Türkiye'de fon krizi nedeniyle mağdur olan yüz binlerce yatırımcının hukuki süreçleri hız kazanırken, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül tarihli kararı sonrası gözler idari yargıya çevrildi. Soruşturma kapsamında eski SPK ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yöneticilerinin de aralarında bulunduğu kişilerin tutuklanmasıyla dosya genişledi. Fatma Betül Sayan Kaya'nın da şüpheliler arasında yer aldığı soruşturmada cezaevine gönderilen kişi sayısı 117'ye ulaştı.
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sermaye Piyasası Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rauf Karasu ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İdare Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Çağlayan, mağdurlar için hazırladıkları rehberde SPK kararına karşı izlenecek hukuki yolu sekiz maddede açıkladı. Uzmanlar, yatırımcıların hak kaybı yaşamaması için belirli usul ve esasları dikkate almaları gerektiğine işaret etti.
Görevli mahkeme ve yetki alanı Ankara olarak belirlendi
Rehberde ilk olarak dava açılacak merci ve şehir konusu ele alındı. Kararın hukuki niteliğine göre Danıştay veya İdare Mahkemesi görevli kılınıyor. Kararın ülke çapında genel ve düzenleyici bir işlem olması halinde Danıştay, belirli fonlara yönelik bireysel bir işlem olması durumunda ise İdare Mahkemesi yetkili oluyor. Uzmanlar, söz konusu işlemin somut bir soruna yönelik alındığını belirterek davaların Danıştay yerine İdare Mahkemesinde açılması gerektiğini vurguladı. Yetki konusunda ise genel kural gereği, işlemi tesis eden SPK'nın merkezi Ankara'da bulunduğundan davaların Ankara İdare Mahkemelerinde açılması zorunluluğu bulunuyor. Yanlış mahkemede dava açılması durumunda dosya ilgili mercie gönderileceği için hak kaybı yaşanmıyor.
Dava süreleri konusunda ise kritik eşik 16 Kasım tarihi. 17 Eylül kararına karşı dava açma süresi, kararın ilan edildiği tarihten itibaren 60 gün olarak uygulanıyor. Buna göre yatırımcıların en geç 16 Kasım 2026 Pazartesi günü mesai bitimine kadar dava dilekçelerini sunmaları gerekiyor.
SPK'nın kriz öncesi denetim ihmali nedeniyle tazminat talebinde bulunmak isteyenlerin ise doğrudan dava açması mümkün değil. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 13 uyarınca önce SPK'ya yazılı tazminat başvurusu yapılması şart. Bu başvuru, zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılmak zorunda. Kurumun 30 gün içinde cevap vermemesi halinde talep reddedilmiş sayılıyor ve bu tarihten itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açılabiliyor. Uzmanlar, bu tazminat başvurusunun 17 Eylül kararına karşı açılacak iptal davasının 60 günlük süresini durdurmadığını, iki sürecin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Bireysel dava açma zorunluluğu konusunda ise iptal kararlarının objektif sonuç doğurduğu hatırlatıldı. Bir yatırımcının açtığı dava sonucunda kararın iptal edilmesi halinde, dava açmayan diğer yatırımcılar da bu karardan yararlanabiliyor. Ancak uzmanlar, başkasının açtığı davanın reddedilme riski veya sürecin uzaması ihtimaline karşı her yatırımcının kendi süresi içinde hareket etmesinin en güvenli yol olduğunu ifade etti.
Taleplerin birleştirilmesi konusunda ise üç farklı yöntem uygulanabiliyor. Yatırımcılar, 17 Eylül kararının iptali ile tazminat talebini aynı dilekçede birlikte isteyebiliyor, sadece tazminat davası açabiliyor veya önce iptal davası açıp kesinleşmesinden sonra tazminat davası açabiliyor. Ancak kriz öncesi denetim ihmali talebi ile 17 Eylül kararına karşı iptal talebinin aynı dilekçede birleştirilmesi konusunda kesin bir hüküm bulunmuyor. Denetim ihmali için zorunlu ön başvuru şartı bulunduğundan, işlem davası açarken ihmal gerekçeleri anlatılabilse de bağımsız ihmal talebi için ayrıca SPK'ya başvurulması tavsiye ediliyor.
