Gazeteciler Ahmet Nesin ve Serdar Öztürk, AK Parti iktidarının MHP ile olan ittifakının yanı sıra diğer partilerin 31 Mart yerel seçimlerindeki hamleleri ve Türkiye’nin ABD ile olan uçak satın alımını konuştu. İki gazeteci aynı zamanda Türkiye ile Rusya ilişkilerine de değindi.
Gazeteci Ahmet Nesin, yapay zeka ile ilgili şaşkınlığını dile getirerek, Türkiye'deki siyasi figürlerin ve medya kişiliklerinin bu teknolojiyi nasıl kullandığına dair sorgulama yaptı. Devlet Bahçeli'nin CHP ve DEM için ayrı ayrı aday belirlemesinin "sinsi bir oyun" olduğunu iddia etmesi ve yapay zekaya olan güvensizliği, Nesin'in dikkatini çekti.
Serdar Öztürk ise yapay zekanın fikir hırsızlığı ve telif hakkı ihlali gibi sorunlara yol açabileceği görüşünü paylaştı. Öztürk, yapay zekanın hızlı bilgi taramasıyla insanlardan daha hızlı sonuçlar üretebileceğini belirtirken muhakeme gücüne sahip olmadığının altını çizdi.
Ahmet Nesin, “Şimdi ben bu insanları takipten yoruldum. Anlamak anlamaya çalışmaktan yoruldum. Bu insanlarda mı bir sorun var. Bende mi bir sorun var? Psikolog ya da psikiyatrist değilsin ama yılların gazeteci olarak sana bir şey soracağım ya. Sorun bende mi? Cümle şu. Devlet Bahçeli söylüyor. CHP'yle DEM’in ayrı ayrı aday belirlemesi sinsi bir oyundur. Ben yapay zekaya şimdilik güvenmiyorum Neden diyeceksin? Yapay zekaya bir arkadaşım keşfetti bunu. Ben keşfetmedim. Yapay zekaya pek giren bakan bir insan değilim. Aziz Nesin yazdık bir paragraf bir yazdı. Ahmet Nesin yazdı. Dört beş paragraf bir şey çıktı. Yapay zekaya böyle yapıyorsa artık o yapay zekada bir sorun vardır. Ya da işte Bahçeli gibi Erdoğan gibi insanlar mı yapay zekayla mı Türkiye'de yönetiyorlar? Bir bilemedim. O yüzden Türkiye şartlarındaki yapay zekaysa bu gayet normal. Ama yapay olmadığını biliyoruz yani” dedi.
Serdar Öztürk ise, “Geçenlerde bir makale okudum. Geçenlerde ilginç diyor ki yani aslında yapay zeka bir nevi fikir hırsızlığıdır diyor. Telif hakkı hırsızlığıdır. Uzun uzun anlatmış. Ben de çok meraklı değildim yapay zekaya biraz böyle bu işten anlayan gençlerle bir araya gelip bu nedir? Nasıl çalışır diye anlamaya çalıştım. Aslında doğru. Şundan kaynaklanıyor sanırım. Ahmet Nesin sonuç olarak dijital dünyanın var olmasından sonra daha çok ürünleri var. Ama Aziz Nesin’in daha çok kitap var. O kitapların bir biçimde dijital dünyaya geçmesi gerekiyor anladığım kadarıyla. Yapay zeka sonuçta internette olmayan hiçbir bilgiyi bilmiyor. Yani insandan ayıran tarafı bence en büyük tarafı o. Ve sonuçta sizin verdiğiniz materyallerle kısıtladığınız alanla size bir sonuç veriyor. O yüzden verdiği yanıt şey çok herhangi bir insan üretimi olmayan insanların çok daha önce ürettiği bilgiyi insandan daha çabuk tarayıp bir sonuca varması. Yani evet taraması bizden fazla. O yüzden dedim siyasiler sanki son Bugünlerde özellikle de Devlet Bahçeli bana bir yerde konuşma yapmadan önce yapay zekaya danışıyordu. Sonra söylüyor. Yapay zekatında şöyle bir şey var. Birkaç kez aynı soruda ekleme çıkarma yaparsanız yapay zekana kafa gidiyor. Sonuçta Bahçeli'nin cümlesine benzer cümle kuruyor. Yapay zekada yani. Ben çok uzun süredir uzak duruyordum hakikaten. Yani bu işleri şey yapmayalım diye ama evet insana yardımcı oluyor. O konuda kesin bilgileri bizden daha çabuk tarayıp bir sonuca varıyor. Ama dediğim gibi sonuçta insan kadar ne derler? Eski deyimle muhakeme gücü olmayan bir böyle bir alet gibi geldi bana. Yani şöyle birkaç saat sadece ilgilendim. Dedim ki bu ancak siyasilerin işine yarar. Hani çabucak metin hazırlamak istiyorsanız yapay zekaya başvurup böyle bir şey yapabilirsiniz. Size bir video göndermiştim. Çok viral oldu Türkiye'de çok izlenen videolar için de Erdoğan'ın sanıyorum bir hastane ziyaretiyle ilgili. Şimdi yapay zekanın ona ne yapacağını o videoyu göndersek nasıl bir sonuca varacağını ya da analiz yapacağını hiç düşünemiyorum bile yani.” İfadelerine yer verdi.
“Bundan sonraki seçimlerde Türkiye'nin pek çok yerinde göreceğiz”
Ahmet Nesin, Türkiye'deki siyasi liderlerin ve devlet yetkililerinin bazı olaylara yaklaşımlarını sorgulayarak, toplumun algıladığı zeka ile pratikte sergilenen davranışların uyumlu olmadığına dikkat çekti.
Nesin, örneğin, Erdoğan'ın bir yürüyen merdivende burnunu silmek için durması ve doktorların bunu gereksiz bir şekilde takip etmesi gibi durumları örnek gösterdi. Serdar Öztürk ise, Türkiye'deki siyasi atmosferin manipülasyon ve oylama süreçlerinin sorunlarını vurguladı. Öztürk, özellikle Azerbaycan'daki seçimlerde yaşanan usulsüzlükleri örnek göstererek, Türkiye'deki seçimlerde benzer durumların yaşanabileceğinin altını çizdi.
Ahmet Nesin, “Şimdi o videoyu ben aynı program yapacaktım ama bu Programın içine katılım hatta sorun yaşamadan bir kısmını da koyalım. Psikoloji konuşurken izleyiciler seyretsin. Şimdi bu doktorlar tıp mezunu değil mi? Yani bu insan sağlığı uğraşıyorlar. Yürüyen merdivenlerde Erdoğan merdivende yürüyen merdivende burnunu silemeyeceği için burnunu silmek için duruyor. Bir kere olay böyle başlıyor işin komiği bu. Yürüyen merdivende hareket halindeki merdivenin başında duruyor. Fakat doktorlar hastane herhalde orası. Doktorlar önceden yürüyen merdivene binmişler fakat Erdoğan yok yanlarında. Ya bir şey olursa. Burnunu da siliyor. Ya hastaysa yanında olmalıyız diye. Aşağıya çıkan merdivenden aşağıya inmeye başlıyorlar. Sonra hızına ulaşamadıkları için bakıyorlar hala yukarıdalar. Tekrar iniyorlar falan. Şimdi biz diyoruz ya yani bu bunları anlamıyoruz artık yani bu konuşma işte DEM Partiyle CHP'nin ayrı katılması ayrı bir sinsi oyundur. Bu zeka; doktoru da bu zekada işte ne bileyim ben Erdoğan bir köprü yaptıracak bir yol yaptıracak. Kaç senede diyor orada üç sene efendim diyor. Bir buçuk senede bitirilecek bu olay diyor. Müteahhit mimar ya da mühendis, her neyse işte yol işleri üniversitesinden mezun. Hayır demiyor yani teknik olarak dediğiniz doğru değil de mi? Tabii efendim diyor ve bitiriyor. Sonra sen işte Karadeniz'de Karadenizli olarak daha iyi biliyorsun. Karadeniz'deki yolların çoğu çöktü.” Dedi.
Serdar Öztürk de, “Maalesef iki buna iki örnek daha ekleyebiliriz. Ya onu da anımsarsınız. Şanlıurfa'da platforma çıkacaktı Cumhurbaşkanı. Merdivenlerin kenarındaki korkuluklar ıslak diye beklendi. Korkuluklar silindi. Mendille sildiler ve Erdoğan korkuluklara tutunarak çıktı. Hemen sanıyorum o konuşmadaydı. Bir halktan bir talep geldi, yani topluluktan bir talep geldi. Ne dedi? Bakanıma hemen talimat veriyorum. Buyuruyorum. Ben o kelimeyi duyunca durdum böyle. Ya biz neredeyiz acaba tarihte geri mi gittik de benim haberim mi olmadı? Ben uyurken birisi saati geri mi aldı falan diye böyle bir düşündüm yani. En son kim buyurmuştu diye hatırlamaya çalıştım. Bu TRT'nin yayınladığı diziler var tarihi oradan öğreniyoruz artık. Herhalde onlar da seyretmiştim diye düşündüm. Buyurmak kelimesi bilmiyorum. Bizim nesilde çok hatırlanan bir kelime mi? Yani daha öncesinde mi? Bu ama şey bilinç altının ortaya çıkması gibi geldi bana. Öyle düşünüyorum gerçekten. Bu artık Erdoğan'ın bütün bu olaylara Türkiye'ye Türk insanına falan nasıl baktığını çok net gösteriyor. Hele de bence biraz bize uzakmış gibi görünüyor ama umarım siz de izlemişsinizdir. Azerbaycan'daki seçimlerden sonra yani bu yüzde doksan iki doksan dört oranında yeniden seçildiği seçimlerde şey gördüm ben paket halinde oyları alıp sandığa atıyorlar. Paket halinde. Şimdi ve Erdoğan'ın çok yakın arkadaşı. 2024’te bu Mart ayının sonunda yapılacak seçimlerden sonra Türkiye'de bir daha seçimler sanırım böyle olacak. Vardı ufak tefek. Hani en son Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçiminde görmüştük. İşte Şanlıurfa'da benzeri yerlerde böyle kimsenin gelmediği, özellikle kadınlarının evlerinde otururken muhtarın ya da oranın ne diyeyim? Aşiret topluca gidip sandıkta oy kullandığı örnekler tek tük denk geliyorduk. Herhalde bundan sonraki seçimlerde bunu Türkiye'nin pek çok yerinde göreceğiz. Yani benzeri bir şey yaşayacağız. O yüzden ben Erdoğan'ın bütün bu sonuçlara bakarak öyle buyruğumu vereceğim diye konuştuğunu düşünüyorum.” İfadelerine yer verdi.
“Yeniden Refah Partisi’nin Türkiye’de yaratacağı siyasi sonuçları önemsemeliyiz”
Ahmet Nesin, Türkiye'deki siyasi atmosferin karmaşıklığını vurgulayarak, son seçim sonuçlarına ve liderlerin davranışlarına dair bir değerlendirmede bulundu. Nesin, Türkiye'nin tek millet iki devlet mantığına inandığını ifade ederek, seçim sonuçlarına ve halkın tercihlerine dikkat çekti. Ayrıca, Aliyev ailesinin Türkiye'den borç alması ve bununla ilgili mizahi bir anekdot anlatarak, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik ilişkilerini örnekledi.
Serdar Öztürk ise, Türkiye'deki siyasi çalkantıları ve seçim öncesi atmosferi değerlendirerek, farklı siyasi görüşlere sahip medya organlarının ve toplum kesimlerinin algılarını vurguladı.
Öztürk, siyasi liderlerin söylemlerinin toplumda nasıl algılandığına ve medyanın nasıl yansıtıldığına dikkat çekti. Ayrıca, Yeniden Refah Partisi'nin Erdoğan'a karşı çıkması ve seçim dinamiklerine etkisi hakkında önemli bir değerlendirme yaptı.
Ahmet Nesin, “Ben dünkü seçim sonuçlarından sonra tek millet iki devlet mantığına inandım. Durup dururken söylememiş Erdoğan bunu. Bu demokrasiyle uğraşan halkımızın bu faşist anayasaya verdiği oyu yüzde doksan iki. Yani tek tek millet, iki devlet aynen böyle işte. Oy oranı aynı. Bir hikaye anlatırlar. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Baba Aliyev işte o zaman bu kadar paraları yok. Zor Dönemler falan. Türkiye'den borç almaya geliyor. Anlaşmaları imzalanıyor falan. Sanıyorum Süleyman Demirel dönemi. Ya da Özal döneminde olabilir. Çek veriyorlar buna. Çek ne yapacaksın bu kağıt parçasını? Bana nakit lazım fakat bankalar kapalı, gece yarısı yani bu gerçekten mizahi olarak anlatılmış bir şey de olabilir. Bavullarla para nakit ayarlayıp bankadan tabii bir hileyle çünkü bankanın kapalı olduğu saat ve işlem yapılması olanaksız bir şekilde bavullarla uçağa bindiriyorlar. Gece yarısı Aliyev'i. Anlattım. Bu mizahi bir şekilde anlatılmış bile olsa emin değilim olmuş olabilir. Ama kafa yapısını anlatmaya çalışan bir şey. İşte kafa yapısı bu” dedi.
Serdar Öztürk, “Doğrudur Ama biz daha sonra Türkiye'de bavullarla böyle uçakla paraların gönderildiği gerçeğiyle çok karşılaştık. Demek ki Aliyevler hazırlık yapıyorlarmış. O yüzden demek ki o zaman yapılan hazırlıkların antrenmanların sonucunda Türkiye böyle bir şey yaşadı. Ama yani gerçekten demokratik bir ülkede sıfatı ne olursa olsun hani Cumhurbaşkanı dahi olsa birinin ben buyuracağım kelimesini kullanması çok müthiş bir tepki yaratması lazımdı tepki yok. Hatta görmemezlikten, duymamazlıktan geliyor. Konuşuluyor. Türkiye'nin belli televizyon kanalları ki akşam olduğu zaman bütün evlerde sonuçta böyle bir şey var. Hissi yoksa hani dünkü gibi cumartesi akşamıysa şuysa bir dizi peşine takılmamış ev halkı. Bir tarafta öyle bir Türkiye var ki mesela sadece DEM partiyi ve CHP konuşuluyor. Ya böyle bir şey var. Bir başka tarafı açıyorsunuz orada da tam tersi şeyler çok ayrı iki tane dünya var. İkisini birden seyretseniz kafanız uçar gider. Sanki Türkiye'de olmamış şeyleri Allah Allah ben bunları ne zaman oldu da ne zaman bu sonuç çıktı, ya da böyle oldu böyle bir değerlendirme var. Diye düşünüyorsunuz. O kadar birbirinden uzak ki gün geçtikçe yani seçimlere yaklaştıkça ki sanıyorum elli güne yakın bir süre kaldı. Ben Erdoğan'ın da Bahçeli'nin de bu sizin şaşırdığınız, sizin şaşırdığınız politikayı ısrarla sürdüreceklerini, işte öbür taraftan yine her seçimde başvurdukları gibi terörü bir biçimde daha lokalize ederek, daha böyle kazanamayacakları alanlarda ya da şeylerde, bölgelerde, şehirlerde bunları bir sanki bir provokasyon malzemesi olarak kullanacaklarını. Öbür taraftan da daha önce konuşmuştuk. İşte bayrakta inmez, ezan da susmaz gibi böyle bir mantığın üzerinden yeniden yürüteceklerini düşünüyorum. Konuşmamız gereken konulardan biri de işte buna bağlı olarak Yeniden Refah Partisi'nin Erdoğan'la anlaşamayıp ben adaylarımı çıkarıyorum demesinin Türkiye'de yaratacağı siyasi sonuçların ne olacağı ve kimlere yarayacağı bunu önemsemeliyiz. diye düşünüyorum ben.”
Bunun üzerine Ahmet Nesin, “Şimdi o çok önemli bir konu. Ondan bir parça bahsettim. Bir programda biraz sonra onu konuşalım. Ama dünkü bu miting ya da işte seçim propagandası olaylarında ilginç bir olay oldu. Bir saldırı oldu. İşte herkes AKP'nin seçim propagandasına saldırılıyor diye geçmiş olsunlar şunlar bunlar başladı mağdur rolü başladı. Ben de doğal olarak işte tiyatroya yeniden başladılar ve erken başladılar diye düşündüm ama sonradan saldırının sadece bir kadına adli bir olay olduğu ortaya çıktı. Bu ortaya çıktı. Ben diyorum ki öyle bir siyasi yapının öyle bir dönemi yaşıyoruz ki o yapı sayesinde bunu tersine çevirmek için ciddi üzülmüşlerdir. Yani bu keşke kadına olduğu ortaya çıkmasaydı da saldırı bize olmuş gibi devam etseydi diye üzülmüşlerdir. O yaralanan ve yaşamını yitiren kadına üzülmekten çok tüh be dediklerine inanıyorum. Haklı mıyım? Haksız mıyım?” diye sordu.
Serdar Öztürk ise, “Doğru. Çünkü çok uzun saatler boyunca. Hatta bu işin bir adli vaka emniyet tarafından açıklanmasına rağmen siyaseten bunu sürdürmeye çalıştılar. Bunun üzerinden mümkün olduğu kadar siyasi prim yapabilir miyiz, yapabilir miyiz? Diye böyle çabaladılar ama artık öyle bir noktaya geldi ki bunun adli vaka olduğu kesinleşti ve sanırım yukarılardan bunu yeter bunu bunun altından kalırsınız dendiği böyle bir uyarıda bulundu bulunulduğu için ve bundan vazgeçildiği çünkü İstanbul gibi bir şey”
Ahmet Nesin, “Devamını önlemiş olabilir. Çünkü sonuçta İçişleri Bakanlığının açıklaması, emniyeti dolayısıyla ona bağlı emniyetin açıklamasının üzerine inanmak zorunda bu basında, toplumda. Üç saat, beş saat daha ertelettirdi Yerlikaya, erteletmedi” dedi.
Çağlayan adliyesindeki polis noktasına yapılan saldırıya ilişkin konuşan Serdar Öztürk, “Burada sanki bunun siyasi sonuçlarının eğer böyle giderse tersine dönebileceğini hesaplamış olabilir Yerlikaya. Ya da onun da kontrol edemediği birtakım mekanizmalar. Çünkü bu bugünlerde Yada bu süreçte ister İçişleri Bakanlığı'nın, ister Cumhurbaşkanı makamını, ister MHP liderinin ve onların da kontrolü dışında birtakım politik ve onun yanında işte böyle olaylar, adli olaylar geliştiğini düşünüyorum. Yani her şeyden de haberleri yokmuş ya da her şeyiyle kurgulama şansları yokmuş gibi geliyor. Sanki onlar kurguladıkça başka yerlerde, başka şeylerde kurgulanıyormuş gibi geliyor bana. Yani karşılığı sanki bir nevi böyle. O yüzden çok sürdüremediler ama ben baktım iki üç saat daha böyle bir siyasi çabanın içine girdiler. Sonra aynı şeyi yapıyorlar. Tamamen sessizliğe bürünüyorlar. Yani şunu düzeltmiyorlar. Ya biz bunun için böyle dedik ama aslında bu böyle değilmiş. Adli bir vakaymış demiyorlar. Siyaseten o kullandıkları noktaya kadar kullanıyorlar. Sonra birdenbire hiçbir şey yokmuş gibi başka bir konuya geçiyorlar. Ya ben de sizin gibi bu süreçte benzeri olaylar bekliyorum. Hele de şu son adliyenin girişindeki o polis noktasına düzenlenen saldırıdan sonra evet dedim yani. Çünkü bu bir neresinden bakarsanız saçmalık. Ama bu saçmalığın bir siyasi sonucu var. Demek ki birileri bu siyasi sonucu elde etmek için bu saçmalıklarda ısrar ediyorlar. Belki de Erdoğan'ın kuyruğunu ben de buyruğumu veriyorum sözü bunun içinde değerlendirilebilir diye düşünüyorum” diye ifade etti.
Bahçeli’nin DHKP-C’nin ismini telaffuzundaki hatasına dikkat çeken Ahmet Nesin, “Sanıyorum Bahçeli konuşmasında o adliye saldırısından bahsetti. Örgüt adını söylerken işte orada kendimi tutamadım. Çok güldüm. Neyse ki Bahçeli güldüğümü görmedi. DHKP DHKC DHK'lı C dedi. DHKP'lice dedi.” Diye konuştu.
Serdar Öztürk ise “Serdar Öztürk, “Ben DEAŞ falan dediği için öyle birkaç kez tekrarladığı için acaba dedim şimdi kendi Yani adını söyleyecekler diye bir ara düşündüm. Hani bilinen adını değil de kamuoyunun bildiği adım değil de adını diye. Ama ben o noktada Devlet Bahçeli'nin de kendisini büyük bir strateji uzmanı olarak görürken böyle çok hızlı paraşütsüz yere çakılma olasılığının yavaş yavaş güçlendiğini düşünüyorum. Erdoğan'la olan ilişkisini söylüyorum bunun. Yani iktidarın ortağı olarak kalma.” Şeklinde cevap verdi.
“Daha fazla rezillik yapsın, biz bu adamı bu sayede yıkalım”
Bahçeli, MHP, Tuğrul Türkeş, Numan Kurtulmuş gibisi isimlerin bir anda AK Parti’yle güçlü bağlar kurduğuna dikkat çeken Ahmet Nesin, “Şimdi ben kendi görüşümü söyleyeyim. Ben bu bunu uzun zamandır söylüyorum. Hatta bir kere de şöyle bir yazı yazmıştım yani. İşte Erdoğan'ın şöyle böyle falan diye deviremediler. Seçim anlamında söylüyorum. MHP'nin bu kadar ani dönüşü çünkü Erdoğan, bu kadar ağır konuşurken, küfrederken hadi biz seni destekliyoruz demesi, tamam yukarısının emri olabilir ama şu emri beraber verilmiş olabilir. Ya buna destek ol. Daha fazla rezillik yapsın ve biz bu adamı bu sayede yıkalım. Halkın sempatisini bu şekilde yok edelim gibi. Sanki bilerek yapılmış diye düşünüyorum. Çünkü Bahçeli ve milliyetçi cephedeki bu kadar ani dönüş yani buna tabii Süleyman Soylu da dahil Numan Kurtulmuş da dahil buna Tuğrul Türkeş de dahil buna benzer bir sürü insan var bu şekilde davranan. Sanki gelin bunu biraz yükseltirmiş gibi yapalım. Böyle iyice pisliğe bulaştıralım. O zaten bulaşmaya aday bir insan. Öyle yıkalım mı? Diye düşünüyorum. Çünkü 180 derece dönüş MHP mantığına pek sığmayan milliyetçi, ülkücü mantığına pek sığmayan bir şey ve bunu tabana kabullendirmek, kadroya kabullendirmek de o kadar kolay bir şey değil diye düşünüyorum. Fakat şimdi o noktaya geldi ki senin dediğinle birleştirerek söyleyeyim. Sanki aynı Erbakan, Erdoğan değişiminde olduğu gibi bu sefer de Erdoğan Erbakan değişimine doğru gidip Türkiye'nin dindar bir partiye ihtiyacı var. Ama bu kadar yüksek oy alan dindar bir parti değil. İşte yüzde onlar da on beşlerde eski Milli Selamet Partisi eski Refah ya da Fazilet hangisiyse işte o parti gibi bir parti olsun. Bunu da Erdoğan'ı böyle küçük bir parti yapamayız. Adam rahatsız. Ama Erbakan'dan yapabiliriz gibi bir hazırlığa doğru gidiliyor. Bunun yanında da birisini çıkartacaklar diye düşünüyorum. Nedir o birisi dediğim? Bir merkez sağ. Bir türlü oluşturamadıkları merkez sağ alıp böyle bir koalisyon iktidarına doğru gidilecek diye düşünüyorum” diye ifade etti.
Serdar Öztürk ise şöyle devam etti:
“Ben bunu biraz daha genişletmek istiyorum. Aslında sizin dediğiniz gibi kurdukları bu plan biraz sanki Bahçeli'nin aleyhine dönmüş gibi. Bu birçok nedenden olabilir. Yani bu işte kaybeden Erdoğan olsun diye kurgulanmışsa şu anda kaybeden biraz daha Bahçeli oluyor noktasında. Şimdi burada bir şeye dikkat çekmek lazım. Bütün bu sizin söylediğiniz kurgunun üzerine İYİ Parti'yi nereye koymalıyız? Diye bir soru sordum. Kendi kendime. İYİ Parti'deki bu ani yani aslında Meral Akşener'in bu ani dönüşümünü nereden başladığını şöyle bir geriye doğru gidersek Oktay Vural'ın Milliyetçi Hareket Partisi'nden ayrılıp siyaseti bırakıp epey bir siyaset dışı kalması. Sonra birdenbire İYİ Parti'de hem de önemli bir mevkide siyasete yeniden dönmesiyle ilgili diye düşünüyorum. Hani sizin söylediğiniz AKP'nin yerine Erbakan kökeninden gelen milli görüş kökenine dayan bir yapının konmaya çalışılması söz konusu ise aynı şey aslında MHP için de sanki kurgulanıyormuş. Ve de Meral Akşener aslında sanki biraz oraya oynuyormuş gibi geliyor. Çünkü bu politikaların çoğunu yani bu bizim merkez sağdan kaçan bütün bu yani altılı masa dediğimiz o atıl masayı dağıttıktan sonra çizdiği siyasi çizginin ben Oktay Vural'ın ekibinin, onun ve onun ekibinin ya da onun ideolojisinin MHP'nin yerine hazırlanması gibi bir çaba içinde olduğunu da düşünüyorum. Ama tabii burada önemli olan asıl iktidarın sahibi olan Erdoğan ve onun AKP'sinin yerine kimin ve nasıl hazırlandığı, burada sizin söylediğiniz isimlere yani Fatih Erbakan, Milli Görüş ismine bir ekleme yapabilirim. Çok uzun zamandır takip ediyorum. Bugünlerde de televizyonlarda sıkça gördüğüm bir isim Ali Babacan. Ben Ali Babacan'a hala dikkatlice izlemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Ali Babacan'ın hem AKP içinde hem de liberal diyebileceğimiz ya da merkez sağ diyebileceğimiz çevrelerde ciddi puanı var. Görebildiğim kadarıyla. Ve şu anda o yapıların içinde en istikrarlı konuşan, ekonomiyle ilgili en istikrarlı programları yapıyormuş, sunuyormuş görünen Ali Babacan var. Acaba diyorum Ali Babacan bu figürün içinde önemli bir şey mi? Çünkü Erdoğan da mesela eskiden birlikte çalıştığı Davutoğlu ve Babacan ikilisine söz söylerken şeye daha çok söylüyor. Eleştirirken Davutoğlu'nun daha çok ve siyasi sözlerle eleştiriyor. Babacan'ı daha küçümsemeye çalışarak eleştiriyor. Hani sanki benim çırağımdı der gibi. Zaten Mehmet Şimşek'in şu anda Erdoğan'ın nasıl söyleyeyim? Denize düşen, yılana sarılır gibi sarıldığı Mehmet Şimşek'in de Aslında Ali Babacan'la aynı ekolden olduğu ve ekonomi konusunda aynı yöntemleri izlediği düşünülürse eğer Türkiye'nin Kemal Derviş'i olacak biri varsa Yeni Kemal Derviş'i yani Ali Babacan'dan daha iyi bir karakter bulacaklarını düşünmüyorum. Ama bu işin bir de elbette tarafı var sizin dediğiniz gibi. Yeniden Refah Partisi şu anlamda bence önemli. Bir daha önce hatırlıyorsunuz Recai Kutan'dı sanırım. Rahmetli oldu. Onun üzerinden Erdoğan bir Saadet Partisi'ni kendisine benzetme çabasına girmişti. Ve yine hatırladığım kadarıyla Oğuzhan Aslı Türk'ü alıp Kıbrıs'a yanında götürmüştü. Herhangi bir büyük bir siyasi kariyeri olmamasına rağmen böyle bir saadet partisinin bir yoklamıştı. Saadet Partisi'nden sonuçta olumsuz bir yanıt aldı ve orayı en azından o duvarı delemeyeceğini anladı. Şimdi Saadet Partisi milli görüşün temeli diyelim ama yaş olarak da çoğu altmış yaşın üzerinde. Şimdi bu altmış yaşındaki üzerindeki siyasetçilerle Erdoğan’ın gelecek çizmesi ya da Erdoğan'ı değiştirmek isteyenlerin gelecek siyasi gelecek çizmesi çok mümkün değil. Ama Fatih Erbakan genç bir fikir. Oldukça genç bir figür hem de yani. Bir de babasından aldığı yani soy isminden aldığı bir özelliği var. Şimdi bence bu genel seçimlerde Erdoğan'ın yanında olmakla beraber kendi yani ittifakta olmakla beraber kendi amblemi altında seçime girip bir denettiler. Yani Türkiye buna nasıl tepki verecek? Nasıl bir tepki verecek seçmen diye baktılar. İstanbul gibi yerde yüzde dört oranında dört buçuk oranında oy almış olmak. Dediğiniz gibi Oğul Erbakan’ı oyunun içine soktu. Oyunun içine soktu ama bu Erdoğan'ı rahatsız etti bence. Yani Erdoğan da evet ben Saadet Partisi bir taraftan zaten beni kemiriyor. Ülkücüler oradan bir kemiriyor beni. Bir de şimdi bunun üstüne Erbakan yani soyadından gelen biri çünkü şunu da biliyoruz ki siyasi hayatımızın içinde Necmettin Erbakan Erdoğan'ın yükselmesini istemeyen biri, lider olarak. Erdoğan'ı çok hırslı olarak gören onu kontrol edemeyeceklerini düşünen o yüzden de siyaseten yükselmesini engellemek isteyen biri. Şimdi oğul Erbakan öyle ya da böyle babasının soy içmeye dayanarak bir siyasi hareket başlattığında geldiği nokta bu.”
Ahmet Nesin, “Peki sanki iyi hazırlamışlar. Mesela iyi bir kendi siyasi görüşleri anlamında iyi bir konuşmacı olarak hazırlamışlar yani. Öyle birdenbire olmamış bu gibi geliyor bana” dedi.
Erdoğan’ın Saadet Partisi’ni parçalayamadığını söyleyen Serdar Öztürk, “Doğrudur ama burada acaba bu Erdoğan'ın bir planı mı diye bir soru aklıma geliyor benim. Neden diyecekseniz, Erdoğan Saadet Partisi parçalayamadı ama oğul Erdoğan Saadet Partisi'ne yani Recep Tayyip Erdoğan'dan daha yakın. Daha yakın olduğu için o altmış yaşın üzerindeki Saadet Partisi'nin politik temelini sarsabilecek bir Erdoğan sarsamıyor bunu, gördü. Ama Fatih Erbakan üzerinden Saadet Partisi'nin Erdoğan karşıtlığını ve eğer o tabanı kendi içine çekerek yani Yeniden Refah Partisi içine çekerek, bütünleşmeyi ben çok mümkün görmüyorum. Çünkü Saadet Partisi'nin siyasetini oluşturan o eski milli görüşçülerin Erdoğan'la ittifaka çok sıcak bakmadıklarını düşünüyorum. Bakanlar da zaten vardı ama Erdoğan onların üzerinde Saadet Partisi'ni parçalayamadı. Şimdi o Erbakan bunları ikna edebilir. En azından tabanın bir bölümünü ikna edebilir ve Saadet Partisi'yle dediğiniz gibi Yeniden Refah Partisi birleşecekse önce bu saadetin tabanının yeniden Refaha gitmesi lazım. Şimdi Yeniden Refah Partisi İstanbul'da büyük şehirlerde başka bir şehirlerde aday çıkarmasaydı bu tabanın geçişkenliğini göremezdik. Yani ön göremezdik. Çünkü ayrıştırmak mümkün değildi. AKP'nin adayına oy vereceklerdi. Bence Erdoğan yine bu seçimde yeniden Refah Partisi'nin kendi amblemi altında seçime girerek Saadet Partisi ne kadar oy alabileceğini kendi tabanından da aynı zamanda oyun yükselip yükselmeyeceğini yani bu dörtlerde yüzde dörtlerde dört buçuklardaki oyun nerelere gidebileceğini bir ölçmek istiyor gibi geliyor bana. Ona göre yeniden Refah Partisi'ni sanki bir siyasi geleceği için maymuncuk gibi bende böyle bir his oluştu. Çünkü Erdoğan istemese bu tavizlerin hiçbirini vermezdi. Zaten ortaya atılan işte üç tane büyükşehir belediyesi istedik. On tane on beş tane normal ilçe belediyesi istedik. Bunlar Erdoğan'ın pazarlığında ya da Erdoğan'ın pazarlık anlayışında çok küçük şeyler. Yani Erdoğan bu konularda pazarlık bile yapmaz. Genel başkan yardımcıları aracılığıyla bunları verir zaten. Yani Milliyetçi Hareket Partisi'ne hayır mı diyor Erdoğan? Ne derse yapıyor. Çünkü onun için önemli olan iktidarını altını sağlam tutmak, daha sağlam tutmak. Ama bir taraftan da görüyor ki hem kendi iktidarının altı kayıyor. Yani boşalıyor, içi boşalıyor. Hem de nasıl söyleyeyim? Ortaklıklarını yürütememeye başladı. Şikayet var. Şimdi bir örnek vereyim size. Doğrulanmış değil. Yani Bana ulaşan Karadeniz’de güvenlik güçleri aracılığıyla özellikle köylerde imza karşılığı para yardımı yapılmaya başlanmış. Tabii bunun mutlaka bir hukuki zemini vardır. Yani kaymakamlığın, valiliğin neyse bir uydurduğu bir oturttuğu bir hukuki zemin vardır. Ama bu seçimlerde çok arttığı söyleniyor. Yani birkaç yerden bu yönde şikayet geldi. Ya da en azından siyaseten böyle tespitler oldu. Yani bu şu demek. Erdoğan'ın artık siyasi tabanı siyasi özelliğini kaybediyor Mesela bu DEM parti için geçerli değildir Türkiye'de. Yani partinin seçmenini işte bu tür ekonomik bir takım şeylerle kandıramazsınız. O daha politiktir çünkü. Erdoğan'ın da seçmeni eskiden böyleydi. Daha politikti. Ama şimdi Erdoğan'ın seçmenini bu politikliğini kaybetti ki Erdoğan işte beş yüz liralar, bin liralar yardım yaparak ama Erdoğan biliyorsunuz zaten öyle bir cebinden çıkarıp para verme huyu milletin kafasına çay atma huyu falan var yani. Adam Hatay'da konuşma yapıyor. Diyor ki yerel yönetimle merkezi yönetim bir olmazsa bu işler yürümez. Hatay'da oldu mu diyor. Millet alkışlıyor. Yahu yuhalamanız lazım. Böyle saçma sapan şey mi olur? Kimin parasını kime veriyorsunuz? Erdoğan'ı bu kadar seçimdir tanıyoruz. Bu siyasi iktidarın siyasi zemininin kaydığı için Erdoğan'ın kendisini yeniden bir siyasi zemine oturtmak ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bunu nereden anlıyoruz. İkinci bir delil olarak söyleyelim. Erdoğan çıktı ne dedi? Nas var kardeşim. Siz ne diyorsunuz dedi. Şimdi belki bizim için uçuk kaçık bir fikirdi ama Yeniden Refah Partisi'nin, Saadet Partisi'nin benzeri tarikat o yani o tür siyasi oluşumların bu alkışladığı bir şeydi. Bize belki uzak bir dünya ama alkışladığı bir şeydi. Şimdi Erdoğan onu inatla getirdi getirdi duvara tosladı. Yani sonra Mehmet Şimşek'le beraber işte Gaye Hanım'ı getirdi. Onların politikaları sonucu yüzde kırk beşlere varan, şimdi faiz geldi. Erdoğan siyaseten bunun tabanını anlatamıyor artık. Yani bir taraftan zaten Erdoğan'ın çıkıp konuşmalarında ben onların rastlantı olduğunu düşünmüyorum. Kardeşim şeriata nasıl karşı çıkarsınız falan derken bir tarafı tahrik ederken bir tarafa mesaj veriyor aslında. Ve Erdoğan'ın derdi bence siyaseten karşısındakileri tahrik etmek değil kendi tabanına mesaj vermek. Çünkü kendi tabanı siyasi özelliğini kaybetti. Politik bir özelliği kalmadı. Milli görüş tabanının üzerine oturarak Erdoğan yükseldi. Yani Erdoğan'ın iki bin iki yılından özellikle iki bin sekize kadar yani bu kendisini daha öne çıkaran işte özellikleri olmadan yani Abdullah Gül'ün işte Cumhurbaşkanı Bülent Arınç'ın meclis başkanı olduğu dönemde Milli Görüş tabanıyla yani o tabanla o gömleği çıkarttım demeseydi Milli Görüş yüzde kırk dokuz alır mıydı? E yani onu tabana şöyle açıklıyorsunuz. Bunu söylemem gerekiyordu Bunu söylemeseydim işte yüzde kırk dokuz alamazdım. Tamam ona bir ne derler ona? Bir avans verdi. Bir süre için.” Dedi.
Ahmet Nesin, “İşte ben de diyorum ki AKP'nin belli bir felsefesi olmadığı için ANAP gibi tabanı yok. Seçmenler var. Nedir o seçmen? O Seçmen işte dediğimiz bir liberal, eski Adalet Partili, eski ANAP'lı, eski Demokrat Partili bir daha siyaseti bilen bir taban. Buna bir müddet anlatırsın ama yaptıklarından esasında vazgeçmediğini gördüğü andan itibaren işte şu anda yüzde otuz beşlere son seçime göre bir sonraki seçimde yüzde otuz ikilere otuzlara düşer falan filan. Geri kalan o yüzde otuzun içerisindeki yüzde yirmilik bir kesim ona ne söylersen söyle o bu tip partilere hep oy verecektir. İşte kenar mahalle oradan polis yapıp bu sokakların hakimidir. Hakimi sensin diyebildiğim bir kesim. İşte az buçuk da olsa çalabilse de, biraz kendisine göre daha iyi yaşayabileceği ortamı veren AKP'nin yanında olmakla bunlar onun için AKP'nin şu anda ya da Erdoğan'ın şu anda bunu anlatabileceği orta sınıf liberal merkez sağ seçmeni çok ciddi azaldı. O yüzden her dediğini kabul edecek bir kesime kaldı Erdoğan. Ama ben başka bir şey söylerim şimdi. Meral Akşener'in bir lafı var. Meral Akşener diyor ki bu belediye seçimlerine biz parti olarak gireceğiz. Bu gayet en doğal hakkımızdır. Kendimizi ispatlayacağız. Bu Türkiye'de çok söylenen bir şey. Belediye seçimlerinde kimse kendini ispatlayamaz. Çünkü belediye Seçimlerinde atıyorum ispatlanmış olsaydı CHP iki üç belediye seçiminden sonra iktidara gelirdi. Bu Erdal İnönü döneminde de oldu. Özal ve ANAP gibi şeyi yerle bir etti adam. Ya da SHP. Hep beraber yaptı doğru. Onun için yerel seçim hiçbir zaman partinin kendini ispatlama yeri değildir. Ama o oyu alamazsak benden buraya kadar der. Şimdi merkez sağ kim olacak? Yeni bir parti mi kurulacak? Yeni bir şey mi kurulacak diye sen anlatırken aklıma başka bir şey geldi. Seninle de bir iki programda konuşmuştuk. Kendi aramızda konuştuğunuzda da ya bu Erdoğan'ın eski doktoru aydın, entelektüel, iyi konuşan Turan Çömez, İngiltere'deki doktorluğu bırakıp niye Meral Akşener sonrası İyi Parti merkez sağ iddiasıyla Turan Çömez gibi birisini başkan yapıp da işte Oktay Vuralları işte şeyleri MHP'ye gönderip siz orada yüzde on, on ikiyi on üçe kadar çıkın bizle bizler aldıklarınızla beraber. Biz de merkez sağ olalım. İleriki bir ortamda İYİ Parti, MHP yeniden refah iş birliğine doğru gidelim. Bu CHP'yi gene iktidara getirmemek için her yolu deneyelim. Emri yukarıdan verilmiş midir? Ve bu uygulamaya konulabilir mi? Turan Çömez'i örnek verdim. Çünkü hala kafam o adamın niye gelip de bu kadar politikanın içine girdiğini anlamamakta zorlanıyorum. İkincisi birtakım insanlar İyi Parti'den çeşitli nedenlerle ayrılırken onun ayrılmamasını anlamıyorum. Böyle bir birdenbire bir sürü ve merkez sağın kabul edeceği insan olarak ortaya çıkartılabilir mi?” dedi.
Serdar Öztürk ise “Mümkün ama şu gerçek eğer hayata geçerse bir defa Erdoğan Bahçeli'den kurtulmak istiyor. Bu kesin artık. Erdoğan'ın önümüzdeki dönemde siyaset yapacağı yapmayı düşündüğü kişiler arasında Bahçeli yok. Bu nasıl becerir bunu nasıl yapar bilmiyorum ama siyaseten yok. Çünkü şu anda en büyük ve en güçlü ortağı. Erdoğan'ın bunu yapması için birkaç siyasi hamle yapması gerekiyor. Sanki Yeniden Refah Partisi hamlelerden biri gibi geliyor bana. HÜDAPAR sanki geçmişte yaptığı bir hamle şimdi yapmaya çalıştığı HÜDAPAR'ın üzerinden özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu'da Kürt siyasetini bölme çabası büyümez. Hiç başarılı olamaz Katılıyorum ama Erdoğan'ın bir sanki böyle birkaç koldan birkaç şeyi deneyerek ya ben bu Bahçeli'den nasıl kurtulurum diye bir planı var. Yani Erdoğan'ın bundan sonraki planı Bahçeli'den kurtulmak.”
Ahmet Nesin, “Bir defa şunu göz ardına göz ardı etmemek lazım Bahçeli ve MHP dışındaki bütün partiler yeniden Refah, İYİ Parti Erdoğan'la iş birliğinde hükümet de bakanlık isterler.”
Serdar Öztürk, “Ben Erdoğan için bunun çok büyük bir sorunu olacağını düşünmüyorum. Şu soruya Devlet Bahçeli iki bin ikide ANAP ve DSP'yle olan koalisyonu niye bitirdi? Emir geldi. Şimdi işte o bütün o değil.”
Ahmet Nesin, “Genç Parti niye kuruldu? Genç Parti nasıl böyle yüzde yedi buçuk gibi bir oy aldı. En yüksek İzmir olmak üzere bunu da inatla söylüyorum. Üç partiyi nasıl meclise sokmadınız? Belediye başkanlığından gelelim. Nasıl üç tane sosyal demokrat, sol ya da işte merkez demokratik sol parti hiçbirisi birbirini Erdoğan belediye başkanı seçildi. Yüzde yirmi sekiz toplamı yirmi sekiz ama karşı tarafın toplamı yüzde kırk beş elli civarında bir rakamken. Şunu söyleyeyim yani içimde kalmasın alınırsa da alınır. Aday olarak mesela belediyeden anlayabilecek biri varken niye Zülfü Livaneli aday yapıldı? Bu da bir oyun muydu mesela? Zülfü Livaneli yerine başka bir belediyede daha fazla insanın oy vereceği bir insan olsaydı oradan o parti belediye başkanı çıkartabilir miydi?”
Serdar Öztürk, “İşte söylediğim gibi bütün bunlar sanki zincirin birer halkasıymış gibi geliyor ama birer halka çünkü. Oyunun içindeki bu aktörlerin görevlerini de iyi tanımlamak gerekiyor. Yine ben iki bin iki seçimlerine getirmeye çalışıyorum. Türkiye'de yaşanan çok ciddi ekonomik sıkıntı, faizlerin bir gecede binlere fırlaması, falan bundan rastlantı sonucu olan şey değil. Bunlar belli bir işte o dediğiniz oyunun içindeki bir halkalardan biri. Kemal Derviş aynı şekilde işte Kemal Derviş'le beraber şeye İsmail Cem'e kurdurulan YTP diye bir siyasi oluşum falan hatırlarsanız bir ara Erez'in başbakanlığında bağımsız bir hükümet, azınlık hükümeti falan söz konusuydu. Ama en önemlisi en önemlisi ya kardeşim Ecevit'in anayasa şey hikayesini kim büyüterek Türkiye'nin gündemine ve beş dakika içinde belki on beş dakika içinde Türkiye'nin bütün siyasi o ana kadar getirdiği bütün siyasi şeyi değişti, iklimi değişti. Bir anda. Ya biz anayasa kitapçığı mesela anayasa kitapçığını atılması hikayesinin yani atılma diye bize o gün söylenmişti. Ama o hikayenin, o tartışmanın taraflarını daha sonra yıllar geçtikten sonra dinlediğimizde bu işin aslında pek de öyle söylendiği gibi bir atışma yani bir kitap fırlatma olmadığını tek başına. Önüne uzatıyor. E bir de başka bir orada siyasi kırılma var oradaki konuşma içinde”
Ahmet Nesin, “Hiç kimse şunu düşünmedi mi? Yani iki tarafın da karşılıklı şunu düşünmedi değil mi? Ahmet Necdet Sezer yani beğenin, beğenmeyin, ayrı bir şey. Ya da Ecevit tersi de olabilir. İkisi de birbirlerine kitap fırlatacak. Şiddeti hayatta göstermeyecek iki tane tip”
Serdar Öztürk, “Tamam. İşte bu tartışılmadı. İşte bu ortamı ya da bu kitap fırlatıldı sözünden çıkarak o ortamı nasıl yaratıldığı, sonra dediğim gibi mesela bu, bu hiç benim hep merak ettiğim ama hiç bu konuda bir kaynağa ulaşamadığım şeydir. Ya ne oldu da bir tek Mesut Yılmaz'dan sanırım okumuştum bunu. Bahçeli'nin yanına gidiyor. Görüşüyorlar. Bahçeli kendisi söylüyor. Bu iktidar devam etmelidir. Hükümet devam etmelidir. Türkiye'nin sorunları vardır falan filan diye. Ve Mesut Yılmaz rahatlayarak çıktığını söylüyor. O görüşmeden. Ama diyor gece yattım sabahleyin Bahçeli'nin ne oldu o gece? Yani o gece ne oldu? Ne oldu da Türkiye'nin bir anda siyasi atmosferi merkezine Recep Tayyip Erdoğan'ın oturduğu başka bir düzleme geçti bunu çok merak ediyorum. Bunu ancak işte sizin söylediğiniz oyunun halkaları birleştikçe anlayabiliyoruz. Ve ben sanki aynı o dönem yaşanır gibi yani iki bin ikinin o atmosferi yaşanır gibi Erdoğan'ın şimdi aynı durumda olduğunu düşünüyorum. Bahçeli'ye bu yüzden nasıl söyleyeyim? Direkt rest çekemiyor sanki. İşte bürokraside kendi gücüyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama karşına alıp Bahçeli'ye herhangi bir şekilde böyle bir direkt bir tavır takınamadığını görüyoruz. İşte bu nedenle Erdoğan Bahçeli'nin yerine birilerini de organize ediyor ya da bu büyük oyunun halkalarından biri de bu olabilir. Bahçeli'yi çıkaralım Erdoğan devam etsin. Böyle bir formül bence bu oyunu kurgulayanların işine gelebilir. Çünkü durup dururken Amerika Birleşik Devletleri şimdi kongresinden sayısını tam hatırlamıyorum ama F-16’lar için olumlu bir şey var gelişme var. Yine Erdoğan'a ufak ufak ufak gözdağı olarak görüyorum. Çıkacağını düşünüyorum. Yani çünkü sonuçta siyaseten yazılı olmasa da karşılıklı anlaşmalarınız ya da vardığınız mutabakat var. Bildiğim kadarıyla bu tür silahları işte kendi başlıkları mı deniyor? Ne deniyorsa onları etkisiz hale getirdikten sonra birer çok farkı yok. Havai fişekten farkı olmadığına göre S400'leri havai fişek olarak kullanma olasılığınız da var gibi geliyor bana. Zaten biz Azerbaycan'a eğer S400 vereceksek ya da böyle Amerika'nın da böyle Rusya'nın da gizlice bir onayı vardır. Çünkü üreticisi o. Sonuçta kendi kontrolünde ve bir biçimde Amerika Birleşik Devletleri'nin erişmesini istemediği şeylere erişemeyecek. Niye diyeceksiniz? Evet Azerbaycan, Rusya'dan ayrılmış kendi başına bir cumhuriyet olarak görünse de çok ciddi bir Rus egemenliği altında. Yani sözde bağımsızlık diyelim yani. Yoksa Rusya'nın her an Azerbaycan'da her şeyi yapabilecek gücü var. O yüzden ben Rusya'nın da böyle bir formüle karşı çıkmayacağını düşünüyorum. Ama demek istediğim şu. Eğer böyle bir şey varsa bu konuşulmuştur. Mutabakata varılmıştır. Biz bilmiyoruzdur. Sıradan insanlar bunu bilmiyordur ama mutlaka devletin üst kademesindekiler bunu biliyordur. Amerika Birleşik Devletleri de bu görüşmelerin dışında yani siz tamam meclisinizden geçirdiniz bu İsveç kararını. Şimdi biz yeni şartlar kuruyoruz diyerek masayı yeniden kurmaya çalışacaklarını sanmıyorum. Bence bunlar çoktan konuşuldu. Bitti. Her şey bitti. Yani Türkiye ile Amerika Birleş devletleri sadece üzerinde değil Akdeniz üzerinde Ege üzerinde hatta bir iki program önce konuşmuştuk sanırım. Bu Karadeniz'e yani Lozan Anlaşması'nın ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin işte esnetilmesi ya da değiştirilmesi konusunda dahil olmak üzere ben bunları açık açık konuşulduğunu düşünüyorum. Buna böyle bakmak gerekir diye düşünüyorum. Belki. Hiç sözü edilmeyen İstanbul seçimlerinde bir Kanal İstanbul var. Hiç sözü edilmiyor. Bir tek Erdoğan ara sıra ama işte belki de Kanal İstanbul bile konuşulup hem Araplarla hem Amerika Birleşik Devletleri'nde böylelikle Montrö’nün başka bir biçimde nasıl söyleyeyim? Devre dışı bırakılması varacak konuşmuşlardır diye düşünüyorum. Yani biz bilmiyoruzdur bunu. Bu söylediğiniz büyük oyunun bu oyunu kurgulayanların mutlaka bu halkaları bir tarafından birisi kopsa bile diğer tarafından birleştirilecek bir B-C-D planları olduğunu düşünüyorum.
“Putin Türkiye'nin kendinden uzaklaşmasını çok da istemez’
Gazeteci Ahmet Nesin, son zamanlarda Ukrayna'da Bayraktar’ın fabrika açılışıyla ilgili önemli bir konuya dikkat çekti. Nesin'e göre, bu fabrikanın açılması, Rusya'nın ilgisini çekebilir ve stratejik bir tehlike oluşturabilir. Ayrıca, Rusya'da bu konuda yapılan söyleşiler ve analizler de dikkat çekerken Putin'in ziyaretini iptal etmesi de bu endişelerin bir yansıması olarak görülüyor.
Nesin, “Bayraktar Ukrayna'da fabrika açılmasına başladı ve acaba Rusya o fabrikanın yerini şu anda bilmiyorlar. O fabrikanın yerini belli bir süre geçtikten sonra bombalar mı acaba diye. Söyleşiler yapılıyor Rusya'da mesela. Bu söyleşilerde kim hemen bulup yayınlıyor? Putin de şimdi gelmekten Vazgeçti. Dediğim gibi Türkiye'de analiz yapıyoruz ama her şeyi de anlayabilmiş değiliz yani” dedi.
Diğer yandan, gazeteci Serdar Öztürk, bu fabrika açılışıyla ilgili olarak montaj sanayi konusuna dikkat çekti. Öztürk, Putin'in Suriye'deki durumu da göz önünde bulundurarak Türkiye'nin Ukrayna'daki yatırımlarını değerlendirerek şu ifadelere yer verdi:
“Bu fabrika hikayesi gündeme geldiğinde şöyle düşündüm. Montaj Sanayi diye bir şey vardı Erbakan'ın söylediği. Yani siz aslında üretimi o ülkede yapmıyorsunuz. Sadece montajını gerçekleştirip sanki o ülkenin üretimiymiş gibi gösteriyorsunuz. Niye Ukrayna için biz aynı modeli uygulamış olmayalım? Yani aslında Bayraktar'ın orada bir fabrikaya, yani o fabrika şöyle bir şey, üretim anlamında önemli. Yani siz Türkiye'de ürettiğiniz bir şeyi Ukrayna'ya taşıyıp Ukrayna'da orada üretiliyormuş gibi yapıp montajını gerçekleştirip ve üstüne de Made in Ukrayna yazdığınız zaman işi değişmiyor. Yani yine siz para kazanıyorsunuz. Putin'in hesabı içerisinde bir de Suriye var. Suriye'de Amerika Birleşik Devletleri'nin gittikçe güçleniyor olması Putin'i rahatsız ediyor. Ya orada bir Suriye'de ve Esad rejiminin ortadan kaldırılması olasılığı var. Hala. Türkiye'ye F16 veriyorlar ama bunlar asla Ege Denizi'nde Yunanlılara karşı kullanılmayacak diye. Onun için Amerika bunu söylerken getirip şeyin Suriye'nin kuzeyinde de bunu kullanmayacaksınız ya da Irak'ta kullanmayacaksınız diyebilmiş demiş midir? Demiştir, olabilir. Ama Rusya için oradaki açmaz şu. Türkiye'yle beraber olmazsa Amerika'yı saf dışı bırakamaz Suriye'de. Yani Putin gerçekten siyaseti, soğukkanlı oynayan bir lider olduğunu düşünürsek Türkiye'nin kendinden uzaklaşmasını çok da istemez. Çünkü Ukrayna'da öyle ya da böyle savaşı uzatarak Ukrayna'yı teslim alma olasılığı var. Savaşın uzaması Ukrayna'nın da aleyhine. Her türlü ekonomik ve siyasal olarak aleyhine. E şimdi öbür tarafta Suriye gibi önemli bir noktanız var. Ukrayna'dan çok daha önemli bence Putin orayı daha çok önemsiyor. Çünkü Akdeniz'e çıkış yeri orası. Yani Esad iktidarı Putin'e ya da Sovyetler Birliği'ne öyle olanaklar sağlıyor ki Suriye'yi kaybetmesi demek Akdeniz'deki egemenliğini çok büyük oranda kaybetmesi demek. Ve bir daha da belki hiç o kapının açılmaması demek çünkü aşağıdan da görülüyor ki İsrail gelecek yukarıya doğru. Ya Putin bunları düşünerek Erdoğan'ın Ukrayna'da bu tür yatırım yapmasını ya da askeri anlamda bu tür ortaklıklar kurmasını çok önemseyeceğini sanmıyorum. Çünkü yani son zamanlarda görüyorum. Damadın SİHA'ları böyle Ukrayna'da çok da eskisi gibi popüler değil. Yani savaşı etkilemek anlamında söylüyorum bunu. Rusya çünkü kendi muhtemelen teknolojisiyle bunun bir biçimde önlemini o da almaya başlıyor. Öyle görünüyor yani. Erdoğan'ın şu anda tek çözemediği Türkiye'de Kürtler. Erdoğan'ın her şeye karşı Türkiye'de bir planı var. A, B, C planı. Ama bu konuda ne yapacağını bilmiyor. Yani Kürtlerle nasıl iş yapılacağını bilmiyor. Nasıl müzakere yürüteceğini bilmiyor. Ve kafasının arkasında ne var onu çok merak ediyorum. Bence Erdoğan'ın bütün bu yerel seçimlerle birlikte bu işi nasıl çözerim? diye düşündüğünü en azından danışmanları vasıtasıyla bunu bir antrenman yaptırdığını düşünüyorum. Siz bu konulara daha hakim olduğunuz için yani Erdoğan'ın yeni Kürt planı nedir? Bunu tartışmak gerekir diye düşünüyorum”
“Yani o barış masası tekrar kurulur mu?”
Ahmet Nesin, Recep Tayyip Erdoğan ve Turgut Özal’ın kürt programının olamadığını öne sürerek şöyle dedi:
“Erdoğan'ın ya da Turgut Özal'ın Kürt Programı diye bir şeyi olamıyor. Yani Türkiye'deki hükümetlerin kürt programı diye bir şey olamıyor. Neden olamıyor? Çünkü olur ya da olmaz emri o daha yukarıdan geliyor. Kürt sorununun çözülmesi meselesi işte açılımdı şuydu buydu falan. On beş Temmuz sonrası herkesi Erdoğan'ın ya da belli grubun işte Ergenekon grubunu sevmediği herkesi aynı torbaya koyup Fethullah Gülen ekibindendir diye ordudan atmaları ya da daha yüksek başka görevden almaları çok şeyi değiştirdi Türkiye'de. Demokrasiye geçiş anlamında da çok şeyi değiştirdi. Çünkü onun için de işte Kürt savaşının artık bitmesi bunun çözümünün askerde olmadığını söyleyen generaller elemine edildi. Atıyorum Suriye Esat'la uğraşmayın. Suriye'den savaşa girmeyin diyen ekip elendi gitti. Birtakım şeyleri, asker artık karışmamalı. Demokrasi içerisinde bir çözüm aranmalı diyen askerler gitti. Bunların yeniden oluş zaman alacak gibi diye düşünüyorum. Ben hep şunu söylüyorum yani işte diyelim ki Erdoğan yarın yok. Türkiye'ye işte CHP hakim oldu. Demokrasinin gelmesi ya da gitmesi böyle olmuyor. Bir neslin değişmesi gerekiyor. Nedir bundan kastım? Öbür ekibin faşist, dinci ekibin ya da işte tersi oldu. O ekiplerin getirdiklerinin hepsini görevden atamayacağına göre ciddi bir emekli olması ve yeni yeni insanların ama daha demokrat ama demokrasi üzerine sağ geldiyse ama daha sağcılığın gelmesi gerekiyor. Bu da kolay bir şey değil yani. Çok ilginç şeyler oluyor. Yani o barış masası tekrar kurulur mu? Özal zamanındaki görüşmelerde Talabani, Barzani görüşme ve Suriye işte İran haricinde üçlü bir eyalet kurulup Türkiye'ye bağlanması üzerinden görüşmeler Abdullah Öcalan da dahil olmak üzere bu görüşmeler niye yeteri kadar basına yansımadı, niye konuşulmadı konuşması gereken insanlar niye bunu etraflıca konuşmuyorlar? Çünkü bu görüşmeler yapıldı.”
“Abdullah Öcalan Türkiye’ye niye getirildi, cevabının verilmesi gerekiyor”
Gazeteci Serdar Öztürk, “Ya ben bu konuda hakikaten cahil olduğum için o yüzden size böyle bir öneride bulundum. Ve sizin merak izleyeceğimi söylüyorum. Katkınızın da olacağını düşünüyorum. Benim de bu yani bunları izleyerek ufkumun biraz daha farklı açılacağını düşünüyorum yani ufkumun genişleyip sadece benim değil yani izleyen herkesin ufkunun açılacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye bunu artık kendi muhataplarıyla dinlemek zorunda muhataplarını. O noktaya gelmiş görünüyor yani. Sadece Erdoğan'ın pozisyonunu da merak ediyorum. Serdar Öztürk, “Bütün mesele herkesin dürüstçe bana göre Abdullah Öcalan'ın niye Türkiye'ye getirildiğinin cevabını vermesi gerekiyor. Bunu üzerinden tartışmak gerekiyor. Yani mecbur muydu yoksa bu bir siyaset miydi? Bunu çok ciddi tartışmak gerekiyor. Bunu kürtlerin de tartışması gerekiyor. Türklerin de siyasetçilerin de hepsinin tartışması gerekiyor. Abdullah Öcalan Türkiye'ye getirildikten sonraki Orta Doğu'daki ve Türkiye'deki Kürt Türk siyaseti ne ölçüde değişti? Olumlu mu değişti? Bazen olumlu bazen olumsuz. Neler oldu? Bunu çok iyi görmek gerekiyor. Diye düşünüyorum. Çok önemli bir dönemeçtir çünkü. Ecevit'in orada niye bize teslim ettiler lafı? İşte bunun cevabını bulamayışı ve o çıkmazın içine girmesi neticesidir diye düşünüyorum” dedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: