"Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken, pireler berber iken..." Diye başlayan masalları ilgi ve merakla dinlerdim. Çocuktum ve üzerine hiç düşünmemiştim. Bir hayal dünyası veriyordu bana; içinde heyecan, sevinç, üzüntü, korku olan... Kırmızı başlıklı kız, kurttan kurtulabilecek miydi? Pinokyo'nun burnu daha ne kadar uzayacaktı? Pamuk Prenses gerçekten ölecek mi yoksa prens onu kurtaracak mıydı? Peki masallar gerçekten bu kadar masum muydu?
Yıllar yıllar önce karşılaştığım bir kitapla değişti masallara ait tüm bakış açım: Melek Özlem Sezer'in Masallar ve Toplumsal Cinsiyet.(Evrensel Basım Yayın, 2010) kitabı. Yazar, kitabın adından da anlaşılacağı üzere, masallardan hareketle çocuklar üzerine yüklenen ve inşa edilen toplumsal cinsiyet rollerinden bahsediyordu. Kırmızı başlıklı kızın neden adı yoktu ve neden sadece" kırmızı başlıklı kız" olarak geçiyordu. Kırmızı renk aslında neyi ifade ediyordu? Bu kitapla karşılaşana kadar, cevapları bilmek bir yana aslında bu sorunların üstüne hiç düşünmediğimi fark etmiştim.
Sezer Masallar ve Toplumsal Cinsiyet isimli eserinde işte bu ve buna benzer birçok soruya cevap veriyordu: "Ve hemen her zaman verili kültürün değerleri ya da zaaflarıyla işbirliği yapar. Örneğin toplum kadının mağdur olanını yücelttiği için, masallarda ki iyi kadınlar da genellikle zor durumdadır."(S.17) Masallarda yer verilen erkek karakterlere yüklenen amaçları da şöyle açıklıyordu yazar: "Kadınların ejderhalar, cinler, kötü yürekli üvey analar tarafından hapsedilmesi ise erkekteki bir arzuyu ortaya çıkarır: Kahraman olma. Bataktan kurtarılan güçsüz, saf genç kıza hayatı öğretmek de, alçak da duran birinin yanında boy göstermek daha uzun görüneceğine göre 'önemli olma' arzusuna dayanır. (S.18)
Sezer'in kitabını okumamdan uzun zaman sonra, Nihan Kaya'nın İyi Toplum Yoktur ( Okuyanus, 2025) kitabını okudum. Nihan Kaya, İyi Toplum Yoktur kitabında, masalların çocuk üzerine etkilerine, Sezer'in de bahsetmiş olduğuna benzer düşüncelere, farklı bir yorumla yer veriyordu. Nihan Kaya' ya göre "Pamuk Prenses ve üvey annesi aslında aynı kişi." (s.83) "Masallar aslında bize gerçeği anlatıyor ancak tersinden."(s.84) Bu düşüncesini şöyle açımlıyor:" Pamuk Prenses'in üvey annesinden tek farkı, henüz dünyanın kaç bucak olduğunu bilmemesi ve bu yüzden de her daim edilgen bir tavır almayı, kendisini istyecek kişiyi beklemeyi, hayatını değiştirmek için hiçbir adım atmamayı, iyi bir şey zannetmesi. Her muameleyi kabul edecek hangi insana kötü şeyler yaşatmazlar, ve kendisine edilen eziyetleri şikayet etmeden alıp çekmesini öğrenen kişi sonunda nasıl delirmez yahut kahkahalar atan kötü kalpli kraliçeye dönüşmez?"(S.84)
Nihan Kaya'nın fikirleri "Çocukların ve kadınların yanında olan çok az masal olduğu; masalların büyük çoğunluğunun, çocukları ve kadınları sindirmek, korkutmak, Pinokyo gibi, yanlışlarının cezalandırılacağıını söylemek için olduğu" (s.84) noktasında Sezer'in düşünceleriyle örtüşmektedir. Her ikisi yazar da masalların kadınları ve çocukları sindirici, mağdur edici, cezalandırıcı ya da ödüllendirici yönü üzerinde özellikle durmaktadır.
Masalların amacı nedir? Masalların anlamı nedir? Çocuklara masallar anlatmalı mıyız? Masalları çocuklara nasıl anlatmalıyız? Bu soruların üzerinde durulması gereken önemli sorular olduğu kanaatindeyim. Çocuklara masalları uyutmak için değil, aksine onları uyandırmak için anlatmalıyız diye düşünüyorum. Masallarda olduğu gibi hepimiz çocukların sorgusuz sualsiz sözümüzü dinlemesini isteriz, bu yüzden çoğumuz sorgulamayı değil itaatkar olmayı öğretiriz onlara. Halbuki sorgulamayı öğretmeliyiz. En başta da masalları sorgulamayı. Sorgulamayı öğrendikçe düşünecekler ve düşündükçe daha fazla sorgulmaya başlayacaklardır. Aslında bu uyanışın kendisi; hayatın farkında olmayı, kendi hayatın farkında olmayı, çevresinde olup bitenlere duyarlı olmayı, empati duygusunun gelişmesini, farkındalığı yüksek bireyler olmalarını sağlayacak olan şeydir.
Yazımı Kafka'nın Mileneya Mektuplar kitabından bir alıntıyla tamamlamak isterim: " Ama çocuklar ciddidir, olmayacak şey yoktur onlar için. On kez de atma işinde başarısızlığa uğradıklarını görseler gene kanmazlar, gene denemekten caymazlar.... Unutmuşlardır başaramadıklarını, bilmezler bile. Çocukların isteklerini, büyüklerin bilgilerine dayanarak yapacak olsak, onların ne denli korkunç oldukları çıkar ortaya."
Ceren Koçhan
Yorumlar
Kalan Karakter: