Şam'da gerçekleşen anlaşma ve terörsüz Türkiye sürecine dair önemli değerlendirmelerde bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, SDG'nin varlığını halen sürdürdüğünü işaret etti ve çarpıcı tespitlerde bulundu.
Özdağ, Sözcü tv'de katıldığı programda gündeme dair soruları yanıtlıyor.
Ümit Özdağ'ın yaptığı açıklamalardan öne çıkan ifadeler şöyle:
Öncelikle şunu söyleyebilirim: SDG dağıldı, bitti. Neden? Çünkü SDG’yi Amerikalılar kurdu. Yani SDG bir Amerikan ürünüdür. PKK denmemesi için kurulmuş bir yapıdır.
Peki, SDG’nin bitmesi PKK’nın ve PYD’nin bitmesi anlamına gelir mi? Hayır. Çünkü SDG bitebilir; içindeki Arap unsurlar ayrılmıştır. Ama PYD varlığını devam ettirir mi? Ettiriyor.
Şimdi bakın, son günlerde yine Avrupa Birliği’ne tam üye olduk diye, öğleden sonra saat 16.00’da, yaz ortasında Ankara’da havai fişek kutlaması yapılmıştı. Benzer bir kutlamanın şimdi Suriye’de yapıldığını görüyorum ve “büyük bir zafer kazandık” deniliyor.
Bir savaşta, bir yarışta, her neyse; sonuçta zafer ya da mağlubiyet tanımı, başlangıç noktası ile ulaşılan sonuç kıyaslanarak yapılır. Yola nereden çıktık? 2011’den.
2011’de PYD diye bir yapı var mıydı? Vardı ama çok küçüktü. 2003’te kurulmuştu fakat bir yeri kontrol etmiyordu, hiçbir şeyi yoktu. Bugün PYD diye bir yapı var mı? Var.
PYD nereye çekildi? Türkiye sınırındaki 30–40 kilometrelik bir alana, Haseke’ye. Nereden çıktı? Araplarla birlikte, rejim karşıtı Arap aşiretleriyle beraber kontrol ettiği iki ilden çekilip Haseke’ye sığındı. Ve Haseke’de, en kötü ihtimalle, kontrolün önemli bir bölümünü elinde tutuyor.
Bunun yanında, Şam’da da —eğer kabul edilirse— PKK/PYD’nin siyasi olarak kabul edilmesi söz konusu. Çünkü dört günlük bir değerlendirme süresi istediler. Bu arada, Abdi’nin değiştirilmesi ihtimali var; yerine Kandil’den bir ismin gönderilmesi ihtimali konuşuluyor. Bunu da izlemek gerekiyor. 2026 konuşuluyor. Devre dışı bırakılma yerine, çünkü örgüt içinde çatışma isteyenler, terör isteyenler de var ve bu konuda iç tartışmalar sürüyor.
"ZAFERİ TÜRKİYE'NİN KAZANMASINI ÇOK ARZU EDERDİM"
Özetle, 2011’den 2026’ya, yani yaklaşık 15 yıllık zaman perspektifiyle bakarsak:
PKK, hiç olmadığı ve kontrol etmediği Suriye’de, bugün en kötü ihtimalle Türkiye sınırına bitişik bir bölgeyi elinde tutan; orada askeri, siyasi varlığını sürdüren ve Şam’da da şu ya da bu şekilde iktidara ortak bir yapı olarak varlığını devam ettiren bir aktör hâline gelmiştir.
Biz 10 gün öncesine bakıyoruz, siz 2011 ile kıyaslıyorsunuz. Kıyas böyle yapılır. Tamam mı? Kıyas böyle yapılır.
Bu arada, Suriye’de ne yazık ki zaferi Türkiye’nin kazanmasını çok arzu ederdim. Suriye’de zaferi kim kazandı? İsrail kazandı.
Çok net söyleyelim. Beşar Esad devrildikten sonra Trump, Erdoğan’a teşekkür ederken üç defa hangi ifadeyi kullandı: “Suriye’de 2000 yıllık işgal sona erdirildi.”
Suriye’de 2000 yıldır hangi İsrail yoktu. Peki bu 2000 yılda kimler vardı? Roma vardı, Bizans vardı; sonra Müslüman Emeviler vardı, Abbasiler vardı, Selçuklular vardı ve en son Osmanlı Türk İmparatorluğu vardı. Ardından Suriye Devleti vardı.
Şimdi bu 2000 yılı alıp, bütün bunları işgal olarak tanımlıyorsunuz.
"ÇOK İYİ TAKİP EDİLMESİ GEREKİYOR"
Amerika’nın vermiş olduğu silah desteğiyle, PKK, PYD ayakta tutuluyordu. Şimdi gerçek alanına itildi, sınırdaki bölgeye. Ama silahları hala elinde. Silahlar gitmedi.
İkincisi, Abdi ağzından bir şey kaçırdı. Dedi ki: “Biz Tom Barak’la PYD’nin Suriye ordusuna eklemlenmesi konusunu kamuoyuna ‘bireysel eklemlenme’ diye açıklayacağız, açıklayacaktık ama gerçekte öyle olmayacaktı.”
Şimdi bunun çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Yani Türkiye burada bir şeyin içine sokulmamalı. Yalanın içine sokulmamalı. Bu Türk kamuoyuna yönelik bir algı operasyonu olmamalı. Bu bir.
İkincisi, bir DEM milletvekili bunu “2. Lozan” diye tanımladı. Yani bu olanlar birinci Lozan’ı düşman olarak gören, yıkılması gereken anlaşma olarak görenlerin kafasındaki Sevr modelidir.
Ben soruyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki komisyonda, karşınızda Sevr’i savunan adamlarla siz hala neyi konuşuyorsunuz? Neyi konuşuyorsunuz?
Bir de bakın, SDG Haseke’ye çekildiği gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Öcalan Komisyonu” hemen “taslak çalışmamız bitmiştir, detayları çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.
Tesadüf mü bu ya? Hani biz artık “PKK’yı Suriye’de hallettik.” Şimdi bir de Türkiye’yi mi halledelim?
Bakın, 19 Mayıs ya da 20 Mayıs’ta Numan Kurtulmuş: “Amerikalılar Orta Doğu’ya geldiler; Irak’ı böldüler, Suriye’yi böldüler, Lübnan’ı böldüler, Somali’yi böldüler. Şimdi biz eğer Kürt kardeşlerimizle bir araya gelmezsek bize de aynı şeyi yaparlardı” diyor.
Gençlere yaptığı konuşma bu. 19 Mayıs’ın ertesi günü, İstiklal Harbi’ni veren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin başkanı, Türk gençliğine umut, kararlılık, geleceğe inanç aşılaması gerekirken; “bir terör örgütüyle uzlaşmazsak Amerikalılar bizi de böler” diyor."
Yorumlar
Kalan Karakter: