Adalet Bakanı Akın Gürlek’in katıldığı televizyon programını değerlendiren Serdar Öztürk, şu ifadeleri kullandı:
“Herkes birkaç gündür aslında aynı konunun üstünde zıplayıp duruyor da. Tabii Ahmet Hakan'ın seviyesi açısından önemliydi. Tırnak içinde seviyesini söylüyorum. Akın Gürlek'in 2,5 saatten fazla süren o A Haber'deki röportajı ilginç bir şekilde değerlendirilmiş. Ben aslında başkalarından bekliyordum onu daha küçüklerden. Ama biraz en azından küçük olmasa da orta boylarından geldi ses. O yüzden çok şaşırmadım. Her zamanki gibi yazdıkları. Biraz vaktimi çaldılar. Bir iki buçuk üç saat işkence çekmek zorunda kaldım yine. Ya herhalde kuruluşundan bu yana A Haberi bu kadar izlememişimdir. Zaten birkaç gündür bakan olarak artık o röportajın belli cümlelerini ya da belli konularını kesip kesip paylaşıyorlar. Bakanın hesabından artık siyasi bir kişilik herhâlde siyasi kişilik olduğu için eleştirilere eskisinden olduğundan daha fazla tolerans gösterir diye düşünüyorum. Yani en azından böyle bir şey yapması gerekir. Neresinden bahsedeyim bilmiyorum. Siz de sonuçta gazeteciliğe polis adliye muhabirliğinden başlayarak geldiniz. O yüzden o eski dönemlerin Hakimleri konusunda bir fikrimiz var.”
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ve Tecrübe Tartışması
Ahmet Nesin’in, “Ben önce şunu şunu sormak istiyorum. Yani bunu konuştuk telefonda ama. Benim tahminime göre 35-36 yaşında Ağır Ceza Mahkemesinde görev Evet. oluyor Heyet başkanı oluyor bir de hemde. Yani Ağır Ceza başkanı oluyor” şeklindeki sorusuna Serdar Öztürk şu yanıtı verdi:
“Evet. Benim dönemimde en az 50 yaş grubu Yani 45'in üstü, 40'ın da değil, 45'in üstüydü ağır ceza başkanları. Katılıyorum. Benim de çalıştığım dönemde benzeri şekilde hatta en tecrübeli ceza hakimlerinden seçerlerdi. Ağır Evet. ceza o zamanın tabiriyle ağır ceza reisi reisi hıhı Hatta böyle kasabalarda ağır ceza reisi yürüdüğü zaman herkes yolunu değiştirirdi yani. Öyle bir ağırlığı vardı. Evet, genç yaşta 30'lu yaşlarda en azından ağır ceza reisliği yapmış. İşte oradan dikkatimi çekti.”
"Robotik Bir Şekilde Yanıt Verdi"
Bakanın programdaki üslubuna dair değerlendirmelerini sürdüren Öztürk, şunları kaydetti:
“Konuşma o da benim en çok dikkatimi çeken o oldu. Yani savcılar ve hakimler kürsüde konuştukları için aslında rahat olmaları gerekir. Hani konuşma üslupları ya da bulundukları ortama katılmaları konusunda sanki bir çok acemi bir birinin bir bürokratın işte önüne yazılıp verilmiş sorular ve yanıtları bir kenara yığmış. Sorulacak soruyu biliyor. O soruya verilecek yanıtı da yan tarafına almış. Oradan okuyor ve çok düz konuşuyordu. Yani 3 günlük Adalet Bakanı niye hemen televizyona üstelik de yani iktidarın en büyük destekçisi televizyon kanalına niye çıkar? Bir defa siyaseten o sizi tarafsızlığınız konusunda zaten soru işareti oluşturur. Bu birincisi. İkincisi de henüz siyasetçi değilsiniz. Kuracağınız cümleler tehlikeli olabilir diye sanırım önceden bir tedbir alıp böyle sorular, şunlar, yanıtları da bunlar diye verilmiş. Zaten yanında üç tane değişik havale diyelim ondan yapılmış ya da sehpadan büyüyecek bir masa ayarlanmıştı. Şimdi öyle olunca oradan okurken tabii tonlama yok mesela. Cümle kuruluşlarında ses tonu hep aynı robotik bir şekilde yanıt verdi.”
Avukat Görüşleri ve Hukuki Kısıtlamalar Üzerine Mesajlar
Hukuki süreçlerdeki yeni düzenleme sinyallerini yorumlayan Öztürk, şu ifadeleri kullandı:
“Ama bu sorular nerede hazırlandıysa bence seçimleri yanlış yapılmış. Örnek olarak söylüyorum. Bu tutuklu ve hükümlülerin avukat görüşleriyle ilgili. Bence bilerek oraya konulmuş ve bir mesaj, ileriye dönük bir mesaj veren bir soruydu o. Çünkü zaten Türkiye'de hükümlü olduktan sonra avukat görüşünüz çok bir hukuki işiniz yoksa olmuyor cezanızı çekene kadar. Yani işte bu farklı bir şey çünkü hükümlü olunca başka kurallar devreye giriyor ama tutukluluk Türkiye'de zaten tartışılan bir konu. Yani her suçta hemen Sulh Ceza Hakimi'nin tutuklama tedbirini uygulaması, daha birçok tedbir varken ki Ceza Kanunu içinde de tutukluluk en son başvurulacak yöntemdir demesine rağmen hemen ilk olarak tutuklamaları o tutukluluk sürecinde insanlar haklarında yazılacak iddianameyi bekliyorlar. Dolayısıyla hani Adalet Bakanımız, yeni Adalet Bakanımız geldiği savcılar, tutukluların ya da sanıkların hem aleyhine hem lehine delilleri toplar dedi ama Türkiye'de öyle bir şey yok. Türkiye'de hiçbir savcı sanığın lehine olan delilleri toplamaz. O herkes biliyor artık. Ama siz bir de bunun üzerine onun savunma hakkı için avukatıyla günün istediği saatinde istediği süre içinde görüşmesini bir kanunla değiştirip kısıtlamaya kalkarsanız ki daha önce bu yapılmıştı. Sanıyorum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden de dönmüştü bu insan haklarına aykırı diye. O yüzden böyle bir karar aldığınız zaman bunun çok büyük sakıncaları olur. Tabii buradaki mesaj dediğim gibi bu soru sanki bilerek oraya konmuş ve bilerek sorulmuş gibi. Nedeni de şu. En çok şikayet edilen neydi? İşte özellikle Ekrem İmamoğlu'nun henüz Ekrem İmamoğlu suç örgütü diye iddia edilen duruşmaları başlamadı ama diplomasıyla ilgili duruşmalarda çekilen görüntüler. İşte ondan önce İmamoğlu'nun hala sosyal medya üzerinden bir şeyler paylaşıyor olması, zaten bir avukatının bu gerekçeyle tutuklanması falan. Biraz bunlara mesajlı gibi. Yani şu şunu anlayabiliriz. Eğer yasal düzenleme yapacak bir güçleri olmasa bile ki ben onun bakandan değil daha yukarıdan geldiğini düşünüyorum. Yani bakana verilmiş bir talimat o sekreteri olarak. Bunu böyle bir düzenleme yap diye. Bence bundan sonra mahkemelerin özellikle bu konuda yani o görüntü alınması, fotoğraf çekilmesi falan o konularda biraz daha sert tedbirler uygulayabileceğini ya da yine Adalet Bakanı'na bağlı olduğu için tutuklu ceza ve tevkif evlerinin çeşitli idari yollarla bunların engellenmeye çalışabileceğini düşünebiliriz diye aklımdan geçirdim.”
Uyuşturucu İddiaları ve Sosyal Medya Yasası Hazırlığı
Programda geçen uyuşturucu iddiaları ve sosyal medya düzenlemelerine değinen Öztürk, şöyle konuştu:
“Bu tehlikeliydi yani o 2-3 saatlik röportajın içinde. Onun gibi daha suçluluğu kanıtlanmamış ki bir gazeteci not alarak nelerin eksik olduğunu yazmış. Benim de dikkatimi çektiği için söylüyorum. Yani uyuşturucuya karşıyız. Ben hiç hayatım boyunca böyle şeylerle meşgul olmadım ama işte İstanbul'da bir yalıda yaşanan olayları örnek olarak verdi ki isim de verdi. Bence o da doğru değildi. Daha yargılanması başlamamış, haklarında hüküm verilmemiş insanlar hakkında üç gün üç gece alem yapıp işte üç kiloda kokain uyuşturucusunu tükettiklerini söyledi. Birisi hesap yapmış. Katılanların sayısıyla sarf edildiği söylenen uyuşturucu madde arasında ya eğer bu kadar uyuşturucuyu kullandılarsa 3 gün içinde çoğu aşırı dozdan ölmüş olurdu. Tabii bunun yanı sıra bu konu olduğu gibi bu sosyal medyada birtakım paylaşımların insanların gerçek ismi değil de rumuzlar üzerinden yapılmasının önüne geçileceğini söylemesi ya da daha önce denenmişti aslında bu sonra meclisten geri çekilmişti bu yasa. O yasanın tekrar gündeme gelmesi olasılığı var.”
"Cübbeli Faşizme Doğru Büyük Bir Adım"
Yeni atanan bakanların profilini ve misyonunu değerlendiren Öztürk, şu sert eleştirileri yöneltti:
“Şöyle diyebiliriz. Ben genel izlenimim şu. Herkesin Belki de pek çok izleyenin aksine ben artık yeni Adalet Bakanı'nın seçim Adalet Bakanı olduğunu düşünüyorum. Hakeza İçişleri Bakanlığı'nın da öyle olduğunu düşünüyorum. Konu ona gelirse bir fotoğraf üzerinden onunla ilgili de değerlendirmede bulunabilirim. Ama yeni Adalet Bakanı öyle görünüyor ki bundan sonra iktidarın ciddi bir sopası olacak, hukuk sopası olacak. Hatta sizinle telefonla konuşurken ben bir tırnak içinde benzetme yapmıştım. Cübbeli Ahmet'imiz var da Cübbeli faşizmimiz olamaz mı diye. Bu da belki önümüzdeki dönem benim beklentim en azından bu yönde. Cübbeli faşizme doğru büyük bir adım İçişleri Bakanlığı'na da değişikliğini de buna eklerseniz bu iktidarın başta ana muhalefet olmak üzere bütün muhalefete hatta siyasi partilerin dışında sivil toplum örgütlerine, sendikalara, gazetecilere, kişisel olarak bir takım insanlara verdiği bir mesaj olarak algılıyorum. Ben bundan sonra Adalet Bakanı ve İçi İşleri Bakanı eliyle iktidarın muhalefete karşı olan tutumunu daha da sertleştireceğini bekliyorum.”
Mehmet Şimşek ve Seçim Ekonomisi Analizi
Ekonomi yönetimi ve Erdoğan’ın seçim stratejisine dair Öztürk şunları söyledi:
“Erdoğan'a bir takım seçim kazanması için yurt dışından ekonomik kaynak sağlanacak. Niye? İşte emeklilere seyyanen zam verilecek. İşte asgari ücrete seyyanen zam yapılacak. Bunlar hep seçim seçime hazırlık olarak söylediğim daha önce de konuştuğumuz şeyler. Bunlar yapılacak. İşte birtakım düzenlemeler, birtakım kadrolar açılacak. O yüzden Maliye Bakanı'nın Mehmet Şimşek'e ihtiyacı var. Çünkü Mehmet Şimşek öyle ya da böyle kötü bakanı oynasa da Erdoğan'ın kasasını şu anda doldurmakla meşgul. Yani Mehmet Şimşek olmadan Erdoğan bu seçim ekonomisini yürütemez. Ama seçimden sonra ne olur? Mehmet Şimşek'i yine geçmişte olduğu gibi hain ilan edip bakanlıktan atan mı onu bilmiyorum. Ama seçime kadar dediğim gibi Maliye Bakanı'na dokunamaz. Öbür taraftan Türkiye'nin etrafında Suriye'de, Irak'ta, biraz uzakta Ukrayna'da, biraz daha uzakta Libya'da, orada burada bu kadar savaşla ilgili gelişmeler varken ve yürütülürken zaten asker kökenli olan Milli Savunma Bakanını değiştirmeyi düşünmezsiniz. Çünkü ordunun bütün hareket kabiliyetini onlar biliyor.”
Milli Savunma Bakanlığı ve 15 Temmuz Vurgusu
Hulusi Akar ve Yaşar Güler değişimine dair süreci yorumlayan Öztürk, ifadelerini şöyle sürdürdü:
“Hulusi Akar'ın çok mahkeme süreçlerinde de verilen ifadelerde çok yıpratıldığını biliyorum. O gün O gün 15 Temmuz'un hemen arkasında 16 Temmuz da çok hakkındaki birtakım iddiaların çok ciddi olduğunu biliyorum. Bu da bir Erdoğan taktiği aslında. Erdoğan kamuoyunun tepkisiyle hemen bir şey yapmayan bir harekete geçmeyen bir lider. O bir süre bırakıyor, soğutuyor, sonra yapacağını yapıyor. Muhtemelen ondan diye düşünüyorum ama dediğim gibi ben Maliye Bakanını, Milli Savunma Bakanını ve Dışişleri Bakanını bu seçim sürecinde pek değiştirmeyeceğini çünkü Erdoğan'ın şu anda dış politikayla pek fazla ilgilenmek istemediğini düşünüyorum. Yani bütün enerjisini, bütün dikkatini şu anda iç politikaya vermiş durumda. Ne yapabilirizi mutlaka önüne bir takım analizler geliyor. onun da. Oradan kendisince çıkardığı sonuçlarla dediğim gibi İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı bir de söylemeyi unuttum belki konuşmamız gerekir. Şimdi Yüksek Seçim Kurulu aynı şekilde organize edecekler.”
Dış Politikada "Karışma" Mesajı ve Emir İddiaları
Ahmet Nesin’in, “Erdoğan bir emirle mi tek başına sadece içişlerine bakacak sence yoksa kendi politikası mı?” sorusuna Serdar Öztürk şu yanıtı verdi:
“Yani ben bir emirle ilgili bir elimde bir dayanak yok. Benim de yok. Ama politik olarak bir analiz yaparsanız Erdoğan'ın söyledikleri bugüne kadar ve gerçekleşenlere bakacak olursanız evet dışarıdan sen bu işlere pek karışmasan daha iyi olur minvalinden bir şey söylenmiş olabilir. Ama bence Erdoğan'ın tercihi de bu. Sonuçta Türkiye, Suriye konusunda, Suudi Arabistan'la anlaşamıyor. Libya konusunda, Sudan konusunda yani Amerika Birleşikleri Devletleriyle zaman zaman ters düştüğü, Avrupa Birliği ile ters düştüğü noktalar var. Bence Erdoğan'ı bu konuda ikna etmek daha kolay bu söylediğiniz konusunda. Çünkü ya sen dışarıdan para mı istiyorsun? Tamam biz senin para sorununu çözeceğiz. Çözdüğümüz para sorununu sen götür Türkiye'nin kendine içinde harca, kendi lehine bunu kullan demeleri daha ikna edici bu şeye benziyor. İşte tam seçimlere giderken Gabar'da petrol bulunması, Karadeniz'de doğalgaz çıkması falan bunların hepsi dış politikayla bağlantılı ama içeriye çalıştı. açılan bir işti. O yüzden Erdoğan'ın şu anda bütün dikkatini bence de kendisi de öyle istiyor. Çünkü içeride dediğim gibi sık sık söylüyorum bunu ama yeniden söylemek istiyorum. Erdoğan daha önceki seçimlerdeki gibi çok rahat değil. Hatta hiç rahat değil. Çünkü muhtemelen onun önüne de her gün birtakım araştırma sonuçları geliyor. Erdoğan 40'ı zorlayabiliyor ancak. %40 azımsanacak bir rakam değil.”
Yüksek Seçim Kurulu'nda Sacayağı Tamamlanıyor
YSK’daki üye değişimlerini ve seçim hazırlıklarını teknik detaylarıyla paylaşan Öztürk, şu bilgileri verdi:
“YSK ile ilgili şuradan okuyarak notlarından yanıtlamaya çalışayım. 11 üyeli Yüksek Seçim Kurulu bir başkan başkanı, bir başkan vekili, altı asil, dört de yedek üyesi var. Şimdi Yüksek Seçim Kurulu 2026 Ocak ayının sonunda mevcut başkan Ahmet Yener ile beş asil üyenin görev süresi doluyor. Yani altı kişi ayrılacak ocak ayı sonu itibariyle idi. Biz şubat ayındayız. Onun için Yargıtay'da ve Danıştay'da seçimler yapılıyor. Yargıtay'daki seçimler henüz sonuçlanmadı ama önümüzdeki hafta sonuçlanacağı söyleniyor. Danıştay'da ise üç üye seçildi Yüksek Seçim Kuruluna. Yani seçilecek altı kişinin üçü Danıştay tarafından belirlendi. Şimdi Yargıtay'dan gelen gelecek olan üç kişinin belirlenmesi kaldı. O da önümüzdeki hafta. Şimdi Adalet Bakanı'nı değiştirdiniz. Ki Adalet Bakanı Yüksek Seçim Kuruluna karışamıyor yasal olarak. İçişleri Bakanı'nı değiştirdiniz. Şimdi Yüksek Seçim Kuruluna altı tane yeni isim getireceksin ve onlar kendi içlerinde bir başkan seçecekler. Geçmişte bu yüksek seçim kurulu şu anda görevini devam ettiren yüksek seçim kurulu biraz önce de söyledim. Seçim günü biz mühürsüz oyları geçerli sayıyoruz dedi. Bu kararın altında imzası var. Erdoğan'ın diploması gerçektir dedi. O kararın altında da onların imzası var. Aday olabilir dedi. Şimdi gelecek ve işte, üyelerle beraber yeni yüksek seçim kurulu ve onun başkanı ne karar alacak?”
Seçim Stratejisi ve Muhalefete Yönelik Hamleler
Seçim sürecindeki muhtemel senaryoları özetleyen Öztürk, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:
“Şimdi sacayağının üç parçası da muhtemelen Şubat ayının sonunda Erdoğan'ın lehine oluşmuş oluyor. Dediğim gibi bir seçim İçişleri Bakanı, bir seçim Adalet Bakanı ve bir seçim yüksek seçim kurulu. Şimdi Adalet Bakanı'ndan beklenti net. Erdoğan'ın karşısına aday olarak çıkma olasılığı olanların önünü kesmek. Onların adaylıklarını ortadan kaldırmak. Kimisinin diplomasını iptal etmek, kimisini suç örgütü olarak nitelendirmek, kimisininki içlerinde Dokunulmazlık olmasına rağmen CHP Genel Başkanı Özgür Özel için de bence bu tehlike var. Dokunulmazlık dosyasını meclise getirip dokunulmazlığını kaldırmak. Bunlar da dahil. Bence yeni Adalet Bakanının misyonu bu. Peki yeni İçişleri Bakanının misyonu ne o zaman? Erdoğan'ın seçilmesi için elinde bulunan emniyet, jandarma, sahil güvenlik sanıyorum Kızılay da dahil olmak üzere işte o şimdi yeni oluşturuldu bu depremlere falan ilgilenen o da İçişleri Bakanlığı'na bağlı. İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla ki valiler, kaymakamlar yeni belediye başkanlarının görevden alınıp alınmayacağı bir suçla suçlanıp ya da bir İçişleri Bakanlığı müfettişi raporuyla suçlanıp görevden alınıp alınamayacağı hep İçişleri Bakanı'nın iki dudağı arasında olacak. Ki Mansur Yavaş'a iki gün önce yeni bir soruşturma izni İçişleri Bakanlığı tarafından verildi. Bu artacak. Yani daha doğrusu şöyle artacak. Ama bundan sonra aday olma olasılığı şimdi biz anketler hep şöyle Ekrem İmamoğlu sonrasında Mansur Yavaş sonrasında Özgür Özel. Bir geçtiğimiz hafta Zeydan Karalar'ın ismi böyle bir şöyle bir sallandı falan ama Karalar dedi ki benim işim yok bu bu işlerle çekildi. Şimdi belki Cumhuriyet Halk Partisi içinden düşünülen başka aday adayları var.”
Yorumlar
Kalan Karakter: