GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ- Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Öztürk, İzmir’de uzun süredir etkisini hissettiren kuraklık ve buna bağlı su krizinin etkilerini değerlendirdi. Ayrıca süt üreticiliğinde et ve yem ücretlerine yapılan zamların etkisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve devlet eliyle verilen destekler, hayvancılıkta gelinen nokta gibi konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Öztürk, Ulusal Süt Konseyi’ne ilişkin de konuştu. İlk olarak su sorununa ilişkin merkezi ve yerel yönetimleri birlik içinde çalışmaları nedeniyle eleştiren Öztürk, “Susuzluğa çözüm bulmak için bir şeyler yapacağız. Belediyeler sağ olsun su sorununa çözüm bulmak için bir toplantı yapıyorlar. Bir çözüm üretiyorlar yağmur sularını ya da saçak sularının asıl toprak altına alınacağını, nasıl yer altı su seviyesini yükselterek iki ürün üretebilir bir zamana gelebiliriz ya da tarımsal anlamda bir dayanışma eseriyle bu işin üstesinden nasıl gelebiliriz diye tartışıyorlar. Bir toplantı tertipliyorlar bu konuda. Bize sağ olsunlar devlet kanalında belediye kanalında yer veriyor çağırıyorlar. Belediyeler bir toplantı yapıyor gidiyorum. Konuşmacılar konuşuyorlar bakıyorum devletten bir kişi yok. Ne Tarım Bakanlığı’ndan ne kaymakamlıktan ne DSİ’den biri var. Güzelce anlatılıyor, çözüm önerileri sunuluyor. Şimdi bir işin içerisinde devlet olmadıktan sonra ne kadar bir şey yapılabilir? Öbür taraftan bakınca, kaymakamlıkların düzenlediği toplantılarda da belediye yok. Bir işin içerisinde belediye de olmadığı zaman düzenli iletişim sağlayamayabilirsin” ifadelerini kullandı.

SU AKAR TÜRK BAKAR
Öztürk, bu sene İzmir’de etkisini gösteren yağışların ilkbaharda da devam etmesini umduklarını belirtti. Öte yandan yağmur sularının yeraltı su kaynaklarına kazandırılmasına yönelik çalışma yapılması gerektiğini vurgulayan Özkan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu sene yağmurlarımız iyi yağıyor. İnşallah bu ilkbaharda da böyle devam eder. Su sıkıntısını yine çekeriz ama en azından biraz dinmiş olur. Menderesimiz var akıp gidiyor. Silme akıyor denize gidiyor, değil mi? Evet, direkt yeraltı su kaynağına çevirmemiz mümkün değil. Menderes belki ben bildim bileli aynı şekilde devam ediyor. Bir ıslah çalışması yapılsa, önlerine birkaç tane set kur, toprak altına bunun nasıl verilebileceğine ilişkin çalışma yap. Ya da bu biriken sulardan, dönen temiz sulardan barajlar için eksik varsa bunu barajlara nasıl aktarabilir diye çalışma yap. Mesela Beydağ Barajı seviyesinin çok çok altında. Hele 8 10 senedir seviyesinin 10’da 1’i ya da 2’si anca doluyor. Buradan suları borularla oraya besleyip yazın daha rahat etmemizi sağlayabilir miyiz? Hiçbir araştırma yok bununla ilgili. Bunu devlet yapacak, belediyeler yapacak. Beraberce yapacağız. Belediye eğer saçak sularının nasıl yer altı su kaynağına dönüştürüleceğini, bu derelerin sonundaki arıtma tesisini daha iyi hale getirip Menderes’in nasıl daha temiz hale getirilebileceğinin çalışması yapılmalı. Kısaca birlik ve beraberlik olmadığı sürece; eskiler der ya ‘Su akar Türk bakar’ diye, biz de aynı durumda olacağız. Şimdi bir de yağmurlar güzel yapıyor ama betonlaşma ve asfalt yollar nedeniyle sular aşağıya, orada Menderes’e, Menderes’ten denize gidiyor. Biz bunların önlemini alamazsak, kuraklıkla ilgili mücadeleyi yapamazsak çiftçimizin durumu zor. Bizim bazı bölgelerimiz var, bundan 15 sene önce yıllık 3 kere ürün ekilen yerlerde mısır bile yetişmez hale geldi. Devletin bu konuda bir çözüm üretmesi lazım. Demesi lazım ki; ‘Yıllardır planlı tarım yapalım’ deniyor. Tamam yapalım ama bir an önce bunu faaliyete geçirelim. Ödemiş bölgesinde patates mi ekilecek, patates ekilsin. Ya da bu kadar patatesi kaldırır buranın yeraltı su yüksekliği desin, üretici ona göre ekim yapsın. Densin ki bu bölge biber domates bu kadar ekebilirsiniz, bu kadar suyu kaldırabilir. Ya da desin ki bu kadar mısır ekebilirsiniz, şu kadar hayvancılık yapabilirsiniz. Bütün hayvancılık bu bölgede yapılacak diye bir şey yok. 2000’li yıllarda dediler ki ‘Mısıra şu kadar destek veriyoruz, yoncaya bu kadar destek veriyoruz. Pamukçuluğu bitirdik bölgemizde hayvancılığı geliştirdik. E şimdi hayvancılıktan nasıl uzanacağız? Alanını yapmışız, bütün ekipmanını almışız, şimdi de yetiştiremediğimiz zaman ne yapıyoruz ya hayvanları azaltalım ya hayvanları satalım diye böyle değişik değişik çalışmalar. Mısırın çok su alması nedeniyle mısır üretiminde değişime gidilmek isteniyor ancak mısırla ilgili bir çalışma da yok. Şu anda daha hiçbir şey uygulanmaya başlanmadı. Siz bir kere mısır ekebilirsiniz, şu kadar hayvancılık yapabilirsiniz, senin hayvan kapasiten tarla miktarın ancak bu kadar hayvan bakmana elverişli olabilir dedikleri yok.”
HAYVAN SAYISINDAKİ DEĞİŞİM SÜT ÜRETİMİNİ NE YÖNDE ETKİLEDİ?
Öztürk, ilçede hayvan sayısına rakamsal olarak bir azalma olmadığını belirtti. Bununla birlikte Öztürk, 1994 – 2016 yılları arasındaki hayvan sayısı artışıyla, 2016 – 2026 yılları arasındaki hayvan sayısı artışını değerlendirdi. Söz konusu değişimlerin süt üretimi ve satış fiyatlarına etkisi hakkında da konuşan Öztürk, şu ifadeleri kullandı:
“Ben hem hayvancılığın içindeyim hem ilçe tarımdayım. Hayvan azalma yok ama 1994 – 2000 yıllarında Tire’de 15 bin hayvan vardı. 2016 yılında 115 – 120 bin hayvan vardı. Şimdilerde de 125 bin hayvan var. 10 sene geçmiş 125 binerde sayıyoruz. Burada düşme rakamsal anlamıyla olmasa da normal olarak bu kadar 94’ten 2016’ya kadar 15 binden 125bine çıkıyorsa senin hayvan sayın şu anda 240 – 250 civarında hayvanın olması lazım Tire’de. Ama maalesef işte 125 binlerde. Bu da tabii hem verimini hem et verimini etkiliyor. Bütün her şey burayı etkilemeye başladı. Eskiden küçükbaş üretimi çoktu, et tüketimi çoktu. Doğuda meralarda küçükbaş ve büyükbaşları yetiştiriyorlardı sonra kesimleri için. Tabii nüfus da beraberinde artınca, oralarda da hayvancılık geri kalınca bu bölgelere yüklenilmeye başlandı. O yüzden de et sıkıntısı çekiyoruz, sütle ilgili sıkıntı da çekiyoruz. Ama tabii sütün karşılığında tüketilebilir bir şeyin oluşması lazım. Tüketimle ilgili sıkıntılar oluştuğu sürece, geçen sene bildiğiniz gibi son 3 – 4 aydır süt fiyatları biraz iyi. Ama ondan önce bir buçuk sene hakikaten üreticimiz ve Tire Süt Kooperatifi ortakları büyük sıkıntı çektiler. Sadece bu bölge değil İç Anadolu bölgesinde ya da Aksaray bölgelerinde 12- 13 liraya insanlar süt aldı. Biz burada şu anda eğer Tire Süt Kooperatifiyle ilgili kısımda dengeyi sağlamazsak piyasa o dönem çok çökerdi. Yine çöktü, biz 17 15’ten Ulusal Süt konseyinin rakamından aşağıya süt almadık. 15 lira, 15,30 lira bizim bölgemize süt aldılar. Yem zorunluluğu getirdiler, yeme ilave kattılar. Bu sefer vatandaş iyice sıkıntı çekti. Eğer Tire’de bu seviyede devam ediyorsa bunun en büyük katkısı Tire Süt Kooperatifi’nden. Bugün de süt fiyatlarımız çok çok iyi bence. Yeni dönem Şubat fiyatlarını açıklayacağız. Ortalamamız yine yüksek. Ulusal süt konseyi 22 – 22 bir fiyat belirledi. Ancak biz herhâlde 23,50’nin üzerinde ortalamayla yapacağız.”

DEVLET DENGE KURABİLSE FİYATLER HER ZAMAN YETER
Süt alımının 23,50 lira üzerinden yapılması planıyla ilgili olarak beklentilerini de anlatan Öztürk, devletin girdi maliyetleri kısmında bir denge kurabilmesi durumunda fiyatların yeterli olacağını söyledi. Öztürk, “Süt üreticisi için eğer maaliyetleri düzeltebilirsek girdi maaliyetleri kısmında da bir denge kurabilse devlet, bu fiyatlar her zaman bize yeter. Ancak şu var, geçen ay firmanın bir tanesi bir ay içinde 3 kere zam yaptı. Tam 93 kere zam koymuş bir torba yeme. Şimdi daha üretici bu ay şubat ayında zamlı alacak ve bunun parasını martın 20’sinden sonraki hesap kesim tarihinde alıyor. Şu anda yılbaşından beri bir firma ayda 3 kere zam koyuyor” dedi.
TOPLANTILARA SEKTÖRÜN İÇİNDEN İNSANLARI DA DAHİL ETSİNLER
Özkan, faaliyet gösteren Ulusal Süt Konseyi yerine Ulusal Hayvancılık Konseyi kurulması gerektiğini ifade etti. Ürünlere zam geldiği zamanlarda devamlılığı sağlamanın, süte, ete ve yeme aynı oranlarda zam gelmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, açıklamasının devamında şöyle konuştu:
“Düzeltilmesi gereken nokta şu; Ulusal Süt Konseyi değil de Ulusal Hayvancılık Konseyi kurmaları lazım. Bunun içerisine sütü yemi ve eti koymaları lazım. Üçü bir noktada. Birine bir zam geldiği zaman öbürüne de yansıyacak şekilde bu devamlılığın sağlanması lazım. Yemci de kafasına göre zam yapmasın, etçi de kafasına göre fiyat belirlemesin. Et fiyatı bir aya 450’lerdeyse, 470’lerden hayvan kesiliyorsa bundan 2 3 ay önceki konuyu söylüyorum, birden 600 – 650’leri görüyorsa bunda bir terslik var. Ne bu kadar ani yükselişlere ne de bu kadar ani düşüşlere müsaade etmemiz lazım. O yüzden şimdi süt 22, 22. 25 lira ya da 30 lira olsa ama rakamsal anlamda sen 30 lira yaptıktan sonra yemin torbası 900 liraysa, bunu bin 100 yaparsa hiçbir anlamı yok. Geçen sene saman 2 bin 800 – 4 bin lira arasındaydı. Saman hiçbir protein değeri olmayan, sadece geviş getirmek için hayvanlara verilen, midesini işkembesini dolduran bir besin kaynağı. Bu sene 2 bin 800 – 3 bin liralardan başladı 8 bin liralara çıktı. Bu nedir ki? Yonca değil verimli besin kaynağı değil. Bu kadar artışın içerisinde, bunu da maaliyete koyduğun zaman sütü 30 lira yapsak da yetmez. Bunu mutlaka ve mutlaka üçü de sadece süt konseyi için toplandıklarında süt sanayicisi mi toplanıyor sadece? Damızlık birliklerinden bir örgüt üyesi ya da üst birliklerden bir örgüt üyesi mi toplanıyor sadece? Bunlar Tarım Bakanlığı’nın, Ticaret Bakanlığı’nın, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın elemanları mı toplanıyor? Bu toplantıların içerisinde bundan sonra et birliklerinden ya da et tüccarlığı yapan insanları da dahil etsinler. Yemle ilgili yem fabrikalarından insanları dahil etsinler. Yem sektörüyle kim ilgileniyorsa o insanı koysunlar. Bir fiyat belirleniyorsa ortaklaşa belirlensin. Süt 25 lira değil mi? 22,22’de 25 lira kaç yapar, örneğin yüzde 12 – 13 yapar. Yeme de yüzde 12 – 13 zam gelsin, ete de yüzde 12- 13 zam gelsin. Bu çok önemli. Bunu Tarım Bakanlığı’nın çok uygun bir şekilde koordine etmesi gerekiyor.”

İNSANLAR 3 – 4 İNEKLE EV KURUYORLARDI
Öztürk, konuşmasına şu ifadelerle devam etti:
“Şimdi yeme gelmiş yüzde 20 zam, süte gelmiş yüzde 10 zam, ete gelmiş yüzde 30 – 40 zam. Ne yapacak o zaman? Üretici diyor ki et bu kadar para yapıyor, kes diyor hayvanı ne yapayım ben sütü diyor. Niye uğraşayım sütün peşinde koşmakla diyor. 7 – 8 senedir Tire’deki süt miktarı üç aşağı beş yukarı aynı ama artması lazım. Bu artış neden? Artık bazı işletmelerimiz kendince böyle daha profesyonel yapmaya başladılar, daha iyi yem hazırlamaya daha çok yem kullanmaya başladılar. Süt ortalamalarını yükselttiler yüzde 37- 38’lere kadar yükselttiler. Eskiden 10 litre – 15 litre süt alıyorduk bu miktarlar vardı. Bizim Tire anlamında kilogram olarak sayılara çok düşme yok ama genele baktığınızda düşte tabii hayvan sayısına göre var. Maaliyetler bağlıyor herkesi. Burada insanlar 3 ineğiyle, 4 ineğiyle çocuklarını okutuyorlardı, evlendiriyorlardı, ev bark yapıyorlardı. 3- 4 inekle yapılıyordu bunlar. Ama şimdi bakın, 15 tane sağılma hayvanım var düzgün desen bir eve bakar mı bakmaz mı diye insanlar böyle tereddüt ediyorlar.”
ALIM GARANTİSİNİN OLDUĞU YERDE ÜRETİCİ ÜRETİYOR
Öztürk, alım garantisi olması durumunda üreticinin üretmeye devam ettiğini kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“Üreticilerimizin büyük çoğunluğu yukarıdaki, dağ köyleri dediğimiz yerdeki üreticiler. Küçük ve orta ölçekli üreticiler. Zaten kooperatifçiliğin anlamı da bu, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ayakta tutmak için onlara en iyi sütü tutmak. Yani benim buradan 25 bin kilometre mesafemdeki bir köyümdeki üretici bugün 20 litre süt üretse ne yapayım, bir gün çökelek yaparsın bir gün tereyağı yaparsın üçüncü gün ne yapacaksın? Bir gün köylüye dağıtırsın yapacak bir şey yok ondan sonra. O üreticim, ’20 litre süt ürettim bugün, bu süt kalmaz’ diyor. Gelecek Tire Süt Kooperatifi bunu alıyor diyor. Böyle bir alım garantisinin olduğu yerde üreticiler de üretmeye inatla devam ediyorlar. Bununla ilgili bir sıkıntımız yok ama şöyle bir şey var ova köylerimizdeki bizim alamadığımız, yağ oranıyla çok alakası yok alamamamızın. Genelde Gökçen - Karat bölgesindeki büyük işletmelerin olduğu yerlerde firmaların buradaki o sütleri almalarının sebeplerinden biri avans sistemi. Avans sistemi tabii kooperatifte yok. Mesela bir üreticinin bir ton sütü var. 2 milyon, 3 milyon bir avans alıyor. Bir firmadan bir firmaya rahatlıkla geçiyor. Paraya da ihtiyacı var diye aldığı bir şeyde devam ediyor. Ancak bizim aldığımız sütlerde biz sürekli kontrollerini yaparak hem antibiyotik hem yağ konusunda hem su konusunda, çok öyle sıkıntılar yaşamıyoruz. Sıkıntı yaşadığımızda da zaten ihtarlar vererek onu düzeltmesini sağlıyoruz. Düzeltmezse de ortaklıktan çıkarıyoruz.”

EN BÜYÜK PROBLEMİMİZ DEVLET DESTEKLERİ
Öte yandan kooperatif olarak en büyük problemlerinin devlet destekleri olduğunu ifade eden Öztürk, kooperatiflerin büyük işletme olarak görüldüğü için KOBİ kapsam dışında tutulduklarını belirtti. Öztürk, konuşmasında şunları kaydetti:
“Bizim en büyük problemimiz devlet destekleri. 2019 yılından beri küçük orta ölçekli bir araya gelip de büyük işletme oluşturduğu için KOBİ kapsamı dışında tuttular. Bizi büyük işletme statüsünde değerlendiriyorlar bir sürü desteği vermiyorlar. Şu anda aşağıda 100 tonluk bir süt üretimi tesisim var. Bizim de özellikle ilk kalem ürünümüz kaymaklı yoğurt. Kaymaklı yoğurt anlamında biz 1.8 litre sütten 1 kilo yoğurt elde ediyoruz. Yaklaşık 65 tonunu her gün yoğurt için harcıyoruz. 35 ton civarında bir kaymaklı yoğurdu artık bana desen ki 500 kilo daha bugün fazla üret, üretecek durumda değiliz. Ayrı bir tesis yan taraflarda olur başka yerlerde olur ayrı bir binayla beraber bunu çoğaltmamız lazım. Kaldı ki ben şu anda günlük 300 ton süt topluyorum. 100 tonunu sanayiciye vermek zorunda kalıyorum kendim işlemediğim için. İzmir’deki birçok noktada varız ama olmama sebeplerimiz, İstanbul’da da mesela artık iyice yaygınlaşıyoruz. Şimdi şöyle bir şey var, siz benden bugün sürekli olarak istediğiniz bir şeyi ben temin edemezsem dersiniz ki, ‘Tire Süt Kooperatifi’nden bir yoğurt istiyoruz. Bir gün temin ediyor, 2 gün temin edemiyor.’ O yüzden biz sürekliliği devam ettirmek anlamında şu andan üretim tesislerimizin en tepesine kadar en yükseğini kullanıyoruz ve kullandığımız bu 35 ton yoğurt da bize şu anda yetmiyor. İstanbul’da İzmir’de çok az da olsa Ankara, Ankara’nın etrafındaki yerlere dağıtımı yapılıyor. Buradan Bodrum’a kadar kalan kısımda, yukarıda Balıkesir’e kadar olan kısımda, kısaca arkadaşlar biz çok çalışacağız yoğurt satacağız deseler aşağıda üretim tesislerinde bu kadar kapasite dolguluğu var. Ama böyle bir destek açılırsa, biz özellikle 3 4 senedir ülkenin bu ekonomik durumunda, bu kadar artışların dengesizliklerin girdi maliyetlerinin yüksek olduğu bir durumda üreticiyi ayakta tutmak için çok çaba sarf ediyoruz. Bunu da ayakta tutmamızın en iyi yolu süt fiyatlarını yüksek vermemiz. Bakın biz mesela süt toplamada zarar ediyor olabiliriz. Kar da edebiliriz. Normalde şu anda süt satış ortalamamız 24,10. Ortağa ödediğimiz süt ortalaması 23.50. 60 kuruş para kalıyor. Normal bütün sütü toplama maliyetimiz 1.20’nin üzerinde. 60 kuruş daha zarar var. Biz bu zararı üretimden sattığımız ürünlerden ve İstanbul Halk Sütü ve İzmir Süt Kuzusu projelerinden destekleyerek üreticiye biraz daha süt parası nasıl fazla öderizin hesabını yapıyoruz. Bugün 24 buçuğa kadar süt parası ödeyeceğiz. 4 tane üreticim var 2 buçuk tonun üzerinde. 24 buçuk fiyatları. Bu fiyatların da bu şekilde ödenmesi üreticiye katkı sunuyor. Yemde büyük destek sağlıyoruz. Yemde özellikle yüzde 3 – 4 oranlarına kadar indik. 5 bin tonlara çıktık aylık. Bir taraftan orada fiyatı çok düşürüyoruz, sütte yüksek ödemeye çalışıyoruz. Akaryakıtta indirim yapmaya çalışıyoruz. Bir taraftan üreticinin kastığımız paraları diğer taraftan bol bol süte veriyoruz ki insanlarımızın her ay cebinde para olsun.”
ANLATMAKTAN HİÇBİR ZAMAN SIKINTI DUYMADIK
Öztürk, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden de ziyaretler olduğunu ve kooperatif hakkında bilgileri paylaştıklarını ifade ederek, “İllerden ya da İç Anadolu’dan, Akdeniz’den, Karadeniz’den gelenler oluyor. Daha geçen gün Karadeniz’den DAT projesiyle ilgili geldiler. Bütün kooperatif ve birlik başkanları. Şimdi bu konularda ok istekliler. Kooperatiflerimiz, birliklerimiz, tire sütün önemini biliyorlar. Biz de buraya defalarca ziyaret ediyorlar. Biz de onlara elimizden geldiğince onların neler yapması gerektiğini nasıl yapması gerektiğini her şeyi anlatıyoruz. Biz anlatmaktan hiçbir zaman sıkıntı duymadık, her zaman da memnuniyetle anlatıyoruz” diye konuştu.
BELEDİYELERE YARDIM ELEŞTİRİSİ: KİŞİSEL DEĞİL TOPLUMSAL OLMALI
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik de eleştirilerde bulunan Öztürk, “Ama şöyle bir şey var, son zamanlarda gelişen olaylar kapsamında söylüyorum. 2011 yılında Aziz Başkan zamanında başlayan Süt Kuzusu projesinde, projenin amacı küçük çocukların beslenme yönünden vücut gelişimlerinin sağlanması anlamında en uygun ürün olan sütü bu insanlara dağıtalım küçük yaşta bunların süt içme alışkanlığını geliştirmeye destek olalım. Hem vücut dirençleri artsın hem de bakım beslenmeleri kolay olsun diye” dedi. Öztürk, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Buradaki amaç ne? Bütün İzmir’in çocuklarının tabanda bir sütü içmesi ve bu konuda destek sağlanması. Ama son zamanlardaki belediyecilik anlayışında ya da belediyelerin yardımlaşma yardım etme anlamında artık alanlar daralmaya başladı. Bir dönem mandayla ilgili projeler ürettiler, başarısızlıkla bitti. Bir dönem küçük başla ilgili projeler ürettiler, başarısızlıkla bitti. Fidan dağıtmak istediler, alınan fidanlar çoğu köyde daha üretici dikemeden kurutup heba etmek zorunda kaldı. Daha bunun gibi projeler. Vatandaşın tarlada kalan karpuzunu alıp dağıtmak ya da marketlerde satmak gibi çalışmalar. Burada esas amaç şu olmalı, üretici eğer ki böyle bir şeyi hissederse bunun içinden çıkamayız. Yani üretici derse ki ‘Ben bugün karpuz ekeceğim ama her taraf karpuz, ben de karpuz ekeyim. Nasıl olsa karpuzunu satamazsa belediye alır.’ Bu düşünce olursa işin içinden ne belediyeler çıkabilir ne üreticiler çıkabilir. Bir kere bu düşüncenin ortadan kalkması lazım. Bir de yapılan yardımlar ya da yapılan işler kişiye özel olamaz. Topluma yönelik olması lazım. Bu bölge için ben arada bir denk geldiğimiz zaman Tarımsal Daire Başkanımıza da söylüyorum. Buraya mesela bir fleks fabrikası yapabilirsiniz. Ya da bizim en çok ihtiyacımız olan bir süt tozu fabrikası kurabilirsiniz. Burada süt tozu fabrikası yok. Bir firma kendisi açıyor şu an. Onun dışında biz mesela geçen sene 1 buçuk dönemdir devletin süt tozu aldığı zaman Aydın’a Burdur’a götürmek zorunda kaldık sütleri. Bir bölgede örneğin Selçuk bölgesinde, narenciye mi var? Soğuk hava deposu kurulması lazım ya da bölgesel anlamda bir yerde zeytinyağı mı var? Zeytinyağı şişelenip bunun ülke genelinde satışının belediyelerle beraber bir destekle sağlanması lazım. Ancak biz günü kurtarma çabası içerisinde, ‘Şu üreticimizin malı elinde kalmış traktörlere sarın getirin sokak arasında dağıtalım’ gibi bir çözümle hiçbir şey üretemeyiz. Biz en son 800 – 900 bin ton süt sattığımız zaman 100 bin civarına aileye hitap ediyorduk İzmir’de. 100 bin evde 4 kişi olsa 400 bin kişi yapar. Bunun çevresiyle beraber ya da bir sonraki dönemde onların bir kısmı yaştan çıkacak arkadan girecek. 100 bin tane eve her ay büyükşehir uğruyor paketi bırakıyor, diyecek ki mesela, ‘Size başkanımızın selamları var, başka bir ihtiyacınız ya da isteğiniz var mı? Mahallenizle ilgili bir sorununuz var mı?’ Not alacak. Bir eve 8 tane UHT süt bırakıyorlar. Bugün 50 lira olsa tanesi, 400 lira yapar. Her ay birine nakit yardımı yapmaktansa, çünkü nakit yardımı yaptığın zaman herkes bunu başka şeylere savuruyor. Buradaki esas amaç bütün toplumu ilgilendiren bir konuda iş yapmak. Örnek vermek gerekirse bir ihaleye çıktınız diyelim, Balıkesir’in bir şirketi aldı diyelim. Bir kıymeti yok ki. Sen İzmir’in kendi üretimcinden kendi halkından sütü alacaksın, belediyeye göndereceksin. Balıkesir de kendi halkından alsın kendi bölgesinde değerlendirsin. Şimdi çevre illerden geliyorlar ama belediyelerin dediğim gibi her biri farklı farklı hizmetlerle yol yürüyor. İyi midir kötü müdür bilemem. Birçok kişi bundan faydalanıyor olabilir.”

DESTEK OLACAKSANIZ YA PARA ALMAYIN YA DA…
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin projelerinden olan İZMAR’ın ilçelerde açılmaya başlandığını hatırlatan Öztürk, “İZTARIMlar ilçelere de başladılar İZMAR açmaya. Ancak fiyat anlamında eğer bir kişiye destek olacaksanız ya hiç para almayacaksınız ya da piyasanın altında bir fiyatla satıp da zarar ettirmeyeceksiniz” diye konuştu. Öztürk, şunları söyledi:
“O yüzden belediyelerimiz böyle işte birisi çıkıp da ya zeytinyağı konusunda gelmiyorsunuz, tamam gidelim 50 yere zeytinyağı fabrikası açalım işleri görülsün. Bu değil ki. O zaman sen İzmir’in hiçbir işini bitiremezsin. Kestaneci bağırır, incircisi bağırır, zeytincisi bağırır. Ovada iki senedir üretimden çok büyük zararlar ediyor insanlar. Karpuz para etmiyor, domates para etmiyor, kırmızı biber para etmiyor. Sen her şeyi ya ben belediye olarak size sahip çıkacağım derse tamam sahip çıkması çok güzel ama hangi bir tanesine sahip çıkacaksın? Birisinin işini görüp diğerinin işini görmediğinde de denge kaybolacak. Manisa’ya gittik, Manisa Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek rahmetli olmadan önce orada konuştuk, UHT süt konusunda nasıl destek olabiliriz diye. O da öyle yarım kaldı ama çevre illerdeki birçok belediye bu konuda kendi bölgesinden kooperatiflerle beraber canlandırma amacıyla bu işlere başlaması lazım.”
ONUN İÇİN DE ZAMANA İHTİYACIMIZ VAR
Tire Süt Kooperatifi tarafından üretilen ürünlerin kalitesinden de bahseden Öztürk, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Tire süt Kooperatifi’nin modeli ne? Bütün üreticim ay başından ay sonuna kadar neyi var neyi yok hepsini bizden temin ediyor. Yeminden alet ekipmanına kadar, tarlasında ekim biçim işlerinde kullanacaklarına, yemin akaryakıtına kadar her şeyi temin ediyor. Ay sonunda bakıyor diyor ki benim 100 bin lira sütüm tuttu, 80 bin lira alışveriş yapmışım. Biz 20 bin lira ödüyoruz. Oluyor bazen 100 bin liralık sütte 120 130 bin lira borcu çıkıyor. 20 – 30 bin lira borçlandırıp bir sonraki aya devam ediyoruz. Mahsuplaşma bizim Tire Süt Kooperatifinin en büyük özelliklerinden bir tanesi. Ürünlerimizin de bu kadar çok sevilmelerinin bir nedeni de hiçbir katkı maddesi kullanmıyor olmamız. Yani en büyük özelliğimiz o. Et ürünlerimize kadar, biraz pahalı olabilir. Ama eğer dana eti yazıyorsa üstündeki yüzde 100 dana etidir. Her üründe bu kaliteyi düzgün tutmaya çalışıyoruz. Yaptığımız şeyleri gün geçtikçe çoğalttıkça da daha çok yerler açmak için çalışacağız. Bazen bize diyorlar ki, ‘Başkanım daha önce yurt dışına çıkıp çalışıyormuşsunuz, keşke söylediğim gibi bu yatırımlarla ilgi biraz daha kendimize finansman ayırabilsek güzel olur. Ama onun için de zamana ihtiyacımız var.”

İZTARIM’LA ORTAKLIK GÜNDEMDE Mİ?
Öztürk, İZTARIM’a bir ortaklık teklif edilip edilmeyeceğini de açıkladı. Bu konunun yalnızca konuşulduğunu belirten Öztürk, şöyle konuştu:
“Ortaklık kısmında en son böyle bir şey sadece kooperatiflerle konuşuldu ama fiiliyata geçmedi. Bize 4 5 kooperatifin yönetimini de oluşturarak bu kooperatiflerin ayağa kalkmasını sağlayalım ama yani orada küçük baş üzerine kurulduğu için sistem, büyükbaş ürünleri üretmekte sıkıntı var. Öyle odalar var. Diyelim ki 5 ton, 3 ton yoğurt üretiyorsun. Ben orya yoğurt üretmeye gitsem 35 ton 40 ton yoğurt üretemeyeceğim. Küçükbaş için Bergama’ya gidip bu fabrikayı yapsalar yanlış olmazdı. Tesis yanlış yerde. O zamanlar için belki arazisi belediyeninse en azından arazi kısmına bir şey yapmayacağız arazinin üstüne binayı dikmeyi düşünmüş olabilirler ama tabii bunlar bizim açımızdan yanlış. Büyükşehir Belediyesi büyükbaşla ilgili bir peynir fabrikası kurmak istese bunu götürüp Bergama’ya kurması uygun değil. Bölgesel anlamda ya da incirle ilgili bir işletme yapmak isteseler Bergama’ya, ya da bal fabrikasını getirip buraya kurmanın bir mantığı yok. Yapılan her fabrikanın bir değeri var ama yanlış yere yaparsan bir anlamı kalmıyor.”
Yorumlar
Kalan Karakter: