletin heyecanı söner. Yaz gelir, öğrenciler gider, İstanbul boşalır; sıcak olur, millet eyleme katılmaz, memleketine gider. Biz de demiştik ki; bunlar siyasette miting yaparken, toplantılar düzenlerken gözetilecek işler ama durum o değil, duygu o değil.
Bu millet seçtiğini bırakmaz, seçme hakkını bırakmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten emanet Cumhuriyet'in en büyük kazanımı sandığı bırakmaz. Sandığa el uzatan oldu mu, o elin karşısında dimdik millet durur. Devletini sever ama devleti milletin karşısına dikerseniz, o zaman millet sandığı savunur, millet kazanır dedik. O günden bugüne de 46 derece sıcakta 15-16 kişinin bayıldığı eylem de oldu, eksi 4 derece sıcakta donduğumuz ama meydandan ayrılmadığımız, birlikte dolunun altında kaldığımız, karın tipinin altında kaldığımız ancak asla bir adım geri atmadığımız eylemlerimiz oldu.
Çünkü o eyleme katılanlar biliyorlar ki bu mücadele otokrasiyi savunanlarla demokrasiyi savunanlar arasındadır. Çünkü bu mücadele zalimle mazlum arasındadır. Çünkü bu mücadele ezenle ezilen arasındadır. Bu mücadele emeği sömüren, sömürttürenlerle emeği sömürülen işçi sınıfının arasındadır. Bu mücadele yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, 'Artık sen rahat et, sana biz bakacağız' diye emeklilere seslenip de sonra bu toplum sözleşmesini bozanların; dünyanın en vicdansız emekli maaşını, yoksulluğun, açlığın, sefaletin maaşını veren vicdansızlara karşı emeklilerin haysiyet mücadelesidir, onlarla emekliler arasındadır.
"Mücadele, iktidardan gideceğiz kaygısı olanlarla gençlerin gelecek kaygısı arasındadır"
Bu mücadele kendi iktidardan gidecek kaygısı dışında bu topraklardaki hiçbir kaygıyı görmezden gelenlerle geleceğinden kaygı duyan gençler arasındadır; gençlerin onur, varoluş ve haysiyet mücadelesidir. O yüzden güç bir haftayı geride bıraktık, daha zoruna, mücadelenin daha koru koruna verileceği yeni bir haftaya da burada hep birlikte giriyoruz.
İktidara dış politika eleştirisi
Değerli arkadaşlar, dünya kritik bir eşikten geçiyor ve iktidarın dünyadaki, bakmayın yandaş basınlarına, televizyonlarına, birbirlerine dizdikleri övgülere; diplomasi yapılmadığında dikleşiyorlar, diplomasi yapılmadığında dik duruyorlar, diplomasi yapmaya başladıklarında 'efendim doğrusunu yapıyorlar', 180 derece geri döndüklerinde 'hep arkasındayız, ne kadar güzel' ama maalesef yeni bir krizle ve bu krizi doğru okumayan bir dış politika yönetimiyle karşı karşıyayız.
Ve Türkiye'nin çaresizliğini, maalesef iktidarın teslimiyetini; Gazze'yi yerle bir etmiş olanlara, orada soykırım yapmış olanlara, bir yandan 'eli kanlı katil' derken onlarla Gazze için aynı masaya oturanları... Adı barış olan ama 'Gazze Şeridi güzelmiş, burada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim, buraya oteller, kumarhaneler dikeceğim, çok da doğalgaz varmış onu istiyorum' diyen Trump'ın adını barış masası koyduğu ama Gazze'yi, Filistin'i işgal masasına Netanyahu ile birlikte oturanların ve Trump'a teslimiyet, Netanyahu ile gönülsüz de kayıkçı kavgası ama dün Trump'a sorunca 'Erdoğan iyi iş çıkardı, ona güveniyorum. Netanyahu ile arasında bir sorun yok, bir sorun yaşamayacaklar. Onlar da birbirlerine saygı duyuyorlar' ifadeleri ortadayken Türkiye'nin bölgede Amerikan planının bir parçası olması noktası...
"Trump meşruiyet verip istediğini alacak"
'Netanyahu ile birlikte çalışacaklar' dedikleri Barack, Türkiye Büyükelçisi bu. Daha geçtiğimiz aylarda 'Trump akıllı, benim aklıma hiç gelmemişti, Erdoğan'da olmayanı ona veriyor, karşılığında istediğini alacak' diyen Barack bu. Ne veriyormuş? Türkiye'de meşruiyeti yokmuş Erdoğan'ın. Kendisine Trump meşruiyet verecekmiş, karşılığında istediğini alacakmış. İşte tam o günleri yaşıyoruz. O günlerde Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri'ne gidip de öyle daha görüşmeden önce yasak savmalık Filistin'in F'sini anınca Amerikan Dışişleri Bakanı'nın 'Trump'la 5 dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar... İşte Türkiye' dediğini unutmadı.
Hakan Fidan'a savaş tepkisi
Bugün 1 Mart tezkeresine hayır diyenler dökülen kanın eline bulaşmamasının gururunu yaşattı bize. Trump'a teslimiyet var. Trump ve Netanyahu ne yapacağını biliyor ama bunlar ne yapacağını, içinde bulundukları oyunun nereye evrileceğini bilmiyor. Hakan Fidan iki hafta önce 'savaş tehdidi yok' diyordu. Bütün dünya tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika'nın ne yapacağını biliyor ama bizim Hakan Fidan görmüyor. Dünyaya değil, Hakan Fidan'a sürpriz. AKP iktidarı Trump yönetimine çıt çıkarmıyor. Biz, ABD ve İsrail'in planları karşısında bölgede yaşayan tüm insanların hakkını savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. İran'a tüm kayıpları için başsağlığı diliyoruz. İran'daki rejimin politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran'ın kaderini İran'da yaşayanların belirleyeceğini savunuyoruz.
"Tanju ile gurur duyuyorum"
Arkadaşlar, bu sırada birazdan değineceğim; Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Geçen hafta Meclis Başkanı ziyaret etti, onunla önemli değerlendirmeler yaptık. Ve bugüne doğru geliyorduk. Bugüne gelirken önemli iki gelişme eş zamanlı, aynı anda iki saat arayla oldu. Bir tarafta İsrail ve Amerika İran’ı vurdu ve bir anda, bir anda Türkiye’nin bir olmasının, beraber olmasının, iç cephenin kuvvetli olmasının, iktidarıyla muhalefetiyle birlikte Türkiye’nin dimdik ayakta durması gerektiğinin hatırlanması gereken anlar yaşıyoruz. Ve bu olaylar olurken bu mecliste üç dönem birlikte milletvekilliği yaptığımız, iki dönemdir Bolu’da oyların iki oydan birinden fazlasını alan, memnuniyet anketlerinde %70-80 çıkan ve Bolu için çalışan Tanju Özcan’a operasyon yapıyorlar.
Tanju Özcan Bolu’da bir vakıf kurmuş. Vakfa AK Parti’yi dahil etmiş, MHP’yi dahil etmiş, esnaf odalarını, şoförler odasını, bütün Bolu’yu içine koymuş. Demiş ki 'Bolu’nun çocuklarına siyaset ayrımı yapmadan sahip çıkacağız.' Hep birlikte Bolu’da dönmüşler ve Bolu’nun iş adamlarına, zenginlerine, kendileri dahil, Bolu’dan para kazananlara, dışarıdan gelmiş Bolu’da şube açmış, vergiyi İstanbul’da veren zincir marketlere, 'Bu vakfa destek olun kardeşim' demişler. Hep beraber yapmışlar bunu. Ve 528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar bu arkadaşlar. Bolu’daki bir vakıf. Ayrıca bu vakfın, burs isteyen her gence, Bolulu olup dışarıda okuyan ve Bolu’ya gelen, başvuru yapan, kriterleri tutturan her gence burs veren bu vakıf ayrıca da Bolu’ya bir huzurevi yapmak için de çalışıyor hep beraber.
Normalde adliyenin yanında belediyede çalışıyor bu Tanju Özcan. Çağırsan ifadesini alırsın; sabahın köründe telefon davetiyle değil, eve polisin gelip davet etmesiyle değil, jandarma operasyonuyla alıp gözaltına koyacaklar, üç gün tutacaklar ve üç gün boyunca kendisine sorulan soru, savcılıkta sorulan soru... İkinci bir soru yok: 'Bir kuruş sana para geçmiş, menfaat elde etmişsin' yok. 'Sen bu vakfa bağış yapın diye şirketlere söylemişsin, üç harfli şirketlere buraya bağış yapın demişsin.' Adam geliyor Bolu’ya 17 tane şube açıyor, Bolu’daki mahalledeki esnafı canından bezdiriyor, batırıyor; Bolu’nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, kârını ediyor, vergisini İstanbul’da veriyor... 'Kardeşim şu vakfa bir destek ver' deyince 'icbar yoluyla irtikap' oluyor. Eğer belediye başkanıma bundan başka sorulan bir soru yoksa, kör kuruş yoksa; Tanju eğer bununla suçlanıyorsa ve Tanju bundan utanacaksa, bu soruyu soranlar utansın! Ben Tanju’yla gurur duyuyorum kardeşim, gurur duyuyorum!
Tanju Özcan'a tutuklama talep eden savcıyı işaret etti
Esas meselenin kökü burada. Meselenin kökü; Tanju’nun Hakimler Savcılar Kurulu’na yaptığı başvuru var. Tanju’ya bu operasyonu yapan Bolu Cumhuriyet Başsavcısını, Hakimler Savcılar Kurulu’na şikayet etmiş. Sebep; hatırlayacaksınız Kartalkaya’da cayır cayır yandı ya bebekler, anneler, babalar... Cayır cayır yandılar, 78 kişi. Cayır cayır yandılar. Hızla bir bilirkişi kuruldu Bolu’da. Otelde üç gün çalıştılar, zaten o kadar süreleri vardı. Sonra bilirkişi raporu yazdılar. Bilirkişi raporunu götürdüler adliyeye teslim etmek istediler. İşte bu Cumhuriyet Başsavcısı, şikayet edilen kısmında yazan kişi, 'Burada neden Bakanlık yazdınız? Bakanlığı silin.' Kardeşim tek yetkili tek, Bolu Belediyesi’nin sınırlarının dışında, İl Özel İdaresi sınırları içinde, İl Özel İdaresi sorumlu ama Turizm Bakanlığı baş sorumlu. Böyle nal gibi yazıyor kapıda. Ruhsatı veren de o, denetlemeden sorumlu da o. 'Bunu alın, Bakanlığı silin yerine Bolu Belediyesi yazın.' 'Yazamayız, belediye sınırlarında değil. Bakanlığı nasıl yazmayalım? Tek yetkili Bakanlık.' 'Silin bunu.' 'Yok.'
O zaman siz bu işi bırakın. Teker teker, burada çıkardım gösterdim ya, yedi bilirkişi mazeret dilekçesi yazarak raporu verecekleri üçüncü günün akşamüstü beşe on kala 'görevden affımı istiyorum, görevden affımı istiyorum' deyip sonra başka yerden yeni bilirkişi görevlendirdiler. İşte bu tutumundan dolayı diyor ki Tanju: 'Yedi bilirkişinin tamamının çeşitli mazeretlerle aynı zaman diliminde görevden affını istemeleri hayatın doğal akışına aykırıdır. Olay günü re’sen görevlendirilen bilirkişilerin ivedi bir şekilde dinlenmesini, baskı ve telkinle görevden affını isteyip istemediklerinin saptanmalıdır. Nüfuz kullanmak suretiyle yedi bilirkişiye birden el çektirdiği için bu açıkça yasaya aykırıdır ve şikayet ediyorum' diyor İbrahim Cansever’i.
"Anladınız mı Tanju’ya operasyon yapan adamın kuyruk acısını?"
Şimdi anladınız mı? 528 öğrenciye burs veren vakfa bağış yaptırttan Tanju’ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını hem de Ankara’dan niye bu kadar çok savunulduğunu, niye halen daha HSK’nın ona bir işlem yapmadığını... Ayrıca kişiyle ilgili yedi ayrı şikayet var. Örneğin dördüncüsünde Turizm Bakanlığı ile ilgili yapmadığı işlemler. Örneğin bir şirket 'yangın sigortası yapmış bu otele' diyor, 'yapmak için görmek lazım' diyor. Bu şirket hakkında işlem yapmıyor diyor, İl Özel İdare hakkında yapmıyor diyor, Turizm Bakanlığı hakkında yapmıyor diyor... 'Sen misin şikayet eden? Gel bakalım üç harflilerden burs parası almak suçundan, icbar yoluyla irtikaptan' tutukladılar.
Bolu'da her partinin sahip çıktığı %80 halk desteğine kavuşmuş, bir kuruş borcu olmayan, muhteşem yönetilen bir belediye. Ve al onu Bolu'da cezaevinde tutarsak cezaevinin müdüründen gardiyanına herkesin sevdiği biridir, rahat eder diye Sincan'a, F tipine, yüksek güvenlikliye, terör örgütü üyelerinin ya da darbecilerin konduğu, kanunda öyle olduğu yere sen gel Bolu'nun belediye başkanı suçundan ceza alsa en üst sınırdan verseler yatarı 1 yıl, 1.5 yıl diyor Alima Bey değil mi? 1.5 yıl. Tutmuş tutukluluk yapıyor bununla ilgili.
Bahçeli'ye "iç cephe" yanıtı
Sayın Bahçeli, 'İç cephemiz sarsılırsa sağımız solumuz zehirli haşeratlarla dolacağını merak ediyorum ne zaman görmeyi ümit edecek birileri' diyor. İç cepheyi sarsmak derken bana demiyor herhalde.
Zeydan Başkanı, suç örgütüne sokamadılar çünkü İmamoğlu suç örgütü kurulmadan, kendinden önceki belediyenin verdiği ihalenin ödemelerini düzenli yaptığına bile iftira atarak aylarca içeride tuttular. Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz? Her fırsatta, yerel seçimden sonra 'bu seçimin kazananı kaybedeni yok, kazananı Türkiye'dir' diyen ben miyim? Yoksa o seçim sonuçlarını hazmetmeyip Ekrem Başkan'dan Zeydan Başkan'a, Ahmet Özer'den 16 belediye başkanıma kadar teker teker her sabah birine algı operasyonu yapmak için iki koluna polisle kapıya dayananlar mı?
Ben hiç üstüme almadım bunu. Bir okuyun baştan aşağıya. Sayın Bahçeli diyor ki: 'Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin iş birlikçi torunları.' Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenler kimler? Onların torunları kimler? Kim savunuyor Damat Feritleri? Kim savunuyor Milli Mücadeleyi? O yüzden bugün Sayın Bahçeli'nin bu önemli konuşması satır satır okunsun. Arkasında coğrafyayı doğru okumayanlarla doğru okuyanların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mücadele arkadaşlarının, partimizin kurucusunun neleri nasıl doğru yaptığını anlatıyor; karşısında duranların da hangi ihanet, hangi teslimiyet içinde işgal kuvvetlerine 'gücüm var giderim, donanmayı çekerim, Müslümanları ezerim' diyenlere destek olanların kim olduğunu, torunlarının da bugün hangi hatada olduğunu söylüyor.
"Tarihin kırılma noktalarından birindeyiz"
Bir kez daha tarihin kırılma noktalarından birindeyiz. 1 Mart tezkeresinde göründü kim Amerikancı, kim anti-emperyalist. Kurtuluş Savaşı'nda göründü; kim işgal ordularına kırmızı halılar serdi, kim ölüm fermanı boynunda Anadolu'ya geçip kurtuluş mücadelesi verdi. Şimdi bir kez daha Filistin'in yanında duracaklarla Müslüman kanı akmasın diyeceklerle işgalci Trump'a yarenlik edecekler saf saf ayrışıyor. İşte bir kez daha tarihin kırılma noktasındayız. Bu yüzden Sayın Bahçeli 'iç cepheyi güçlendirelim' derken; son hedef Tanju, ilk hedef Ahmet Özer. Ve bütün hedef Türkiye'nin kurucu partisini felç etmek, yerel seçimlerdeki başarısına pişman etmek, yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, her türlü iş birliğiyle, her türlü kumpası alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olmaya çalışmak. Diğer tarafta her seferinde doğru yerde durmuş; Ergenekon-Balyoz kumpasında da birileri orduyu, milli orduyu, kahraman orduyu tasfiye ederken karşısında durmuş. Her seferinde kandırılmamış, birileri tarafından kandırıldığını iddia edip de elini o şampuanlarla yıkayıp, deterjanla yıkayıp böyle kurutmamış.Tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket; yine aynı yerde, doğru yerde durmaya devam ediyoruz.
Numan Kurtulmuş'un iftar davetine katılmayacağını açıkladı: Sincan Cezaevi'ne Tanju'nun yanına gideceğim
Son hedef Tanju, ilk hedef Ahmet Özer... Yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, kumpası alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olma çabası bu. Diğer yanda; Ergenekon, Balyoz kumpasında birileri milli, kahraman orduyu tasfiye ederken karşı durmuş, kandırılmamış, tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket var. Aynı yerde durmaya devam ediyoruz. Kurtulmuş geldi, siyasi bir nezaket ziyareti yaptı. Çağırdılar, iftara gidecektik; vallahi de billahi de katılacaktık. Madem milli bir duruş lazımdır, yine balta çektiler! Bu akşam iftara Sincan cezaevine Tanju'nun yanına gideceğim! Geçen hafta yoğundu zordu, daha yoğunu olacak dedim. Olacak! bugün bu toplantı, yarın İstanbul'da ikinci bölge mitingi olacak, Cuma günü Bolu'ya gidilecek ve Bolu ayağa kaldırılacak. Cumartesi Karaman'da millet iradesine sahip çıkacak. Pazar günü Eskişehir'de kadınların Atatürk'e şükranına ortak olunacak. Bu kürsüye gelinene kadar ne ben ne milletvekillerimiz ne örgütümüz duracak. Madem ki kötülük gemiyi azıya aldı, hodri meydan! CHP karşınızdadır!
"Yoksullukta, yüksek enflasyonda ve işsizlikte Avrupa birincisiyiz"
Bizim adayımız belli, kadrolarımız belli, programımız belli. Seçim beyannamesi yazıyoruz. Sahada, sahada Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyası için her şeyimiz hazır, yola çıktık devam ediyoruz. Yönetimin her kademesinde şahsileştiren bu iktidar, içeride ekonomik krizi de derinleştirmeye çalıştıkça bize de bu noktada görev düşüyor. Rakamlar ortada.
Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Dün şubat ayı enflasyonu açıklandı. Daha yılın ilk ayında %4.8'di. Dün de kısa şubatın %3'lük enflasyonu açıklandı. Bu rakam 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Dünyada enflasyonu bizden düşük 100 ülke demiyorum, bir yıllık enflasyonu, 365 günlük enflasyonu bizim kısa şubatın 28 günlük şubat enflasyonundan daha düşük 100 ülke var diyorum.
Bizim bir ayda muhatap olduğumuz enflasyona bir yılda muhatap olmayan dünyada 100 ülke var diyor. Türkiye iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor yoksa berbat mı yönetiliyor esas buradan bakmak lazım. Dünyada gıda enflasyonu bizden daha yüksek 3 ülke var sadece. 200'ün üzerinde ülke var, 3 ülkede gıda enflasyonu bizden yüksek. Onun dışında bütün ülkelerde durum bizden iyi.
%21'e revize etmişlerdi enflasyonu daha geçen hafta. İki aylık enflasyon %8 oldu bile. %21'i tutturmaları için marttan başlayıp aralığa kadar %1 enflasyon yapmaları lazım. Mümkün değil, tutmayacağı dünden belli. Peki bu kara tablo varken TÜİK ne yapıyor? TÜİK 2025 yılında Türkiye %3.6 büyüdü diyor geçen sene. Sabit gelirlilerin, çiftçilerin, emeklilerin aldığı pay küçülürken bir avuç insana servet transferi nasıl devam ettiyse Türkiye %3.6 büyümüş.
"Övünülecek değil, utanılacak haldesiniz"
19 Mart darbesinin mali ayağı Mehmet Şimşek kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükseldiğini söyleyip övünmüş. Bakın bu şartlarda hiç değilse susar insan. Öz eleştiri yapmıyorsan, bu ramazanda yarattığın yoksulluktan utanmıyor, hicap duymuyor, özür dilemiyorsan bari susar insan. Yok, 18 bin 40 dolar diyor. Bakın, 18 bin 40 dolarlık milli geliri açıklıyorum. Asgari ücret 28 bin lira, 7 bin 636 dolar yıllık asgari ücretlinin. Emekli 20 bin lira, 5 bin 454 dolar yıllık emeklinin. Yaşlılık aylığı 6 bin 400 lira, yıllık 1745 dolar bu teyzemin, Hanife teyzenin. Engelli aylığı 5 bin 100 lira, yıllık 1390 dolar burada oturan engelli canım kardeşimin. Yetim aylığı 4 bin 734 lira, yıllık 1291 dolar bu zavallı yetimin. Topla hepsini 17 bin 516 dolar. Ey Mehmet Şimşek, senin cebini doldurduklarının kişi başına düşen milli geliri 18 bin 40 dolar; bu emeklinin, asgari ücretlinin, Hanife teyzenin, engelli kardeşimin, yetim kardeşimin toplamı 17 bin 516 dolar. Övünecek değil utanacak haldesiniz, utanacak halde!
İktidara "benzin ve mazot" çağrısı: Burnunun dikine gidersen gelecek ay enflasyon rakamlarında görüşürüz
Hürmüz Boğazı kapandı. Mazot ve benzin fiyatları tırmandıkça tırmandı. Bazı illerimizde bu gece 70 lirayı aşacak. Mazottan yüzde 40 vergi alınıyor. Enflasyonla mücadelede doğru iş yapmak istiyorsanız akaryakıtı zamlandırmadan bunu ÖTV'den karşılayın. Bu zammı bu akşam yapmamanızı öneriyoruz. Burnunun dikine gidersen gelecek ay enflasyon rakamlarında görüşürüz."
Yorumlar
Kalan Karakter: