GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL RÖPORTAJ- Gazeteci, yazar, şair Ünal Ersözlü, uzun bir aradan sonra okurlarıyla Böğürtlen Öpücüğü’nde buluştu. “Çağımızda insan, öz yurdunun sürgünü” diyerek sesleniyor Ersözlü, okurlarına. Ersözlü, birbiriyle bağlantılı 78 bölüm ve 184 sayfadan oluşan tek şiirinde, ortak hakikat arayışını sürdürüyor. Ersözlü, “Bireysel olarak zengin bir imgeler dizisi eşliğinde, ön fonda bir aşk söylemini öne çıkarırken, arka fonda insana ait bütün kavramları sessizce sorgulayıp yeniden konumlandırmaya çalıştım. Bu kitabım belki de şiirde ve hayatta bir ‘anlam’ kurgusu inşası olarak yorumlanabilir” diyerek anlatıyor yeni eserini.

ŞİİR ONURLU BİR DİRENİŞİN SEMBOLÜDÜR
-Şair, yazar, iletişimci ve gazeteci kimliğiniz arasında siz kendinizi öncelikli olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
-Öncelikle röportaj ve kitabıma gösterdiğiniz ilgi için, çok teşekkür ediyorum.
Ben kimliğimi şekillendirirken, hayatın akışını bir önceliğe göre belirlemiyorum. Çünkü bulunduğum alanların tümü birbirini besliyor. Ama şiir bireyin özel dünyasının yansımasıdır. Ben farklı alanlarda çalışırken, şiirim beslenirken dizelerde kendimi yansıtıyorum. Her insanın bir ‘adası’ olabilir, benim kendimi özgür hissettiğim, gündelik hayatın bazen insana anlamsız gelebilen boşluğundan uzaklaşmak, kendimi daha iyi ifade edebilmek için işte bu adaya çekiliyorum. Bu adada çalışarak, dizelerin renklerinin şemsiyesi altında, duygu ve düşünce bütünlüğümü sağlayarak, kendimi yeniden şiirle birlikte üretiyorum. İyi şiirin aynı zamanda bir kelime kuyumculuğu olduğuna inanıyorum. İşte bu şiir adasında kendi kendime, kendi kelimelerimin ince işçiliğini gerçekleştirerek bir şiir kuyumculuğu gerçekleştirme çabasındayım.
Bu adanın dışına çıktığım da hayatın tüm alanlarında akıl, sağduyu ve insan sevgisine dayanarak kendimi geliştirmeye, var olmaya gayret gösteriyorum. Böyle bir noktada şiirim de, gazetecilik ve yazarlık başta olmak üzere bulunduğum bütün alanlardan besleniyor. Şu anda zaten aktif gazetecilik yapmıyorum. Sadece dönem dönem yazılar yayımlıyorum. Bu çabam da kendimi ve şiirimi geliştirmeye katkı sağlıyor. Zaten şiir, tek başına hayatın tüm olumsuzluklarına karşı onurlu bir direnişin sembolüdür.
-Türk ve dünya edebiyatında sevdiğiniz ya da örnek aldığınız yazarlar hangi isimler? En çok hangi isimden etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?
-Türk ve dünya edebiyatı çok büyük, ilham verici örnek isimlerle dolu.
Hepsi eserleriyle hayranlık duyulacak isimler. Rus Edebiyatı’nda başta Tolstoy olmak üzere Dostoyevski, Puşkin, Çehov, Maksim Gorki, Mayakovski gibi büyük isimler var. Klasik Batı Edebiyatı’nda ise Victor Hugo zaten Sefiller’i ile kocaman bir isim. Charles Dickens, Jane Austen, Goethe, Balzac, Emily Bronte, unutulmazlar arasında. Bir de Miguel de Cervantes’i unutmayalım. Modern romanın temeli sayılan ölümsüz bir eser olarak nitelenebilecek Don Kişot’u nasıl unutabiliriz. Cervantes de İspanyol edebiyatının ve dünya klasikleri tarihinin en büyük romancısı bana göre. Aynı zamanda bir şair ve oyun yazarı. Üstelik Certanvantes’in hayatı savaşlar ve esaret eşliğinde geçti. Bu büyük isim üstün zekasıyla dünyaya bir başyapıt sundu. Sonrasında Nobel ödüllü modern dönemin yazarlarını unutmayalım. Ernest Hemingway, Albert Camus, Gabriel Garcia Marquez, Jose Saramago, Franz Kafka, sonrasında Pablo Neruda gibi… Ayrıca biz Homeros gibi bir devin yaşadığı toprakların çocuğuyuz. Homeros, günümüze kadar ulaşan, bugüne dek milyonlarca insan tarafından okunan, efsanevi yapıtları İlyada ve Odysseia ile tarihin ilk ve en önemli şairi sayılıyor. Homeros, destanlarını bir Anadolu lehçesi olan İyonca-Aiolca karışımı bir lehçe ile söylemiş. İzmir, İyonya ile Aiolya'nın ortak sınırına en yakın kentlerden biriydi. Yani bizler Homeros’un torunlarıyız sonuçta. Edebiyattan söz ettiğimizde bu büyük ismi kesinlikle unutmamalıyız.
Elbette Türk Edebiyatına gelirsek, bizde de dünya çapında isimler oldu.
En başta Nazım Hikmet, yaşamı ve eserleriyle büyük bir şairdi. Şiir dışında da edebiyatın farklı alanlarında ürün verdi. Nazım Hikmet’in dokunaklı ve hüzünlü hayatı ise başlı başına bir eserdi. Direnişin, yeniliğin, duygunun, insan olmanın evrensel sembolü oldu. Elbette sonrasında o kadar çok isim sayılabilir ki, hepsi büyüktü. Başta Yaşar Kemal, bilge bir romancıydı. Orhan Kemal ve çok sayıda romancı evrensel düzeyde bizi temsil eden değerli isimler arasına girdi. Hepsini tek tek sayarak, unuttuklarıma karşı haksızlık yapmak istemem. Büyük isimler geçti Türk edebiyat dünyasından. Günümüzde Orhan Pamuk da Nobel alarak tüm dünyada okunan isimler arasına girdi. Bazı kesimler tarafından eleştirilse de, Orhan Pamuk günümüzde Türk edebiyatının büyük isimleri arasına girmiştir. Edebiyat açısından çok değerlidir. Aynı şekilde günümüzün yaşayan şairleri Ataol Behramoğlu, Ahmet Telli, Özkan Mert, Haydar Ergülen, Veysel Çolak, Tuğrul Keskin, Namık Kuyumcu, Hüseyin Yurttaş, bugünlerde Pen Şiir Ödülü’ne layık görülen Hidayet Karakuş, Ahmet Günbaş, Semih Çelenk, Yusuf Alper, Aydın Şimşek, Orhan Alkaya, Halil İbrahim Özcan, Fergun Özelli, Hüseyin Peker, Hıdır Işık, Cem Seyhun Ünbay gibi isimler şiirimizin yaşayan çok değerli şairleri arasında. Yakın dönemde yitirdiğimiz Mehmet Çetin, Emir Ali Yağan da çok değerli şairlerdi. Şu anda adlarını atladıklarımdan peşinen özür diliyorum, lütfen bağışlasınlar beni, çünkü çok sayıda isim var. Bu nedenle aklıma ilk gelenleri saydım size. Ayrıca yaşayan kadın şairlerimiz arasında da çok değerli şairler var. Örneğin Birhan Keskin, Asuman Susam, Duygu Kaykanstın, Betül Tarıman, Cevahir Bedel, günümüzün değerli kadın şairleri arasında. Bu kadar çok ismin olması da Türk şiir açısından büyük bir zenginlik. Yine saymadığım değerli kadın şairlerimizin beni hoş görmesini diliyorum. Çünkü aklıma ilk gelenleri söyledim. Şimdi bu kadar çok değerli isim karşısında, ben kendimi bir yere yerleştirmekten her zaman kaçındım. Bu tablo karşısında mütevazı olmanın kıymetine inanıyorum. Her şair şiirinden sorumlu. Ben de şiirimden sorumluyum. Bu dünyada ancak şiirim kadar yer alabiliyorum. Çünkü çok büyük şiirler yazıldı. Değerli olan bunun farkında olarak, ‘mütevazı’ bir alanda durmak, kendini abartmamaktır. Ben şiirimi yazarak sorumluluğumu yerine getiriyorum. Şiirimin ne kadar yeryüzünde kalacağını, şiirimin bıraktığı izler belirleyecek. Eğer ölümümden sonra yine okunmayı başarabilirsem, bunu hedefleyen her şair gibi, kalıcı olabilirim. Bir eser siz onu yazdıktan, örneğin 100 yıl sonra da okunuyorsa, gelecek için kalıcı ve değerlidir. İşte bunu bilemezsiniz. Bu nedenle kendinizi değerlendirirken, abartılı bir çerçeve yaratmamanız gerekir. Bir şair bir bilge gibi kibirden uzak olmalı, mütevazı olabilmeyi bilmeli. Buradan bakıldığında, en çok şu isimden etkilendim, diyemiyorum. Çünkü bu toplamın tümünden etkileniyorum. Hepsinden etkilenerek, kendimi şiirle yeniden üretiyorum.
Bunun arasında soluk aldığımda, deneme vb. alanlarda yazıyorum.
BİR DÖNEMİME YAYILAN BİR ŞİİRDİR
-Beş sene aradan sonra yeni bir kitapla okuyucunun karşısına çıktınız. Bununla ilgili neler hissediyorsunuz? Yeni kitabınız okuyucu tarafından nasıl karşılandı?
-En son 2021 yılında “50 Maddede Doğu Felsefesi” adlı bir inceleme kitabım yayımlanmıştı. Şiirimin de doğu felsefesinden beslendiğini söyleyebilirim bu arada. Neredeyse 10 yıldır şiir kitabı yayımlamamıştım. Ailemde çok yakınlarımın yaşadığı vefat ile sonuçlanan bir takım hastalık süreçleri nedeniyle, şiir kitabımın yayımlanmasını son üç senedir hep erteliyordum. Bu yıl artık yayımlamak istedim. Geçen senenin son ayında “Böğürtlen Öpücüğü” yayımlandı. Şimdiye dek sevgili okurlardan aldığım tepkiler hep çok olumlu yönde oldu. Ama bunu anlamak için yine zamana ihtiyaç var. Gerçekçi olan budur. Kitabın okur üzerinde bıraktığı etki, doğal olarak zamana yayılır. İlk planda gelen tepkilerle, kitabınızın bıraktığı izleri hemen anlayamazsınız.
Bu kitaba çok uzun bir süre emek verdim, üzerinde çok uğraştım. Bir dönemime yayılan bir şiirdir. Bu nedenle bu emeğin karşılığını zaman içinde şiir okuyucularından alacağıma inanıyorum. Ama bu inanç bile aslında subjektiftir. Objektif olan şiir okuyucusunun hafızasında, zihinsel algısında ne kadar yer alabileceğinizdir. Bunu da zaman belirleyecek.
-Kitabınızın isminin "Böğürtlen Öpücüğü" olmasının anlamı ya da nedeni nedir? Bu adı neden koydunuz?
-‘Böğürtlen Öpücüğü’ adı, kitabımın 146. sayfasında 61. bölümde geçen bir dizeden kaynaklanıyor. Dizeler sırasıyla şöyleydi:
“Hızır ile Musa, simgelerken ilim ve hikmeti
İnsan bir türlü, gaipte anlamadı güzel olanı
Ruhlar sevgiye kavuşunca gök krallığında
Böğürtlen Öpücüğü, kadınlarda buldu aşkı”
Bir şiir kitabının adı her zaman önemlidir. Çünkü okuru şiire çekmek üzerine kurgulanır. Aynı zamanda şiirin adı, kitabınızın toplamının ruhunu yansıtmalıdır. Ben kitaba hangi ismi koyacağımı düşünürken, doğrusu hiç aklımda ‘Böğürtlen Öpücüğü’ yoktu. Sevgili eşime her kitapta sorarım, adı ne olsun diye, çünkü daha önceki serüvenlerimde, O’nun önerdiği isimler bana hep cazip gelmişti, bunu deneyimlemiştim. Üç kitabımın adını, sevgili eşim koymuştu. Hiç böyle bir alternatifim yokken, sevgili eşim Efsun bana yine ‘Böğürtlen Öpücüğü’ adını önerdi. Dizelerin arasında saklı kalan bu isim bütünüyle kitabımı yansıttığı için bu adı çok severek seçtim. Bu nedenle sevgili eşime çok teşekkür ediyorum. Sevgili Efsun aslında saklı bir güzelliği ortaya çıkarmış oldu. Şiir okurlarının ve şiir çevresinin de bu adı sevdiğini düşünüyorum. Çünkü bu isim, kitabımın bütününü yansıtıyor.
HERA KADINLARIN SİMGESİDİR
-Kitapta hitap ettiğiniz "Hera" sizin için ne ifade ediyor? Hera kim ya da onu nasıl tanımlıyorsunuz?
-Hera, adı tamamen sembolik bir yaklaşımı ifade ediyor.
Hera aslında mitolojide Zeus’un eşi olan tanrıçadır. Olmypos tanrıları arasında Kraliçe unvanına sahiptir. Aynı zamanda Evlilik Kraliçesi olarak anılır.
Yine eski kadim bir inanca göre doğumdan itibaren kadınların ve evliliklerin koruyucusu olarak bilinir. Mitolojide en güçlü, en cesur, en güzel tanrıçalardan biri olarak anılır. Hera’nın simgeleri arasında bolluğun sembolü olarak nar bulunur. Zambak da Hera’nın simgesidir. Hera güzel olduğu kadar kıskanç bir tanrıçadır. Bütün erkekler Hera’ya aşıktır, ama o kendisini Zeus ile bütünler. Bu nedenle aynı zamanda aşkın simgesidir. Herhalde bilinç altımda, Hera’nın bu özellikleri önemli bir iz bırakmış. Bu şiire sevgili eşim ile büyük bir aşk duygusunun derin sularına kapıldığım bir dönemde başladım, kadını da yücelten bir destan kaleme almak istedim, şiirim beni kendiliğinden Hera ile söyleşmeye yöneltti. Önde Hera’ya bir seslenişin yer aldığı dizeler, arkada Türkiye fonu olmak üzere, şiirim kendiliğinden şekillendi, şiirim bana değil, ben şiirimin peşine takıldım. Şiirimin beni sürüklediği yere çekildim. İnsana ait tüm duygular şiirimde yer aldı. Hera uzun bir şiirin sembolü oldu. Bu kendi akışında gerçekleşti. Şiir aynı zamanda gerçek üstü bir zemindir. Sizin hayal dünyanızda büyür, dizeler doğallıkla bir birikimin üzerinde oturur ve şiir kendi kendisini doğurur. Bu kitabın serüveni de bu şekilde büyüdü. Aslında Hera kadınların simgesidir. Aşkın, sevginin, doğumun sembolüdür. Ben bu sembolün peşine takılıp, hayatımızı yansıttım. Aynı zamanda arka fonda Türkiye’yi yansıttım.
TÜRK ŞİİRİNDE YENİ BİR SOLUK ORTAYA ÇIKARMIŞ OLABİLİRİM
-Tam 184 sayfalık tek bir şiirle okurlarınızın karşısına çıkmayı riskli olarak değerlendiriyor musunuz?
-Evet çok haklısınız, uzun şiir kaleme almak zaten başlı başına bir risk. Çünkü şiir bir ritimdir, her şiirin bir matematiği vardır. Bir beste yapmak gibi, uzun bir şiirde rahatlıkla bu ritmi yitirebilirsiniz, matematikte sınıfta kalabilirsiniz. Ben yine kendimi abartmak istemem, ama tek bir şiirden oluşan bu bütünlüklü örnekle, Türk şiirinde yeni bir soluk ortaya çıkarmış olabilirim. Çünkü ben modern epik şiirin izini sürerek, destansı özellikleri bu şiirde sergileyerek, şiirimin ritmini yitirmeden sonlandırdığımı düşünüyorum. Elbette buna yine karar verecek olan değerli şiir okurlarıyla birlikte, eleştirmenler olacaktır.
Sonuçta ben bireysel olarak zengin bir imgeler dizisi eşliğinde, şiirin ön fonunda içerikli bir aşk söylemini öne çıkarırken, arka planda sağduyu ile buluşup, insana ait bütün kavramları sessizce sorgulayıp yeniden konumlandırmaya çalıştım. Bu kitabım belki de şiirde ve hayatta bir ‘hakikat arayışı’, bir ‘anlam’ kurgusu inşası olarak, yorumlanabilir.
-Çok teşekkür ediyorum samimi yanıtlarınız için.
-Ben size çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu röportajı değerlendireceği için, “Gerçek Haberci”ye de yürekten teşekkür ediyorum.
ÜNAL ERSÖZLÜ KİMDİR?
Ünal Ersözlü’nün eleştirmenler tarafından hayatın aynası rolünü taşıyan izlenimci-lirik bir çizgide değerlendirilen şiir serüveni, 1980’li yılların sonundan bugüne dek uzanıyor. Ersözlü’nün “Böğürtlen Öpücüğü” dahil 12 kitabı var. Ersözlü’nün bazı eserleri Akademi Şiir Başarı Ödülü, Behçet Aysan Şiir Ödülü ve Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Ersözlü’ye, geçtiğimiz yıllarda İzmir Kent Kültürü’ne verdiği katkı ve Türk Şiiri’nde ulaştığı yetkinlik nedeniyle, Homeros Emek Ödülü verildi. Gazetecilik ödüllerine de sahip Ersözlü’nün, deneme ve felsefi alanında da kitapları bulunuyor.
GAZETECİLİK GEÇMİŞİ
Ünal Ersözlü, öğrenimi sonrası, gazeteciliğe 1987’de Yeni Gündem Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Ardından Yeni Asır’da muhabirlik, ekonomi müdürlüğü, sırasıyla yazı işleri müdürlüğü, yazarlık; Barometre’de Ege temsilciliği, İstanbul’da Ateş ve Sabah Gazetelerinde yazarlık yaptı. CNBCE’nin kuruluşundan önce Kanal-E olarak anılan televizyonda ana haber bültenini sundu. İzmir’de, Ege TV ve İzmir TV’de televizyon programcısı oldu. Sabah Gazetesi’nde geçmiş yıllarda Akdeniz ve Ege Temsilcisi görevlerini üstlenerek (2003/2013) yayın yönetmeni ve yazar olarak çalıştı.
İLETİŞİMCİLİK SERÜVENİ
Ersözlü, iletişim alanında da görev aldı. Tansaş’ın ilk yıllarında, Ahmet Piriştina’nın genel müdürlüğü sırasında Basın Halkla İlişkiler Direktörlüğü yaptı. (1990). Zülfü Livaneli (1994) ve Piriştina (1999) seçim kampanyalarının gönüllü olarak yönetim ekibinin koordinasyonunu üstlendi. Piriştina döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketi İzmir Yayıncılık’ın Genel Müdürlüğü ve Başkanın Medya Danışmanlığı görevlerini üstlendi. İzmir Kent Kitaplığı’nı kurdu; İzmir Kent Kültürü Dergisi’ni çıkardı. Efsun Ersözlü ile evli. Şafak adında bir oğlu var. Ersözlü halen Saya Holding’te Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevini sürdürüyor.
ESERLERİ
Okyanusların Not Defterinden (1990)
Gidiyorum, Adım Unutuluş Olsun Diye (1998)
Zaman, Ayna ve Bıçak (1999)
Aşk-ı Hakiki (2004)
Gençliğin Dün Gecesi (2008)
Kapıyı Çalıyorum (2012)
Sarmaşk (2014)
Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba (2018),
Tanrının Yaşam Kılavuzu (2019)
Yeryüzü Misafiri (2020)
50 Maddede Doğu Felsefesi (2021)
Böğürtlen Öpücüğü (2025)
Yorumlar
Kalan Karakter: