weather
36°
Gerçek Haberci Siyaset Özkan: “Eski siyaset düzeni değişecek, eski hastalıklar sona erecek”

Özkan: “Eski siyaset düzeni değişecek, eski hastalıklar sona erecek”

Türkiye siyasetinde hareketli günler yaşanırken, CHP'den ayrılarak Yeni Parti saflarına katılan İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

12 Dakika
Okunma Süresi
Haberleri
Özkan: “Eski siyaset düzeni değişecek, eski hastalıklar sona erecek”

Begüm Burçak GÜNAY- GERÇEK HABERCİ-ÖZEL RÖPORTAJ-Türkiye siyasetinde hareketli günler yaşanırken, CHP'den ayrılarak Yeni Parti saflarına katılan İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Özkan, Gerçek Haberci'ye verdiği özel röportajında, yeni bir partiye duyulan ihtiyacı, muhalefetin mevcut durumunu ve partisinin hedeflerini anlattı. Özkan'ın “Biz mevcut düzene bir sandalye daha eklemeye değil, o düzeni değiştirmeye geliyoruz” sözleri dikkat çekti.

“SİYASETİN OMURGASINI KIRDILAR”

Türkiye’de zaten çok sayıda parti varken neden yeni bir parti kurulduğu yönündeki tartışmalara değinen Özkan, sorunun parti sayısında değil, siyaset yapma biçiminde olduğunu vurguladı. Özkan, “Çünkü sorun parti sayısı değil, siyaset yapma biçimi. Bakın yargı kolları eliyle 100 yıllık partiyi böldüler. Siyasi Partiler Kanunu’nu, Anayasa’nın siyasi partilerle ilgili hükümlerini, Yüksek Seçim Kurulu’nu ellerinin tersiyle bir kenara ettiler. Siyasetin omurgasını kırdılar. Cumhuriyet’i kuran, ulusun kurtuluşunu sağlayan hareketi yargı‘yı kullanarak böldüler. Genel merkezimizi polis zoruyla kapılarını kırarak, topluma bir dehşet yaşatarak ele geçirdiler. Böyle bir durumda hala neden yeni bir parti diye sormak çok anlamlı gelmiyor bana. Siyasetçinin her gün sabaha karşı kapısını polis çalarsa, savcılıklar her gün siyasetçi sorgularsa, cezaevleri siyasetçi doluysa ve bunların hepsi sadece muhalif ya da ana muhalefet Partisi’nin insanlarıysa başka yapacak ne var?” şeklinde konuştu.

Gelinen noktada meselenin artık sadece “kim iktidar olacak?” sorusundan ibaret olmadığını belirten Özkan, “İktidar gerçekten seçimle değişebiliyor mu?” sorusunu yönelterek şu ifadeleri kullandı:

“Eğer; yargı siyasetin baskı aracına dönüşüyorsa, medya alanı daralıyorsa, kamu kaynakları siyasi rekabette kullanılıyorsa, seçilmiş irade idari/yargısal müdahalelerle değiştirilebiliyorsa, Milli irade atanmışların boyunduruğu altındaysa, Seçilmişler atanmışlarca baskı altına alınıyorsa, Cumhuriyet ve demokrasi yaralı bir kuş gibi kapatıldığı kafeste çırpınıyorsa o zaman sadece sandığa bakarak demokrasi var diyemeyiz. Sandık vardır ama tek başına demokrasi değildir. Biz yeni bir tabela değil, adil, özgür, eşitlik ilkelerinin yaşanır olduğu bir yurt ve siyaset istiyoruz.”

“YURTTAŞ, SİYASETİN MÜŞTERİSİ DEĞİL SAHİBİDİR”

Diğer partilerden farklarının söylem değil, siyasetin yapılma ve örgütlenme biçimi olduğunu dile getiren İzmir Milletvekili, parti içi sistemlerin demokratik düzen üretmediğini savundu. Özkan, “Herkes benzer şeyleri söylüyorsa o zaman biz haklıyız demektir. Herkesin arzusunu yaşanır kılmak istiyoruz. Eksiği gidermek istiyoruz. Çünkü siyaset sahnesinden uzaklaştırılmak istenen, partisi bölünen, zulme maruz bırakılan biziz. Suçumuz iktidar karşısındaki en büyük parti olmaktı. Bu farkı ortadan kaldırmak için parçalandık, zulme maruz kaldık. Farkımız söylem değil, siyasetin yapılma ve örgütlenme biçimi” dedi.

Bugünkü modelde genel başkanların karar verdiğini, dar kadroların aday belirlediğini ve seçmenin sadece oy verdiğini ifade eden Özkan, bu duruma itiraz ettiklerini belirtti:

“Biz buna itiraz ediyoruz. Güç sahiplerinin, lobilerin ofislerde oturup belirlediği delegelerin düzenini değil halkın katılımla oluşturacağı siyaset düzenini istiyoruz. Yurttaş, siyasetin müşterisi değil sahibidir. Adaylar yukarıdan değil, yerelden belirlenmeli, üyeler karar süreçlerine katılmalı, parti içi demokrasi gerçek olmalı. Çünkü; kendi içinde demokrasi kuramayan, ülkede demokrasi kuramaz. Örnek olmak istiyoruz. Eski hastalıkları yeni yapıya asla taşımayacağız bu konuda genel başkandan kurucu her bir üyeye kararlılığımız nettir. Hastalıklarını yayacaklarını sananlar, oldu, bitticiler kaybedecek. Bu kararlılığı sürdürerek iktidar olduğumuzda siyaset alanını halkın yönetime katılması, özgürlük, demokrasi ve adaletle buluşturacağız.”

İZMİR İÇİN YENİ BİR DÖNEM MESAJI

Bu demokratik yapının İzmir’de neden hayata geçirilemediği yönündeki eleştirilere ise Özkan, sürecin yeni başladığını işaret ederek şu yanıtı verdi:

“Daha yeni başlıyoruz. Gözle bak neler olacak. Şimdi il ve ilçe kongrelerimiz yapılacak, göreceksiniz oralarda yepyeni bir sistemle, üyelerimizin seçtiği yöneticilerle eski hastalıkların tamamını geride bırakarak bir yolculuğa çıkacağız. Öyle ofislerde oturup şu olsun bu olmasın, parti meclisine o girsin, bu girmesin baskı ve hesapları çöpe gidecek. Şehirlerin her nir noktası da halk yönetime katılacak. Sadece arkadaşlarını yazanların devri bitti. Yönetime, ilkelere parmak sallayamayacak kimse. Halkta varsa olur, yoksa çalışır olur. Lobicilik bitecek. Dar hizipçilik bitecek. Ofislerde siyaset görme anlayışı sona erecek. Halka gidilecek. Siyasette yeni ahlakı yürürlüğe koyacağız. Ahlaksızlığa sıfır tahammülümüz var.”

“BİZ CHP İLE KAVGA ETMİYORUZ”

Kamuoyunda sıkça tartışılan “CHP’den kopanların partisi misiniz?” ve “Neden CHP içinde kalmadınız?” sorularına da açıklık getiren Özkan, Cumhuriyet Halk Partisi mirasına sahip çıktıklarını ancak bu mirasın tek bir partiye hapsedilemeyeceğini vurguladı.

Özkan, “Biz CHP liyiz. Başımıza gelenleri anlattım. Atatürk’ün emaneti içimizde, içimizde. Onu kimse bizden alamaz. Ama hiçbir parti, Türkiye’nin demokratik mirasının tek sahibi değildir. Cumhuriyetçilik bir partinin mülkü değildir demokrasi bir binaya hapsedilemez, Atatürk’ün mirası tek bir kadroya ait değildir. Biz CHP ile kavga etmiyoruz. O birikimi daha geniş bir demokrasi mücadelesine taşımak istiyoruz” ifadelerini kullandı. Özkan, kopuş sürecine giden yolu ise şu sert sözlerle aktardı:

“CHP Genel merkezine yapılan baskını gözünüzün önüne getirin. Kapıların nasıl kırıldığını, ağlayan insanları, ağlayan Türkiye’yi ve nasıl parçalandığımızı gözünüzün önüne getirin. Bu olanlar bir siyasi projenin eseri. İçinde hukukun iktidarını bulunduğu bir projenin eseri. Kurultayımızı yapmıyorlar. Yaptırmıyorlar. Hukuk eliyle kurultayımızı gasp ettiler. Yargıtay bunu bitirmezse siyasal yaşamımız felç olur. Olayı bütün gerçekliği ile değerlendirdiğinizde niçin kalamadığımız ortaya çıkar. Ancak kalanlara da haksızlık etmek istemem. Çünkü mesele artık sadece parti içi tartışma değil.”

“MUHALEFET YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

Siyasi alanın daraldığını ve muhalefetin yok edilmek istendiğini savunan Özkan, yaşananları bir parti değil demokrasi meselesi olarak tanımladı:

“Muhalefetin siyaset alanı daralıyor. Ana muhalefet Partisi’ni butlan diye bir garabetle bölüp parçaladılar. Bunun siyasete nasıl bir müdahale olduğunu lütfen unutmayın. Çok partili yalamı bitiriyorlar. Kendilerinden büyük hiçbir partiye izin vermiyorlar. O partileri bölük parçalayıp küçük hale getirmeye çalışıyorlar. Yargısal müdahaleler, siyasi alanın sınırlarının daralması, kurumsal baskılar... Bunlar bir parti meselesi değil, demokrasi meselesidir. Rakibin hakkını, adil yarışı savunamıyorsan demokrat değilsin. Demokrasilerde iktidar hep olur. Ancak bir sistemi demokrat yapan şey muhalefetin varlığıdır. Muhalefetin varlığı ortadan kaldırılmak istendiğine göre, bir yol açmak zorundaydık. Çocuklarımızın geleceği için yeni bir başlangıç zorunluydu.”

Yeni Parti’nin muhalefeti böleceği yönündeki eleştirilere de tepki gösteren Özkan, iktidar trollerinin bu söylemi yaydığını iddia etti:

“Bunu iktidar trolleri söyler. Türkiye’de ana muhalefet Partisi butlan yoluyla bölünüyor, milletvekilleri, belediye başkanları sabah operasyonlarıyla tutuklanıyor, Türkiye’de siyaset tekleşiyor, kim kimi bölüyormuş da böyle bir soruya muhatap olacağız? Muhalefeti ortadan kaldırıyorlar. Muhalefet bölünüyor ne demek? Muhalefet yok edinmek isteniyor. Direncimiz, mücadelemiz muhalefetin yani demokrasinin varlığını korumak için. Biz birleşerek, halkımızı birleştirerek kazanacağız. 25 yıllık mutlak iktidarın Türkiyeyi getirdiği yer uçurumun kıyısı. Ne yapacağız? Biz soruyoruz: Muhalefetin görevi nedir? Memnun olmayan milyonlar var, siyasetten uzaklaşan gençler var, ‘Hepsi aynı’ diyen seçmen var. Bu insanlara ‘yerinizde kalın’ denemez. Biz oy bölmüyoruz, siyasetin alanını genişletmeye, demokratik siyasal düzeni sürdürmeye ve büyütmeye geliyoruz.”

“KÖKLERİMİZİ SALDIĞIMIZ YER SOSYAL DEMOKRASİDİR”

Partinin ideolojik çizgisi ve siyasi yelpazedeki konumu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Özkan, Atatürkçü ve devrimci kimliğinin altını çizdi. “Sol musunuz, merkez mi?” sorusuna Özkan şu yanıtı verdi:

“Ben Atatürkçüyüm. Devrimciyim. Halkçılık şiarımdır. Ben halkın sesini halkın sesi olarak tarif eden büyük Atatürk’ün izinden gidiyorum. Yakın siyasi tarihimizde. Bana göre eskimiş ve yenilemek gereken bir siyasal tutum olmasına karşın; köklerimizi saldığımız yer sosyal demokrasidir: eşitlik, sosyal adalet, emek, kamusal koruma. Ama demokrasi tek bir ideolojinin meselesi değildir. Ortak zemin: hukuk devleti, liyakat, özgürlük, adil devlettir. Farklı görüşlerden insanlarla aynı zeminde buluşabiliriz. Bu ülke bizim. Gelecek bu ülkenin çocukları için adil, eşit, özgür, refah içinde bir yaşama şansı sunmak zorundadır. Bunu sağlayacağız.”

Bu yaklaşımın bir "ideolojisizlik" olup olmadığı yönündeki soruya ise sınırlarını net çizerek cevap verdi:

“Kendimi böyle bir tanımlamadan çok uzak bir noktada görüyorum. Biz Atatürkçüyüz. Kurucu iradeye ve ideolojiye bağlılığımız net. Çağın ve gelecek yüzyılın gereklerine göre ideolojisi zenginleştirecek, büyütecek onu genç kuşaklara teslim edeceğiz. Kırmızı çizgilerimiz net: Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, adil seçim, liyakat, şeffaf devlet, hesap verebilirlik, eşit yurttaşlık, halkçılık. Bu ülkenin kuruluş değerleri, altıok, Atatürkçülük benim yüreğime kazılı. Bunlar gömlek değil ki çıkarıp da başkasını giyeyim.”

“TEK ADAMI DEĞİŞTİRMEYE DEĞİL, İHTİYACINI ORTADAN KALDIRMAYA GELİYORUZ”

Sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset yapmadıklarını belirten Özkan, sorunun kişilerde değil sistemde olduğunu dile getirdi. Özkan, “Hayır. Bu soruyu çok ilginç buluyorum. Bu Erdoğan’ın 25 yıllık mutlak iktidarını değerlendirmemekten kaynaklanan, onun yaptıklarını, iyi ve kötü yönlerini analiz etmekten de uzak bir yaklaşım olur. Sorun kişi değil, sistemdir. Bugün bir kişi, yarın başka biri... Ama aynı yetkiler devam ederse sorun değişmez. Çürüdük. Temizlemezsek çürüyen her şey düşer, düşeriz. Biz tek adamı değiştirmeye değil, tek adam ihtiyacını ortadan kaldırmaya geliyoruz” dedi.

Türkiye'de seçim yapılmasına rağmen neden "otoriterlik" vurgusu yapmalarının gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı:

“Seçim tek başına demokrasi değildir. Yaşadıklarımızı, içinde bulunduğumuz Siyasal iklim nereye koyacağız. Otoriterlik: kurumları zayıflatır, medyayı kontrol eder, yargıyı etkiler, rekabeti bozar, sonra sandığa saldırır. Demokrasi, sandığın varlığı değil, iktidarın değişebilmesidir. Muhalefetin iktidar olabildiği rejimin adı demokrasidir iktidarlar hep iktidar, muhalefet hep muhalefet bunun adı demokrasi olur mu? Halkın önündeki duvarları kaldırmaya geliyoruz.”

YARGIYA MÜDAHALEYE KARŞI NET TAVIR

Yargı tartışmalarındaki tutumlarının net olduğunu ifade eden Özkan, hukukun herkese eşit uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Özkan, “Net: Yargıya kimse müdahale etmemeli. Ne iktidar, ne muhalefet, ne siyasi aktörler. Ama aynı zamanda: hukuk herkese eşit uygulanmalı, standartlar değişmemeli, adalet güvenilir olmalı. Sorun tekil davalar değil, sistemin güvenilirliğidir. Güven yok. Pislik her yerde olur. Temizlersiniz, yolunuza devam edersiniz. Pisliğe takılıp kaldığınızda orası bataklığa dönüşür. Sistem sorunu burada devreye giriyor. Bir bataklığa dönüşen 25 yıllık mutlak iktidar patinaj yapıyor. Temizlemiyor. Çamuru bolca etrafa saçıyor” diye konuştu.

“EKONOMİ, VATANDAŞIN HAYATIDIR; ÇEKİLMEZ OLDU”

Ekonomi alanında yapısal sorunların çözülmeden büyümenin imkansız olduğunu söyleyen Özkan, ekonomide atılacak adımlara ilişkin vizyonunu şöyle paylaştı:

“Asıl ekonomide büyük bir dönüşüm gerçekleştirmek zorundayız. Rantiye bataklığına saplanan, erken sanayi terk yaşayan, katma değerli ürün üretemeyen, dijital dönüşüm çağını yakalayamayan, yurttaşının temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir ekonominin, üretemeyen bir ülkenin yaşaması çok zor. Bunların yanı sıra yapısal sorunlarımızı çözmezsek ekonominin büyümesi imkansız. Çünkü ekonomi sadece rakam değildir. Adaletin olmadığı, özgürlüğün olmadığı, demokrasinin olmadığı, kendi içinde yenilenmenin olmadığı ekonomiler büyüyemez. Büyüdü gözükse de bunun surekliligi olmaz. İnsanı dışlayan, insanın ihtiyaçlarını görmezden gelen ve kendi yaptığı harcamaları vergi adı altında toplumunu ödeten bir yönetim biçimini kabul etmek bu çağ da bize yakışmaz. O yüzden ekonomik sorunlarımızın yapısal sorunlarımızdan ayrıışarak çözülebilirliği olduğunu düşünmüyorum. Özgürlük ve ekmek, adalet ve halkın ihtiyaçları, ekmek ve demokrasi birbirinden ayrılmaz bütündür.”

Tablodaki gerçek sorunları; öngörülemezlik, güvensizlik, torpil sistemi, düşen alım gücü, eriyen orta sınıf ve yoksulluk olarak sıralayan Özkan, “Bir ülke 25 yılda vatandaşını küçülterek ayakta kalıyorsa, vatandaş küçülüyorsa bu başarı değildir. Enflasyon vatandaşın kanını emiyor. Ahlakini tüketiyor, varını, yoğunu elinden alıyor. Enflasyon nedir? İktidarların keyfi ve hesapsız harcamalarının vergisi. Bu keyfiyet 25 yılda ülkeyi ekonomik olarak harap bir hale getirdi. Ekonomi, vatandaşın hayatıdır. Vatandaşın hayatı çekilmez oldu” dedi.

GENÇLER İÇİN “FIRSAT EŞİTLİĞİ” VURGUSU

Gençlere yönelik vaatleri sorulduğunda, gençleri geleceğin değil bugünün bir parçası olarak gördüklerini ifade eden Özkan, beyin göçüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“‘Geleceğimizsiniz’ demiyoruz. Çünkü gençler bugündür. Sorunlar: işsizlik, evsizlik, geleceksizlik, kira krizi, torpil sistemi, yurtdışı hayali. En büyük alarm, gençlerin ülkeden gitmeyi başarı saymasıdır. Biz: gençleri karar süreçlerine dahil etmek, beyin göçünü tersine çevirmek, fırsat eşitliği yaratmak istiyoruz. Gençlerimize bu güzel ülkeyi dört başı mamur yöneterek geleceğin cazibe merkezi haline getirme sözü veriyoruz. Bunu onlarla birlikte yapacağız. Gençlerle birlikte inşa edeceğiz. Geleceğiz, unutmayın bugün başladığımızda o gençlerin çocukları için çok güzel bir Türkiye ortaya çıkacak.”

“ÖNCE TOPLUMDA BİRLİK, SONRA SİYASETTE İŞ BİRLİĞİ”

Olası ittifak senaryoları ve iktidar hedefleri hakkında da konuşan Özkan, toplumsal mutabakatı öncelediklerini belirtti: “İttifak yapacak mısınız sorusuna gerekirse evet, ama kapalı kapılar siyaseti değil, toplumsal mutabakat önce gelir diyoruz. Önce toplumda birlik, sonra siyasette iş birliği. Amacımız iktidar değil mi? Elbette iktidar olacağız.”

TÜRKİYE GERÇEKTEN DEĞİŞEBİLİR Mİ?

“Türkiye gerçekten değişebilir mi?” sorusuna ise Özkan, umut dolu ve kararlı bir dille şu yanıtı verdi:

“Evet. Çünkü bu ülke darbeler gördü, krizler atlattı ama ayakta kaldı. Sorun güçsüzlük değil: Gücün yanlış kullanılmasıdır. Bu ülke bir kişinin değildir, bir partinin değildir, bir grubun değildir. Türkiye Cumhuriyeti, 86 milyonun ortak evidir. Yeni Parti’nin iddiası: yeni bir tabela asmak! değil, yeni bir siyaset kurmaktır. Değişim mümkündür. Ve bu kez aşağıdan yukarıya olacaktır. Halkımızı yönetime katacağız. Çünkü büyük Atatürk’ün dediği gibi, halkın sesi Hakk’ın sesidir. Halkın iktidarını kuracağız.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız