GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER-İzmir’de uzun süre etkisini hissettiren sağanak yağışlar, barajlara can suyu oldu. Yaz aylarında daha da şiddetlenen kuraklıkla birlikte kuruma noktasına gelen ve kentte planlı su kesintilerinin yaşanmasına neden olan barajlardaki düşük su seviyeleri artışa geçti. İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ilin günlük ortalama su tüketim miktarı ise 650 bin metreküp. İZSU tarafından paylaşılan güncel verilere göre, İzmir’in su ihtiyacını büyük oranda karşılayan Tahtalı Barajı’nın kullanılabilir su hacmi 105 milyon 216 bin metreküp olarak gerçekleşti. Öte yandan teknik problemleri olduğu ve su tutmadığı gerekçeleriyle eleştirilen Gördes Barajı’nın kullanılabilir su hacmi ise 111 milyon 64 bin metreküp olarak görüldü. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi Şube Teknik Sorumlusu Selma Akdoğan, konuyla ilgili olarak GERÇEK HABERCİ’ye değerlendirmelerde bulundu. Akdoğan, Gördes Barajı’na ilişkin konuşmasında, “Önceki yıllarda Gördes Barajı’ndaki yapısal sorunun giderilmesi için bir çalışma yapılmasına rağmen Barajdaki doluluk oranı belirli bir seviyenin üzerine çıkmamıştı. Sonrasında herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığına dair elimizde veri bulunmuyor. Son yağışlardan sonra birkaç hafta içinde Doluluk oranın yüzde 1’den yüzde 26,40’a ulaştığını görüyoruz. Ancak barajın fiziksel durumu ile ilgili değerlendirme yapacak yeterli veriye sahip değiliz. Yağış dönemi ve sonrasındaki doluluk oranları, yağış, akış ve kullanım miktarları ile birlikte değerlendirme yapmak gerekir” dedi.

BARAJ DOLULUK ORANLARI SU YÖNETİMİ PLANLAMASI İÇİN YETERLİ DEĞİL
Ülke genelinde ve İzmir’de su kaynaklarının doğru şekilde yönetilmediğini belirten Akdoğan, “Dönemsel yağış miktarları ve barajların doluluk oranları su yönetimi planlaması için tek başına yeterli değildir. Kısa, orta ve uzun dönem projeksiyonları belirlenerek su yönetimi planlanmalıdır. Mevcut su kaynakları korunmalı, alternatif kaynaklar üretilmeli ve suyun verimli kullanılması sağlanmalıdır. Hem kentimizde hem de ülkemizde kısıtlı olan su kaynaklarımızın doğru şekilde yönetildiğini söylemek zor. Su kaynaklarımız hem miktar hem de kalite yönü ile baskı altında. Tarım, turizm, maden, sanayi gibi sektörlerde aşırı çekimler nedeni ile yer altı su seviyesi azalıyor. Oluşan atıksular ise yeterli arıtılmadığında kirliliğe neden oluyor” ifadelerini kullandı.
İZMİR’DE MEVCUT DURUM SU KITLIĞINI GÖSTERİYOR
Barajların doluluk oranlarının yükselmesine karşın, İzmir’de mevcut durumun su kıtlığını gösterdiğini söyleyen Akdoğan, Çamlı Barajı projesini hatırlattı. Akdoğan, Efemçukuru Altın Madeni nedeniyle yapılamayan barajın bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladığı açıklamasına şöyle devam etti:
“Su döngüsünde çok önemli yeri olan doğal varlıklarımız, orman alanlarımız maden, enerji, turizm vb. tahsislerle, yeni imar planlamalarıyla kaybediliyor. 2025’te daha görünür hale gelse de kuraklık ve su stresi İzmir için yeni bir durum değil. 2023 yılında Türkiye’nin su stresini gösteren bin 313 metreküp kişi başı su potansiyelinin 2030 yılında bin metreküpün altına düşeceği ve su kıtlığı sınıfında yer alacağı biliniyor. İzmir’de ise mevcut durum su kıtlığını gösteriyor. Belediyenin su tasarrufu, kayıp-kaçakların önlenmesi, suyun verimli kullanılması yönünde çalışmalar yaptığını, yeni yeraltı suyu kuyuları açtığını biliyoruz. Yeraltı su seviyelerinin azaldığı ve azalacağı düşünüldüğünde alternatif kaynakların oluşturulması önem taşıyor. İzmir’in gelecekteki su kaynaklarından biri olarak planlanan ancak Efemçukuru Altın Madeni nedeni ile yapılamayan Çamlı Barajı projesi hayata geçirilmelidir. Yeni kaynaklar oluşturulurken mevcut kaynaklar da korunmalı. Efemçukuru Altın Madeni başta olmak üzere su kaynaklarımızı tehdit eden tüm faaliyetlere son verilmeli.”
KENTSEL ALTYAPIYA GETİRECEĞİ YÜK HESAPLANMALI
Akdoğan, suyun verimli kullanılması ve geri dönüşümüne ilişkin yatırımlar yapılması gerektiğini belirtti. Ayrıca kentsel dönüşüm planlamalarının da kentsel altyapıya getireceği yükün hesaplanması gerektiğini belirten Akdoğan, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Suyun verimli kullanılması, arıtılmış atıksuların yeniden kullanılması, gri suyun ve yağmur suyunun tekrar kullanılmasına yönelik uygulamalar ve enerji yönetimi su yönetiminin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmeli ve bu yönde yatırımlar yapılmalıdır. Sanayi sektöründeki su ihtiyacının azaltılması için üretim proseslerinde gerekli değişiklikler yapılarak kuru prosesler tercih edilmeli, suyu verimli kullanan teknolojiler, geri devirli su tüketimi esas alınmalıdır. Akılcı projelerle yağmur sularının ve kullanılmış suların geri kazanımına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
Tarımsal sulamada kullanılan su miktarını azaltmak için uygun sulama yöntemleri kullanılmalı, gerek duyulduğunda su ihtiyacına göre ürün deseninde değişikliğe gidilmeli; daha az su tüketen ürünler tercih edilmelidir. İmar planlarındaki yoğunluk artışı ile birlikte kentin belirli bölgelerindeki yüksek yapılar ve nüfus yoğunluğu doğrudan kentsel altyapıyı etkileyen bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Nüfus artışı ile birlikte içme suyu temini ve atıksu bertarafına ilişkin gerekli planlamanın yapılmaması mevcut şebekenin yetersiz kalmasına ve altyapı sorunlarına neden olmaktadır. Bu noktada kentsel gelişim alanları, kentsel dönüşüm sürecine ilişkin planlamalar bütünsel bir bakış açışı ile yapılmalı ve kentsel altyapıya getireceği yük hesaplanmalıdır.”
VERİMLİ SULAMA YÖNTEMLERİ KULLANILMALI
Son olarak yaz aylarında yeşil alanların sulanmasında çok fazla su kullanıldığına da dikkat çeken Akdoğan, değerlendirmesini şöyle noktaladı:
“Yeşil alanların sulanmasında yaz sezonlarında çok fazla su kullanılmaktadır. Kurakçıl peyzaj uygulamaları tercih edilmeli, verimli sulama yöntemleri kullanılmalıdır. Konutlarda su tasarrufu amacıyla fotoselli musluk kullanımı, musluk ucuna takılabilen basit su tasarruf aparatlarının ve tasarruflu duş başlıklarının kullanımının yaygınlaştırılması sağlamamalıdır. Hızlı kentleşme, nüfus ve endüstrileşmeyle birlikte artan su ihtiyacının karşılanması noktasında, evsel, kentsel ve endüstriyel atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı son yıllarda önem kazanmıştır. Ancak uygulanacak geri kazanım arıtma teknolojilerinin yatırım ve işletme maliyetleri, çevre ve halk sağlığı üzerindeki riskler de göz önünde bulundurularak, geri kazanım ve kullanım yeri seçimleri doğru planlanmalı ve uygulanmalıdır.”
Yorumlar
Kalan Karakter: