“Bu Laubali Bir Açıklama Değil mi?”
Programın açılışında Ahmet Nesin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ABD ve İran eksenindeki açıklamalarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi ilginç bir Hakan Fidan açıklaması var. Okudun mu bilmiyorum. Diyor ki: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ABD'nin İran'a saldıracağı iddialarına ilişkin Amerikalı arkadaşlarıma bunu yapmamalarını tavsiye ederim. Şimdi bu Serdar bir tehdit mi? Yoksa başka bir şey şeyimi? Bunu Davos'ta mı tokalaştılar? Hani o tokalaşma var ya. Ondan sonra söylemiş olma ihtimali çok yüksek. O tokalaşmadan sonra Erdoğan gibi da arkadaş mı oldu? Bu arkadaşı Erdoğan'a inat mı söylüyor? Yani Erdoğan arkadaşım, dostum, Putin, arkadaşım, dostum, işte Trump, arkadaşım, dostum, Macron, arkadaşı, dostu olmayan yok. Buna inat mı söylüyor yoksa bu bu biraz laubali bir açıklama değil mi ya? Hem bu biraz siyaseti biliyoruz dediğimiz kişi de böyle çocuk aklıyla bir açıklama yapıyor yani. Bir de tehdit var yani.”
“Hakan Fidan Bazen İç Siyasete Mesaj Veren Bir Siyasetçi Gibi Konuşuyor”
Serdar Öztürk, Hakan Fidan’ın siyasi figür olarak yükselişini ve bürokrasi geçmişini şu sözlerle değerlendirdi:
“Şimdi doğrusu Hakan Fidan'ın adı ne zaman Erdoğan'dan sonra AKP iktidarının yeni lideri olarak lanse edilmeye başlandı. O günden sonra Hakan Fidan'ın bir başarı hikayesi, birkaç tane de başarısızlık hikayesi maalesef gündeme geliyor. Maalesef dememin nedeni şu. Tam da o zirveyle ilgili en çok paylaşılan videolardan biri işte herkesin masanın üzerindeki kalemle anlaşmayı imzalamasına rağmen işte Hakan Fidan'ın cebinden bir dolma kalem çıkarıp onunla anlaşmayı imzalayıp kalemi tekrar cebine koyması işte bunun büyük devlet adamları böyle yapar diye lanse edilmesiydi ki söylediğiniz o açıklama peşinden geldi. Hani bizim o meşhur mehteran gibi bir iki ileri, bir geri ya da bir ileri, iki geri böyle. Hakan Fidan ama belli ki bundan sonra uzunca süre Türkiye'nin gündeminde kalacak. İçişleri Bakanı olarak mı kalacak yoksa Türkiye'nin yeni vizyonunda Hakan Fidan ismi öne çıkacak. Aslında bu tartışılıyor. Seveni de var, sevmeyeni de var. İttifakları da var. Öyle görünüyor AKP içinde. Ama şu gerçeği gözden kaçırmamak lazım. Sonuçta Hakan Fidan bir bürokrat. Yani hiçbir siyasi tecrübesi yok. Bunu nereden biliyoruz? Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığı döneminde Davutoğlu ona milletvekilliği teklif etti. AKP'den girdi yani MİT başkanlığından istifa etti. Girdi temayül yoklamasına 1. sırada çıkmış olmasına rağmen o gece Erdoğan'ın tırnak içinde söyleyeyim fırçası üzerine adaylıktan çekildi ve yeniden MİT başkanlığına dönmüştü. Yani siyaseti bilmediğini söylemek yanlış olmaz. Türkiye'de yeni siyasi figürler özellikle 2002'den sonra maalesef böyle. Türkiye'de siyaset yapanlar yani bir Demirel, bir Erbakan, bir Ecevit, bir Baykal gibi değil. O da AKP'nin kendi sisteminden kaynaklanıyor. Çünkü içinden siyasetçi yetişmesini istemediği gibi işte Numan Kurtuluş gibi ya da ona benzer bazı isimleri başka siyasi partilerdeyken AKP'nin içine karıştırıp sonra eritip Erdoğan'ı rakipsiz kıldılar. Şimdi Hakan Fidan da bu durumda Erdoğan tarafından destekleniyor mu, desteklenmiyor mu sorusu hep tartışılıyor. Bence Erdoğan bir noktaya kadar destekliyor. Yani Hakan Fidan'ın en azından Erdoğan'ın söylediklerini yerine getirmesi açısından Erdoğan bir noktaya kadar destekliyor. Çünkü görünen o ki Bakanlar Kurulu'nun içinde ya da Erdoğan'ın bakan yaptığı isimlerin içinde en fazla işine yarayan ya da en fazla iş yaptırdığı kişi Hakan Fidan. Bir de şimdi ona Milli Savunma Bakanı eklendi ama o tamamen ortamın durumuna bağlı. Dünyadaki konjonktürle ilgili. Şimdi böyle olunca Hakan Fidan cümlelerini kurarken bazen Dışişleri Bakanı gibi değil de iç siyasete mesaj veren bir siyasetçi olarak konuştuğunu düşünüyor ya da konuşmaya çalışıyor. O zamanlarda hata yaptırıyor. Hani biz bu programda çokça konuşmuşuzdur. Erdoğan ne zaman promtırsız konuşsa bir hata yapıyor, bir cümleyi yanlış kullanıyor diye. Bence Hakan Fidan da Erdoğan'ın söylediklerini dışında cümleler kurmaya başlayınca bu hatayı yapıyor. Bir örnek daha var geçmişten. Bu biliyorsunuz F-35'ler konusunda Birleşmiş Milletlerde bir görüşmeden sonra yaptığı açıklamada işte bizim Kaan uçaklarına Amerikalıların motor vermediğini söylemişti ki ciddi tartışmalara yol açmıştı. Böyle yol kazaları yapıyor.”
“Bilerek Yapılmış Bir Kaza Gibi Geliyor”
Ahmet Nesin, bu durumun bir hata olup olmadığını sorgularken, “Ben bunu dediğim gibi Ama bunu bilerek yapmıştı gibi geliyor bana yani bu bir kaza mı? Tabii AKP içinde ya da iktidar içinde kaza olabilir öyle adlandırılabilir ama bilerek yapılmış bir kaza gibi geliyor bana” ifadelerini kullandı.
Serdar Öztürk ise Fidan’ın kullandığı dile dair analizini şöyle sürdürdü:
“Yani ben yine de kaza varsayımı üzerinden yola çıksak bile sonuçta söylediği ya da kurduğu cümlenin kendisine de zarar verdiğini görüyor. Yani kaza değil eğer bilerek mesaj verilmişse bu ciddi bir eleştiri sizin söylediğiniz gibi. Bu aynı şey. Şimdi bu İran konusunda Amerikalı arkadaşlar da önemli bir kelime. Yani Dışişleri Bakanlarının çok fazla kullanacağı bir dil değil. İran'a girmemelerini tavsiye ederim. O da başka bir tehlikeli bir iki kelimenin, üç kelimenin bir araya gelmesi. Ama Hakan Fidan'ın biliyorsunuz MİT başkanıyken 2 Şubat'ta sanırım bir Erdoğan'ın ameliyat olduğu gün gözaltına alınması söz konusuydu geçmişte. Onun neden olduğu biliniyor. Şimdi o dosya hala duruyor mu, durmuyor mu? Birileri hala o dosyanın üzerinde çalışıyor mu, çalışmıyor mu? Amerikalıların o dosya hakkında ne kadar bilgisi var? Bunlar soru işareti. Onun için Hakan Fidan belki de o dosyayla ya da o iddialarla ilgili de bir yerlere mesaj vermiş olabilir diye düşünüyorum. Sonuçta uzunca süre istihbarat teşkilatının başında bulunup sonra Dışişleri gibi önemli bir bakanlığa gelmiş biri herhalde düşünmeden adım atmaz. Ama dediğim gibi bazen siyaset eksikliği nedeniyle böyle cümleler kurabiliyor. Geçmişte de örnekte verdiğim gibi kurduğu var. İçeriye mesaj veriyorsa da Amerikalılara mesaj veriyorsa da hatta üçüncü taraf olarak İranlılara da mesaj veriyorsa valla önümüzdeki günlerde Hakan Fidan'dan yeni cümleler bekleyebiliriz demek bu. Bu cümleler artık gaf diye mi yoksa yol kazası diye mi yoksa bir mesaj diye mi? Bence AKP içindeki bu liderlik kavgası biraz daha görünür hale gelmeye başlayınca bunun daha net net görebilecek kamuoyu diye düşünüyorum.”
Erken Seçim ve Erdoğan’ın Adaylığı
Programda Ahmet Nesin’in, “Şimdi bu son haftada bilmiyorum benim gözümden de kaçmış olabilir. O kadar çok ayrı ayrı konulara bakıyorum ki. Acaba Bilal'e biraz yavaşla denmiş olabilir mi? Bana mı öyle geliyor?” sorusu üzerine Serdar Öztürk şu cevabı verdi:
“Yani ben birkaç araştırma ki sizinle de paylaştım sanırım bir ikisini konuştuk da. Türkiye'de şu anda erken seçim isteyenlerin oranı %68'e gelmiş durumda. (Ahmet Nesin: Hakan Bayrakçı diyor ki: "Hayatımda hiç böyle bu kadar yıldır yani 40 yıldır yapıyor bu işi. Belki daha fazla. Hiç böyle bir rakam görmedim ben." diye) Yani sonuçta Hakan Bayrakçı muhalefete değil iktidara yakın bir isimli araştırmacı. Öyle olmasına rağmen eğer böyle bir cümle kuruyor böyle bir araştırmadan böyle bir sonuç çıkarıyorsa bu ciddi bir alarm çalıyor demektir. Tabii bu hep tartışılan aynı konuyu gündeme getiriyor. 2028'de mi olacak seçim yoksa öncesinde mi? Bence bu konuda tek karar verici birçok konuda olduğu gibi Erdoğan. Yani Erdoğan bu konuda şöyle bir karar vermek zorunda. Ben bir kez daha aday mıyım? Yoksa değil miyim? Eğer Erdoğan bir kez daha adaysa seçimleri zamanında yapamaz. Yani 2028'in 14 Mayıs'ına bekleyemez. Normal yasal süresini bekleyemez. Çünkü anayasaya göre Erdoğan öyle bir durumda aday olma şansı yok. Şimdi Erdoğan önce buna karar vericek. Aday olayım mı? Olmayayım mı? Eğer aday olayım kararını verirse öyleyse biz bu seçimi 2028'in 14 Mayıs'ından önce yapacağız. Bir hafta önce olur, bir ay önce olur. olur. Bir yıl önce olur. Ortalıkta dolanan laf yani Ankara'da da birkaç kişiyle konuştum. Aşağı yukarı tahminler hep aynı zamana denk geliyor. 2027'nin Kasım ayı. Kasım. Yani 2027'nin Kasım'ında bir seçim planlıyor AKP. 2027'nin Kasım'ında bir seçim planlanıyorsa Erdoğan aday demektir. Eğer Erdoğan adaysa ortada ne Bilal Erdoğan'ın Ne Hakan Fidan'ın, ne de başka birinin ismi geçemez. Mümkün değil. Öyle bir konu tartışmaya bile açık değil. Erdoğan tek aday olarak girer.”
Ekonomi ve Sandık İlişkisi
Erdoğan’ın kazanma ihtimalini değerlendiren Öztürk şöyle devam etti:
“Ama şunu da unutmamak lazım. Erdoğan da kazanmayacağı bir seçime girer mi? Şimdi birincisi Erdoğan aday olacak mı? İkincisi Erdoğan kazanabilecek mi? Çünkü yine Hakan Bayraktar'ın yani onun şirketinin ya da ona yakın şirketlerin yaptığı anketlerde Erdoğan MHP ile beraber %40 ya da 42'yi geçemiyor. MHP ile beraber diye özellikle söylüyorum. Yani nereden baksanız MHP'nin %8 oyu olsa olsa yani Erdoğan'ın oyu %32 bandında dolaşıyor kendi başına. Şimdi bunu %50 artı 1'e yükseltmeniz ciddi bir çaba gerektiriyor. Onun için hele ki bu son emekli zammı, yani maaş zammı, enflasyonun sürekli yani aslında enflasyon demeyelim ona, pahalılığın sürekli artıyor olması faiz indirmelere, başka işler yapmalarına rağmen hala üreticinin yani sanayicinin, diğer küçük esnafın hala yüksek sayılacak miktarda faiz oranı ödemesi yani siz faizi düşürüyorsunuz ama bankalar faizleri düşürmüyorlar kredilerde kullandıkları hala yüksek. O yüzden Erdoğan'ın ekonomisi zaten tıkanmış idi bu NAS yüzünden. Şimdi geldiğimiz noktada artık buradan bir çıkış yolu bulamıyorlar. Bulabildikleri tek çıkış yolu Mehmet Şimşek'in nasıl söyleyeyim rakamlarla oynayarak istatistik bilimiyle çarpıtarak günlük Gülistanlı gösterme ki en son Erdoğan'a grup toplantısında da emekli maaşları konusunda geçmişle bugünü kıyaslarken bir hata yaptırdılar bence. Erdoğan da o hatayı yapmak İstiyordu ama Erdoğan'a o hatayı yaptırdılar. Onlar da böyle bir malzeme buldular. (Ahmet Nesin: O 66 lira olan olayı söyledin değil mi? Evet. Evet.) Ya Yani Erdoğan o rakamları bilmeden söylememiştir. Mümkün değil. Onun konuşmasını yazanlar da sonuçta o rakamları Maliye Bakanlığı'ndan aldıklarına göre Maliye Bakanlığı bunları rakamları istediği yerden istediği şekilde alıyor. Gerçekleri biraz değil çarpıtarak veriyorlar. Şimdi hal böyle olunca bu şu demektir. Erdoğan eğer hani o mecliste tırnak içinde söylüyorum gariban tartışmasıyla beraber gündeme gelen biz veririz yine iktidarın demesinin bence arkasında oy atıyor. Yine bu programda defalarca söyledim ama yine söylüyorum. Eğer 2027'nin Kasım’ında bir öne alınmış seçim planlıyorsa iktidar 2026'nın haziranından sonra seçim ekonomisi yapmak zorunda Türkiye'de. Seçim ekonomisi demek ne demek? Kredi faizleri düşürülmesi, piyasada paranın bollaşması, tabii enflasyon yükselir ama o ayrı konu. Seçim ekonomisinin adı bu. İşte emekliye, diğer çalışanlarına, kamu çalışanlarına beklediklerinin üzerinde para verilmesi bunları yapmak zorunda. Başka çaresi yok. Bunları yaptığı zaman enflasyon yine yükselecek. Yani şunu yapacak. Çok uzun zamandır yaptığı gibi seçimden bir yıl önce piyasaları gevşetecek. Ama seçimin kazanır ise kazandıktan sonra da kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alacak. Bu sefer bu tutar mı? Vallahi yani bir saat önce sokaktaydım. Siyasi görüşünü de bildiğim bir-iki kişinin sohbetindeydik yani 5-6 kişi sohbet ediyorduk. Emeklide ciddi tepki var. Kamu çalışanlarından da ciddi tepki var.”
“İktidarı İhtiyarlar ve Kadınlar Devirecek”
Halkın tepkisini Ahmet Nesin şu şekilde özetledi:
“Ben ben diyorum ki bu bu iktidarı ihtiyarlar ve kadınlar devirecek. Bu arada tırnak içinde ihtiyar dediğim için kimse olmasın. Ben de sonuçta ihtiyarım. Yani kadınlar aslında genç emekliler için söylemiyorum ama belli bir, Türkiye'nin hemen hemen her dönemini yaşamış yaştaki kesim, daha deneyimli kesim ciddi bir şekilde tavır alacak. Yani bu 20.000 TL'nin atıyorum seçim için 30.000'e çıkması onlarda bir değişime neden olmayacak. Yani diye düşünüyorum.”
Serdar Öztürk ise Nesin’e şu sözlerle katıldı:
“Umarım olmaz. Ben tırnak içinde söylüyorum. Umarım olmaz. Ama şu eskiye Yani dediğim gibi 2 saat önce duydum. Bir vatandaş ki emekli olduğu belli. İki torba var bir kenara koymuş. Yorulmuş belli ki ya da birini bekliyor yardım etsin diye. Ama torbanın içinde işte muz var, bir şey var. Böyle manavdan bir alışveriş yapılmış gibi. Bir diğer emekli oturuyor orada köşede bağırıyor. "Maaşı aldığın belli oluyor." diyor. O da güldü. "Evet." dedi. "E tamam." dedi. Haftaya dedi gelirsin buraya dedi. Yine dedi birlikte simit yeriz dedi. Şimdi artık böyle toplumda yüksek sesle bu dillendiriliyorsa bu durum evet yani ben de dediğiniz gibi ihtiyar demesek de ben hadi demeyeyim. Emeklilerin ciddi bir tepkisi var. Kadınların çok doğal olarak olması lazım. Çünkü bu iktidar 2002'den bu yana Türkiye'de en büyük zararı kadınlara verdi. Bunu sadece İstanbul sözleşmesinden çıkmak anlamında söylemiyorum. Her açıdan kadınların çalışma yaşamındaki oranları açısından gün geçtikçe düşüyor. Kadınların aile içindeki o aile düzenini korumak için gösterdikleri çabanın sosyal ve ekonomik tarafından her tarafından kadınların sokağın ortasında vurulmasından söylüyorum. Üstelik İzmir gibi bir yerde ve Çiğli'de bir kadıncağız Yine birkaç gün önce ayrıldığı sevgilisi ya da kocası bilmiyorum çok detayını ama bir de uzaklaştırma kararı almış olmasına rağmen gecenin bir yarısı videosunu izledim. Kovalıyor adam. Arabaların etrafında bir park yeri gibi bir yerde ve kadını kıstırıyor sonuçta. Bacaklarından vurduğunu söylüyorlar ama sordum bir iki doktor arkadaşa "Atar damara falan geldiyse." demiştir, dediler. 3 gün içinde hayatını kaybediyor kadın. Ve kadının videosunu eğer denk gelip izlerseniz kadın yalvarıyor. Ya bu bu bu memleketin bu hele de İzmir gibi bir şehrin Türkiye'nin en batısında bunun yaşanıyor olması Ankara'nın doğusunda ne olduğunu düşünmek bile istemiyorum yani. O yüzden bence kadınlar da söylediğiniz bu emeklilere katıldığı zaman zaten çok iktidarın yeniden seçim kazanma şansı yok.”
En Kötü Senaryo: Seçimin Yapılmaması
Serdar Öztürk, değerlendirmelerini şu uyarıyla tamamladı:
“O nedenle ben biraz önce dediğim gibi önce Erdoğan'ın seçime girip girmeyeceği konusunun netlik kazanacağını, seçime girmeye karar vermişse zaten onun dışında başka bir adayın çıkmasının söz konusu olmayacağını, onun üzerine de bir de seçim ekonomisinin 2026'nın Haziran ayından itibaren başlaması gerektiğini söylüyorum. Yani Erdoğan'ın beklentisi ne diye bilmiyorum ama bu senaryoların içinde en kötüsü bizim sürekli dile getirdiğimiz yani üstüne basa basa ben sizin diğer programlarınızda da bu konuya vurgu yaptığınıza tanık olduğum için söylüyorum. Seçimin yapılmaması olasılığı. Türkiye'de önümüzdeki dönem seçim yapılmayacak olması. Bu bu olasılık bence en kötü senaryo, en kötü, en en en kötü senaryo çünkü Türkiye'de seçimin yapılmaması demek artık Türkiye'de demokrasinin rafa kalkması demektir. Vallahi onun sonucunu tescillenmesi demektir. Onu söylemek bile istemiyorum onun sonucunda ne olur. Yani en kötü senaryonun sonucunda iç savaş da dahil bir sürü olasılık var çünkü. Umarım Türkiye öyle bir seçenekle karşı karşıya kalmaz.”
Yorumlar
Kalan Karakter: