Açıklamasında "Lafı hiç dolandırmadan söylüyorum, bakanlıklardaki bu atamalar siyaseten yapılmıştır" ifadesini kullanan Doğan, yeni Adalet Bakanı’nın geçmişte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yargılanma sürecindeki rolüne dikkat çekti. Kamuoyunda "19 Mart Süreci" olarak bilinen ve siyasi saiklerle yürütüldüğü iddia edilen bir davanın aktörünün Adalet Bakanlığı’na getirilmesinin, hukukun iktidar tahakkümü altında olduğunun tescili olduğunu belirtti.
Ülkü Doğan, adaletin şaibesiz ve tarafsız olması gerektiğinin altını çizerek, "Toplumun yarısının taraf olarak gördüğü bir ismin taşınacağı yer, Adalet Bakanlığı değil siyasi ödül makamıdır. Bu atama teknik değil, resmen politiktir" değerlendirmesinde bulundu. Bu durumun Türkiye’nin zaten zayıf olan demokrasi karnesini daha da kötüleştireceğini ifade etti
Doğan ve İYİ Parti Memur Sendikalarından Sorumlu İl Bşk Yrd. Betül Denksoy Nair imzalı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Lafı hiç dolandırmadan, kelimeleri hiç eğip bükmeden söylüyorum!
Bakanlıklardaki bu atamalar “siyaseten” yapılmıştır!
Özellikle Adalet Bakanlığı ile ilgili yapılan atamanın adı, bu ülkede hukukun “iktidarın tahakkümü” altında olduğunun resmen tescili olmuştur!
Soruyorum;
19 Mart süreci ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla ilgili süreç, kamuoyunda halen daha tartışılmıyor mu?
Toplumun geniş bir kesiminde, bu sürecin hukuki değil siyasi saiklerle yürütüldüğüne dair güçlü bir algı halen daha yok mu?
Afaki iddialar, mesnetsiz ithamlar ve tartışmalı dosyalar üzerinden yürüyen bir yargılama süreci olduğu yönünde ciddi soru işaretleri halen daha yok mu?
Pek tabi ki var;
Öyleyse, böyle bir sürecin merkezinde yer aldığı kamuoyunda tartışılan bir başsavcının, bir kararnameyle Adalet Bakanlığı makamına getirilmesi ne anlama gelir?
Ben söyleyeyim;
Bu atama teknik değil, kesinlikle siyasidir.
Bu atama bürokratik değil, resmen politiktir.
Tek bir imzayla yapılan bu tercih, Türkiye’de yargının tarafsızlığına ilişkin zaten zedelenmiş olan güveni daha da sarsmıştır.
Çünkü adalet makamı, herkesin üzerinde uzlaştığı, gölgesiz, şaibesiz bir güven makamı olmak zorundadır.
Adalet Bakanlığı; toplumun yarısının “taraf” olarak gördüğü bir ismin taşınacağı bir siyasi ödül makamı değildir.
Eğer kamuoyunda bir yargı süreciyle ilgili ciddi tartışmalar, “bu karar siyasi miydi?” soruları varsa; o sürecin aktörünü adaletin en tepesine taşımak, ancak ve ancak, “hukuk artık siyasetin emrindedir” algısını güçlendirir.
Bu atamayla birlikte ülkede adalet talebi daha da yükselecektir.
Milletin hukuk devleti beklentisi daha da güçlenecektir. İnsanlar artık daha yüksek sesle “bağımsız yargı” diyecektir.
Türkiye’nin demokrasi karnesi zaten zayıf değil mi?
Böyle adımlar, ülkemizi hukuk devleti standartlarından daha da uzaklaştırmaz mı?
Dolayısıyla bu konu, sadece iç siyaset meselesi değil, Türkiye’nin itibarı meselesidir.
Türkiye hukuku bağımsız ve güçlü kılmadıkça,
Adaleti şaibeden kurtaramadıkça, siyaseten de, iktisaden de asla bir hale yola giremez!
Ezcümle;
Hukuk bir ülkenin temelidir.
Ve o temel sarsılırsa, hiçbir bina ayakta kalmaz!
Ve Bugün mecliste olanlar...
Nereden bakarsak bakalım incitici…
Nereden bakarsak bakalım utanç verici…
“Suçlu ayağa kalk” desek; görüyoruz ki maalesef herkes ayakta!
Meclis’i yönetenin; “atanmışların” yeminine göz yummasına mı yanalım? Protestonun böylesine mi hayıflanalım! Yoksa aziz milletimize bir kez daha mahcup edilmemize mi yanalım?
Ama aslında yanarım yanarım, Cumhuriyet Meclisi’nin “onurlu tarihinin” bir kez daha aşındırılmasına yanarım…
Yazık…Çok yazık…
Değerlendirmenize sınar çalışmalarınızda başarılar dileriz."
Yorumlar
Kalan Karakter: