Serdar Öztürk, "NATO 3.0 Bizi Bodoslama Bir Savaşa Götürüyor!"

Gazeteci Ahmet Nesin’in YouTube kanalında gündemi değerlendiren Serdar Öztürk, NATO’nun yeni küresel konseptine sert eleştiriler yönelterek çarpıcı bir uyarıda bulundu: “Öyle görünüyor ki bu son 3-0 dedikleri NATO bizi bodozlama bir savaşa doğru götürüyor.”

Programın açılışında, aşırı sıcaklar ve oğlunun doğum günü nedeniyle canlı yayını bir gün ertelemek zorunda kaldığını belirterek izleyicilerden özür dileyen Ahmet Nesin, yakın zamanda hayatını kaybeden şair Ahmet Telli’nin cenazesinde yaşanan "çelenk" tartışmasını derin bir üzüntüyle gündeme getirdi. Telli’nin devrimci duruşuna yapılan saygısızlığı eleştiren Nesin, Türkiye'deki aydınların ölüme ve cenaze ritüellerine bakışını kendi vasiyeti ve babası Aziz Nesin'in cenaze sürecinden örneklerle şöyle açıkladı:

"Ahmet Telli’nin cenazesine Kılıçdaroğlu'nun çelenginin alınmaması olayına üzüldüm. Kılıçdaroğlu ile bir bağlantısı yok üzüntümün; o açıdan çok şanslıyım. Aileme çocuklarıma vasiyet bıraktım ben yakılacağım o yüzden. Kimin çelenk gönderip göndermemesi pek önemli olmayacak. Çelenklik tören düzenlemeyeceğim. Ahmet marksist bir arkadaşımızdı, devrimciydi ve bundan hiç taviz vermedi. Türkiye'deki devrimciler bu kararı büyük bir olasılıkla kendileri almış, bu gerçekten utanç verici bir şey. Ben kendi adıma aileme ve çocuklarıma vasiyet bıraktım, yakılacağım. Babam Aziz Nesin’in cenaze töreni istememesinin nedenlerinden biri de buydu; beni sevmeyen insanların gelip orada poz vererek ağlamalarını istemiyordu. Kardeşim Ateş abim de babamın bir Müslüman gibi gömülmesini istiyordu ama inatla bunu yaptırtmadım ve vakıf bahçesine gömdük. Sonradan anladım ki Türk aydınlarının büyük bir kısmı Aziz Nesin öldüğü için sevindi, çünkü eylem bitti."

Ahmet Nesin’in paylaştığı bu sarsıcı anılara katılan Serdar Öztürk, ölümün fiziksel bir yok oluş olduğunu ve törenlerin aslında geride kalanlar için anlam taşıdığını belirtti. Çelenk meselesini de önemsememeye çalıştığını belirten Öztürk, şair Ahmet Telli’yi bizzat tanıdığını ifade ederek, asıl olanın insanın yaşarken bıraktığı iz olduğunu şu sözlerle vurguladı:

"Ahmet Telli'yi çok yakından olmasa da tanışmışlığım, sohbet etmişliğim var, severdim. Ölmek, fiziken mevcut dünyada bir daha olmayacağınız anlamına geliyor. Öldükten sonra sizi nereden kaldırmışlar, kimler katılmış, hakkınızda ne demiş pek önemi yok; bu sadece yaşayanlar için önemli. Artık yanıt veremeyecek ya da fikir beyan edemeyecek insanlar hakkında olumlu veya olumsuz konuşmanın pek anlamı yok. Ahmet Telli zaten yaptıklarıyla, yazdıklarıyla, şiirleriyle ve politik duruşuyla bir şeyler anlatmıştır; anlayanlar oradan mutlaka kendi hayatlarına örnekler çıkaracaktır."

"Tükürdüğümüzü Yalamayız" Diplomasisi ve S-400 Gündemi

Programda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın S-400 anlaşmasına ilişkin geçmişte sarf ettiği, "Tükürdüğümüzü yalamayız, bu ahlaki değildir" şeklindeki ses kaydı dinletildikten sonra, askeri teknolojinin uluslararası ilişkilerdeki dengeleri nasıl değiştirdiği masaya yatırıldı. Gazeteci Ahmet Nesin, S-400 bataryalarının sadece sıradan bir hava savunma sistemi olmadığını, aynı zamanda F-35 savaş uçaklarının radar izlerini toplama kapasitesi nedeniyle küresel bir krize yol açtığını belirterek şu analizi yaptı:

"S-400 meselesi çok karışık. S-400’ün varlığı sadece Şangay Beşlisi’nden silah alma tartışması değil. S-400'ün bir başka görevi, F-35'in nerede olduğunu ve ne yaptığını belirlemek. F-35 ile S-400 aynı ülkede bulunursa, Rusya'nın F-35'in radar izini analiz edebileceği endişesi var. Biz henüz marşa basıp bu S-400’ün ne menem bir şey olduğunu görebilmiş ülke değiliz."

Erdoğan’ın "tükürdüğümüzü yalamayız" çıkışındaki dilsel öğelere takıldığını belirterek konuyu esprili ama bir o kadar da çarpıcı bir biçimde ele alan Serdar Öztürk, modern dünyada sokakta tükürmenin bile cezalandırıldığını hatırlattı. Öztürk, S-400 krizinin Türkiye'deki medya ve algı yönetimiyle nasıl yumuşatılmaya çalışıldığını aktarırken, sistemin işleyişine ve Rusya ile ilişkilere dair şu eleştirileri sundu:

"O videoda birçok şey söylendi ama benim dikkatimi çeken 'tükürmek' kelimesi oldu. Araştırdım; dünyada 20'den fazla ülkede sokakta ya da kamuya açık alanlarda tükürmek yasaklanmış. Koca dünya daha yeni pandemi geçirdi; biz hangi ara tükürdüğümüzü yalayacağız, ona karar veremedim. Eğer bir ülkede yaptığınız yanlışın kamuoyu algısını yönetmek istiyorsanız, önce bunu Hürriyet Gazetesi yazarına sızdırırsınız. S-400'leri Körfez ülkelerinden birine satıyoruz diye yazdırıp en büyük tepkiyi ölçerler, sonra da bir savunma geliştirip bunu legal hale getirirler. Rusya ise bu tartışmanın hiçbir yerinde değil; Putin zaten malını satmış, parasını almış, cebine koymuş. F-35'in verilmemesi onun umurunda bile değil. S-300 almak, 2026 yılında sıfır kilometre Murat 124 almaya benzer."

NATO Zirvesi'nin perde arkasını ve Türkiye’nin sonuç bildirgesine attığı imzayı yorumlayan konuşmacılar, ana akım medyanın göz boyayan magazinel yayınlarına tepki gösterdi. Ahmet Nesin, zirveden yansıyan siyasi boyun eğme görüntülerini ve liderlerin dikkat çeken tavırlarını şu sözlerle özetledi:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, '%5 hedefine 5 sene önce erişmeyi hedefliyoruz, NATO'nun emrindeyiz komutanım' açıklaması geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un aile fotoğrafına güneş gözlüğüyle gelmesi de ilginçti."

Medyanın zirvedeki yemek menüleri, tatlıların üzerindeki isimler ve liderlerin yürüyüşleri gibi detaylarla kamuoyunu oyaladığını belirten Serdar Öztürk, asıl tehlikenin gözlerden kaçırılan 5 maddelik sonuç bildirgesi olduğunu vurguladı. Öztürk, NATO'nun tarihsel dönüşümünü (1.0'dan 3.0'a) çok sert ifadelerle nitelendirerek, Türkiye'nin coğrafi konumu gereği sürüklendiği tehlikeli pozisyonu şu cümlelerle açıkladı:

"Ben zirvedeki gastronomi detaylarına bayıldım; Macron Paris’e aşçı çağırıyor, tatlıların üzerinde liderlerin isimleri yazıyor. Zirve bunlardan ibaretse zırvaya dönüşüyor. Bize gösterdikleri zırva ile esas zirve aynı yerde değil. NATO tarihinin en kısa metni olan 5 maddelik sonuç bildirgesinden kimse bahsetmiyor. Türkiye, hiçbir sorunu olmayan İran’ı ve Rusya’yı durup dururken neden düşman ilan etti?. Okuduğum bir yoruma göre; 'NATO daha önce Avrupa'yı koruyan ve Rusya'yı öteleyen bölgesel bir cinayet şebekesiyken, şimdi küresel bir cinayet şebekesine dönüştü'. Trump’ın tek hedefi Çin. Türkiye, coğrafi konumu gereği istemeden de olsa bir merkez üs, adeta Avrupa'dan Asya'ya yönelmiş bir mızrak olmak zorunda kaldı. Bu imzaladığımız sonuç bildirgesinin faturasını önümüzdeki yıllarda göreceğiz."

Yüksek Teknoloji Savaşları ve Yerli Sanayi Altyapısı

Zirvede liderlere hediye edilen yerli üretim silahlar üzerinden Türkiye’deki savunma sanayisi tartışmalarına değinen Ahmet Nesin, üretilen silahların niteliğini ve ordunun ihtiyaçlarıyla uyuşup uyuşmadığını sorguladı. Nesin, geçmişteki bir anısını paylaşarak yerli silah üretimi konusundaki şüphelerini şu sözlerle dile getirdi:

"Bu hediye edilen tabancaları bizim fabrikalar mı yapıyor? Sarsılmaz ya da Kırıkkale mi?. Bir de biz neden toplu tabanca (revolver) üretimi yaparız?. Savaş için uygun bir silah da değil, kovboyların kullandığı bir tür. Bana da vaktinde bedava getirmişlerdi, kurşununun pahalı ve zor bulunduğunu söylemişlerdi."

Ahmet Nesin’in bu sorusuna askeri ve endüstriyel bir perspektifle yanıt veren Serdar Öztürk, liderlere hediye edilen silahların arkasında çok ciddi protokollerin yattığını belirtti. Öztürk, savunma sanayisindeki asıl dönüşümün yüksek teknolojiye geçiş olduğunu ve TOGG gibi projelerin bu altyapıyı destekleyen askeri potansiyeller barındırdığını şu şekilde savundu:

"Revolver Amerika’da keşfedilmiş bir model, biz bunu Amerikan patentiyle Türkiye’de üretiyoruz. Artık 21. yüzyılın savaşı oturduğunuz yerden düğmeye basılarak yönetiliyor; akıllı mühimmatlar, insansız teknolojiler devrede. Otomobil sanayisi, yüksek teknolojik askeri ürünlerin altyapısını oluşturur. Örneğin meşhur SAAP markası kapandıktan sonra tank ve silah üretimine başladı. Biz de yarın TOGG fabrikasında tank, top veya başka askeri teknolojilerin üretildiğini duyacağız; altyapıyı kurmadan bir sonraki aşamaya geçemezsiniz. TRT’de yayınlanan Teşkilat dizisindeki projeler, Türkiye’nin yönünü ve geleceğe dönük ne yapmak istediğini gösteriyor."

"Yakın gelecekte bizi bodoslama bir savaş bekliyor"

Programın son bölümünde konuşmacılar, Türkiye’nin teknolojik ve toplumsal gelişiminin önündeki en büyük engelin eğitim sistemi olduğunu belirttiler. Ahmet Nesin, mevcut müfredat tartışmalarına değindi. Öztürk, "Müfredat tartışmalarına katılıyorum; gerici, yobaz bir eğitimle bu teknolojik dönüşümü yapamazsınız, mutlaka laik eğitim olmalı” dedi. Nesin de “Ama kötü hazırlanmış kitaplarla laik eğitimin de bir anlamı kalmıyor” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin geleceğe yönelik eğitim vizyonunu kaybetmesini sert bir dille eleştiren Serdar Öztürk, ülkenin acil olarak çağdaş adımlar atması ve ekonomik sıkışmışlıktan kurtulması gerektiğini vurguladı. Öztürk, iç siyasi dengelerin bir erken seçimi zorunlu kılacağını söylerken, küresel askeri hareketliliğin getireceği tehlike konusunda şu son uyarıyı yaptı:

"Biz bugün çocuklarımızı 50 yıl sonrasına nasıl hazırlayacağız, geleceğin meslekleri neler olacak diye tartışacağımıza; İstiklal Savaşı tarih kitabından çıktı mı girdi mi tartışması yapıyoruz. Laik ve çağdaş bir eğitim şart. Siyaseten de Türkiye sıkışmış durumda; 2028’i bulmadan, muhtemelen 2026 veya 2027’nin nisan ya da kasım ayında bir erken seçime gitmek zorunda kalacağız. AKP zaten ANAP benzeri bir partidir ve Erdoğan’dan sonra böyle bir parti kalmayacaktır. Tüm bu tablonun ortasında, çünkü öyle görünüyor ki bu son 3-0 dedikleri NATO bizi bodozlama bir savaşa doğru götürüyor. Bu kadar silahlanmanın sonucu tarih boyunca hep savaş olmuştur."

 

İLGİLİ HABERLER