Gazeteciler sürecin hukuki, siyasi ve ekonomik boyutlarını tarihsel örneklerle analiz ederken, Serdar Öztürk sürecin tıkandığını belirterek, yapılanları "ölüye kalp masajı yapmaya" benzetti.
"İKİ DOĞRU ARASINA BİR YANLIŞ SIKIŞTIRILMIŞ"
Programın açılışında Ahmet Nesin, MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’ın açıklamalarını gündeme getirdi. Nesin, Yıldız’ın "İmralı sürecinin tartışmaya kapalı, ertelenemez ve geri dönülemez bir devlet meselesi olduğu" yönündeki sözlerini şöyle yorumladı: "Şimdi ertelenemezse katılıyorum esasında. Geri dönülmemesi gerektiğine de inanıyorum. Ama tartışmaya kapalı... İşte burada bir gariplik var gibi geliyor bana".
Serdar Öztürk ise bu durumu siyasi bir manipülasyon tekniği olarak değerlendirdi: "Ben yine şaşırmadım tabii. Çünkü bazen siyasette söylemek istemedikleri şeyi iki tane doğrunun arasına bir tane yanlış ekleyip söylüyorlar; hepsini doğru algılayalım diye ya da hepsine inanalım diye". Öztürk, üç başlığın da tartışmaya açık olduğunu vurgulayarak, "Uzun zamandır söylüyorum. Bana göre süreç bitti de ölüye kalp masajı yapıyorlar. Diriltebilir miyiz diye".
"AMAÇ: TARTIŞMAYIN, BİZ NE DİYORSAK ONU KABUL EDİN"
Öztürk, Fethi Yıldız’ın açıklamasının alt metnini şu sözlerle analiz etti: "Bence Fethi Yıldız'ın bu cümlesinin aslında şöyle bir amacı var: Tartışmayın artık kardeşim. Herhangi bir şey konuşmayın, herhangi bir şey söylemeyin. Oysa insanlar 'Biz ne diyorsak ona razı olun' dayatmasını kabul etmiyor".
"Devlet meselesi" kavramının içinin boşaltıldığını belirten Öztürk, sert sorular yöneltti: "Bu bir devlet meselesi cümlesinin içindeki tırnak içindeki devlet meselesinin ne olduğunu uzun süredir biz de tartışıyoruz. Hangi devlet bir defa? Devlet Bahçeli mi? Bu bir devlet meselesi derken Bahçeli'nin meselesi mi? Yoksa kendi kafalarındaki devletten mi bahsediyor? Bu hangi devlet? Kimin devleti? Kime göre devlet?". Öztürk, bu söylemin amacının "Biz ne diyorsak onu kabul edin" dayatması olduğunu vurguladı.
"MECLİS KOMİSYONU VE RAPOR BEKLENTİSİ"
Sürecin meclis ayağındaki komisyon çalışmalarına değinen Öztürk, komisyonun yapısının tartışmalı olduğunu hatırlattı: "Nasıl kurulduğundan nasıl çalıştığına varana kadar o da tartışmalı. O komisyonun artık raporunun çıkması gerekiyor. Komisyonun süresi doldu, bu sonuçta bir kanunla kurulmuş komisyon değil, yaptırım gücü yok ama konusu itibarıyla tartışılacak bir komisyon".
Özellikle "Umut Hakkı" konusunun tartışıldığını belirten Öztürk, Fethi Yıldız’ın da bu konuya müdahil olduğunu söyledi. Öztürk, raporun zamanlamasına dair ise şu öngörüde bulundu: "Yarından itibaren bence bu ay sonuna doğru artık o raporun ortaya çıkacağı, ondan sonra işte bu kimin devleti, Devlet Bey'in devleti mi yoksa başka bir devletin işi mi hepsi dökülür gibi geliyor".
TARİHSEL HAFIZA: ECEVİT ÖRNEĞİ VE %2 RİSKİ
Ahmet Nesin, 50-55 yıllık bir siyasi geleneğin sabah kalkıp 180 derece tersine dönmesini ve tabanını buna ikna etmesini sorguladı: "Ne olmalı ki birdenbire sabah kalktığında bugüne kadar 50-55 yıllık yaşantının tersine bir şeyler düşünmeye başlıyorsun? Bu nasıl yapılabilir?".
Serdar Öztürk, bu soruya tarihten bir örnekle yanıt verdi. Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirildiği dönemde Başbakan olan Bülent Ecevit’in DSP’sinin rekor kırdığını, ancak bir sonraki seçimde %2’ye düştüğünü hatırlattı. Öztürk, benzer bir riskin MHP için de geçerli olduğunu ima ederek şunları söyledi:
"Türkiye'de Kürt sorunu konusunda bugüne kadar en sert, en radikal, en askeri tedbirleri savunan; 'bayrak inmez, vatan bölünmez, bir çakıl taşı vermeyiz' söylemleriyle siyaset yapmış bir partinin böyle bir şeye öncülük etmesi kafalarda soru işareti yaratıyor".
"TABAN SESSİZ AMA TEREDDÜTTE: HİÇBİRİNE GÜVENMİYORUM"
MHP tabanının sessizliğini değerlendiren Öztürk, "Kendi siyasi tabanında sessiz kalmalarına rağmen içlerinde ciddi bir tereddüt oluştuğunu görüyorum. Bunu taşımanın güç olduğunu bildikleri için şu anda 'bu aslında siyasi partiler üstü bir devlet projesidir' diyerek onun arkasına saklanıyorlar" dedi.
Öztürk, MHP yönetimine güvenmediğini açıkça belirtti: "Ben açıkça söyleyeyim güvenmiyorum. Söylediklerinin hiçbirine güvenmiyorum. 80 yıllık siyasi geçmişlerinde savundukları görüşün bugün ağızlarından çıkanla hiç ilgisi yok".
MAHİR KAYNAK TEORİSİ VE SİLAH SANAYİSİ GERÇEĞİ
Öztürk, Mahir Kaynak’a atfedilen "Şeriat gelecekse CHP getirir, bu tür işleri de en milliyetçi olanlara yaptırırlar" sözünü hatırlattı ancak bu teoriye inanmadığını söyledi. MHP’nin bu savunduklarına gerçekten inanması durumunda siyasi yelpazenin soluna geçmesi gerektiğini belirtti.
"Barış gelirse silah harcaması biter, ekonomi düzelir" argümanını da inandırıcı bulmayan Öztürk, küresel silah ekonomisine dikkat çekti: "Silah sanayinden bu kadar çok para kazanılan bir dünyada ve ülkede silah sanayini yerle bir edecek bir sisteme geçmek mümkün değil".
GEÇMİŞTEKİ ZİKZAKLAR: OSMAN ÖCALAN, İMRALI MEKTUBU VE SİSİ
Serdar Öztürk, iktidarın ve ortağının geçmişteki manevralarını sıralayarak bugünkü tutarsızlığı gözler önüne serdi:
- "İstanbul seçimlerinde TRT'ye halen aranmakta olan Osman Öcalan'ı çıkarmadılar mı?".
- "İmralı'dan mektup getirmediler mi?".
- "Daha geçen hafta Erdoğan'ın Sisi’ye TOGG hediye ettiğini gördük. Hani 'Sisi'ye mi oy vereceksiniz Binali Yıldırım'a mı' diyorlardı?".
Öztürk, "Ne oldu da devlet bir anda sistem değiştirdi? Devletin kafasına taş mı düştü?" diyerek sürecin mantıksızlığını vurguladı.
HUKUK VE UYGULAMA ÇELİŞKİSİ: TRT YASA TEKLİFİ
Ahmet Nesin ve Serdar Öztürk, hukuk sistemindeki tutarsızlıkları da masaya yatırdı. Öztürk, MHP’nin mahkemelerin TRT’de yayınlanması konusundaki tavrını örnek gösterdi: "Mahkemelerin televizyonda yayınlanmasını Devlet Bahçeli savundu. CHP yasa teklifi verince MHP red oyu verdi. Şimdi nasıl inanacağız o zaman? Hangi devlet diye onu soruyorum".
Can Atalay ve Selahattin Demirtaş örneklerini veren Öztürk, "Bir taraftan AİHM kararlarını tanımıyorum diyen mahkemelere sahip olacaksınız, diğer taraftan iktidar ortağı çıkıp 'kararlara uyulmalı' diyecek. Can Atalay milletvekili seçilmiş ama mecliste yok. Bu inandırıcı değil" ifadelerini kullandı.
KÜRESEL "KARA MİZAH": SİLAH VERİP BARIŞ İSTEMEK
Ahmet Nesin, dünya genelindeki siyasi absürtlüğü "kara mizah" olarak nitelendirdi: "Trump ve Erdoğan... İkisi de Rusya-Ukrayna savaşında masada olmak istiyor. Peki Amerika Ukrayna'ya silah veriyor mu? Evet. Türkiye İHA, SİHA veriyor mu? Vermez olur mu? Hem bir ülkeye öbür ülkeyi öldürmesi için silah verip hem de 'yapmayın gelin barışın' diyorsun. Bu kara mizahı bile geçen bir şey değil mi?".
"KELİMENİN TAM ANLAMIYLA FAŞİST BİR MÜDAHALE"
Yayının sonunda Serdar Öztürk, sürecin yürütülme biçimine ve topluma dayatılan "tartışmayın" üslubuna sert tepki gösterdi. Öztürk sözlerini şöyle tamamladı:
"Barıştan yana görünüp sürekli silah üretiyorlar, savaşları körüklüyorlar. Bu kadar savaşı savunanların dönüp 'Barış' diye ses çıkarmaları inandırıcı gelmiyor. Şimdi vallahi kelimenin tam anlamıyla bir faşist müdahale var burada. 'Kardeşim biz ne dersek o olur, hiçbir şeyi tartışmayacaksınız' diyen bir faşist müdahale var. Olduğu gibi kabul edeceğiz... Olur ya! Memleket sizindir, biz gidelim o zaman. İnsanların söz hakkını elinden alamazsınız."
Yorumlar
Kalan Karakter: