Anayasa Mahkemesi (AYM), Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine incelediği ve Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinde geçen “süresiz olarak” ifadesini oyçokluğuyla iptal eden kararının gerekçesini kamuoyuyla paylaştı. Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte dokuz aylık süre işlemeye başladı. Buna göre iptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu tarihe kadar mevcut düzenleme uygulanmaya devam edecek ve Meclis’in yeni bir yasal çerçeve oluşturması bekleniyor.
Yargıtay’ın konuya ilişkin içtihat değişikliği yapmasının ardından gündeme gelen tartışmalar, 13. Yargı Paketi kapsamında ekim ayında ele alınabilir. Ancak henüz TBMM’ye sunulmuş somut bir teklif bulunmuyor. Nafakanın hangi kriterlere ve süreye bağlanacağına dair detaylar ise belirsizliğini koruyor.
Karşı oyda ücretsiz bakım emeğine vurgu
AYM üyelerinden bazıları karara karşı oy kullanarak, kadınların evlilik sürecinde üstlendiği ücretsiz bakım emeğinin ekonomik boyutuna dikkat çekti. Karşı oy yazısında, özellikle uzun süreli evliliklerde eşlerden birinin çocuk bakımı ve ev içi sorumluluklar nedeniyle kariyerinden veya eğitiminden vazgeçmek zorunda kalabildiği ifade edildi. Bu durumun boşanma sonrası gelir elde etme kapasitesinde kalıcı kayıplara yol açtığı belirtildi.
Kadınlar ile erkekler arasındaki fiili eşitsizliklere ve Kadınların Her Türlü Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’ye (CEDAW) atıf yapılan karşı görüşte, aile içindeki toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünün kadınların ekonomik durumunu doğrudan etkilediği hatırlatıldı. Ayrıca kamuoyunda sıkça dile getirilen “ömür boyu nafaka” söyleminin gerçeği yansıtmadığı, mevcut düzenlemenin nafakanın her koşulda yaşam boyunca sürmesini öngörmediği vurgulandı.
Gerekçeli kararın açıklanmasının ardından çeşitli kadın örgütleri ve barolardan tepkiler yükseldi. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, boşanma sonrasında yoksulluğa düşen eşin hakkıdır.”
Dernek, kadınların yıllarca ücretsiz bakım emeği verdiğine ve çocuk bakımını üstlendiğine işaret ederek, nafaka hakkının zayıflatılmasının kadınları ekonomik güvencesizliğe iteceğini belirtti. Açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi:
“Nafaka hakkının sınırlandırılmasına değil, kadınların yoksulluğunun ortadan kaldırılmasına çözüm üretilmelidir. Kadınların hakları pazarlık konusu değildir.”
Şanlıurfa Barosu Kadın Hakları Merkezi de benzer şekilde kadınların ev ve bakım emeğine dikkat çekerek, yapılacak yeni düzenlemenin bu emeği ve ekonomik kırılganlığı gözeten bir yapıda olması gerektiğini savundu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise nafakanın, kadınların şiddet içeren ilişkilerden çıkabilmesi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, konunun kadınların ekonomik bağımsızlığından ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti.
İstihdamdaki eşitsizlik tartışmayı derinleştiriyor
Nafakanın süreyle sınırlandırılması tartışmaları yeni olmamakla birlikte, kadın örgütleri 2018’den beri “Nafaka hakkımıza dokunmayın” sloganıyla çeşitli eylemler gerçekleştiriyor. AYM’nin haziran ayındaki iptal kararının ardından EŞİK, Kadının İnsan Hakları Derneği, Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu gibi kuruluşlar karara tepki göstermişti.
İtirazların temelinde, kadınlar ve erkeklerin boşanma sürecine eşit ekonomik koşullarda girmediği gerçeği yatıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre kadınların istihdam oranı yüzde 32,1 iken erkeklerde bu oran yüzde 66,4 seviyesinde. Hanelerinde 3 yaşından küçük çocuk bulunan 25-49 yaş aralığındaki kadınlarda istihdam oranı yüzde 26,2’ye düşerken, aynı gruptaki erkeklerde yüzde 91’e ulaşıyor.
Kadın örgütleri, bakım sorumlulukları nedeniyle çalışma hayatından kopan kadınların boşanma sonrası da bu dezavantajları taşıdığını belirterek, nafakaya genel bir süre sınırı getirilmesine karşı çıkıyor. Tartışmanın bundan sonraki adresi olacak olan Meclis’te, kadın örgütleri yeni düzenlemenin nafaka hakkını daraltmak yerine kadınların bakım emeğini, istihdam eşitsizliğini ve boşanmanın ekonomik sonuçlarını dikkate almasını talep ediyor.