Umut etmek ne demek? Umudu nasıl tanımlarız? Ne zaman umut etmeye ihtiyaç duyar, ne zaman umutsuzluğa kapılırız? Bütün bu soruların cevabı kişiden kişiye değişir elbette. Umut üzerine tarih boyu yazılıp çizilmiştir de. Ben size bugün, umuda dair yaygın bir anlayışa dair gözlemimden hareketle, umudun "bence" siyle geldim...
Bence, "Bugün intihar etmeyen herkesin yarından umudu vardır!." Çünkü yarından umudu olmayan insan kendini bugün öldürür. Buradan intiharı basitleştirdiğim, önemsizleştirdiğim veya intihar güzellemesi yapığım anlamı çıkarılmasın. Söylemek istediğim şey tam tersi. Söylemek istediğim şey, bir şeyler ters gittiğinde, kötü bazı yaşantılar üst üste geldiğinde, hayat bize beklediğimizi vermediğinde veya beklediğimizi ulaşmak istediğimiz ya da ulaşmayı hedeflediğimiz, planladığımız sürede vermediğinde hemen karamsarlığa kapılır ve umutsuzluğa düşeriz. Halbuki kötü yaşantıların ortasında umutsuzluğa düşmek, umudun doğasına aykırıdır.
Umut zaten en çaresiz kaldığımız, en karanlıkta hissettiğimiz zamanlarda var olan tünelin ucunda ki o ışıktır. Bir başka değişle, kim her şey yolunda giderken umuda ihtiyaç duyar ki... Bir şeyler yolundaysa, zaten yolundadır... Her şey yolunda giderken hissettiğimiz şey, umut değil her şeyin aynı şekilde, iyi bir şekilde, devam edeceği inancıdır. Benzer şekilde, bir şeyler ters gittiğinde umutsuzluğa kapılmamızın nedeni de her şeyin aynı şekilde, yani kötü bir şekilde, devam edeceği inancıdır.
Oysa hayat stabil bir çizgide ilerleyen bir şey değildir. Aksine iyi yaşantıların da kötü yaşantıların da iç içe olduğu bir yerdir. İyi yaşantılar gün gelip de sekteye uğrayabileceği gibi, kötü yaşantılar da değişip tersine dönebilir. Bu nedenle bugün karamsarlığa düştüğümüzde gelecekten umudu kesmek yerine, tam tersine bugünün karamsarlığı içinde geleceğe umut yüklemeli ve bu umuda tutunmalıyız.
Umut hepimizin içinde var. Sadece, bu umudu görmezden gelmek, üstünü örtmek, ısrarla bastırmak veya inkar etmek yerine, içimizde ki umudun varlığını kabul etmeli, bu umudu sahiplenmeli ve bu umuda sarılmalıyız.
Peki hayat şartları gerek dünyada gerek ülkemizde, bu kadar zorlayıcı, bu kadar yorucuyken ve her şey üstümüze üstümüze gelirken bunu nasıl yapabilir, içimizde ki umuda nasıl sarılabiliriz? Bu kulağa çok romantik gelmekte birlikte, aynı zamanda mümkünsüz gibi geliyor, farkındayım.
Bu soruya, 19. yy. Alman filozofu olan Hegel'den destek alarak cevap vermeye çalışacağım. Hegel dünya tarihinin özgürlük bilincinin ilerlemesi olduğunu ifade eder. Bu ilerlemenin "mükemmele doğru bir gidiş" (Hegel, Tarihte Akıl, çev. Önay Sözer, Kabalcı, 2016) olduğunu belirtir. Hegel burada bize aslında ilerlemenin bir yönünün olduğundan bahseder; bu yön daha iyiye ve "mükemmel" e doğrudur. Ancak tarihin düz bir çizgede ilerler gibi ilerlemediğinin Hegel'de farkındadır. Bu nedenle, savaşları, yıkımları, çöküşleri tarihin zorunlu uğrakları olarak görür. Tarihte sıçramalar, çöküşler, geriye dönüşler olur ancak yine de tarihin ilerlemesi "mükemmel" e doğru olmaktadır.
Hegel'in bu açıklamalarından "tarihsel iyimserlik" kavramı çıkarımı yapılmaktadır ki umudu koruyabilmek adına bu kavramı çok önemsiyorum.
"Tarihsel iyimserlik" kavramını tamamladığını düşündüğüm ikinci bir kavram daha var ki, bunun da hayatın içinde bize yardımcı olacağını düşünüyorum. Bu kavram "çelişkilere dayanmak" kavramıdır. Çelişkilere dayanmak kavramına Hegel anlam olarak, Tinin Fenomenolojisi adlı eserinde yer verir. Çelişkilere dayanmak, zıt olanı yıkıcı olarak almayıp, insanın kendisini zıttıyla birlikte ve hatta zıttından hareketle kurması anlamına gelir. Bu yıkılmanıza sebep olabilecek olayların içinden daha güçlü çıkmak demektir. Bu ise aslında mükemmele olana ilerleyiş yolculuğunun bir parçasıdır.
Çelişkilere dayanmak düşüncesine hayatın içinden örnek vermek gerekirse, 2002-2003 yılında kızı lösemi sebebiyle hayatını kaybeden oyuncu Alper Türedi'nin, "Bir Dileğim Var" derneğini kurarak kendisini hasta çocukların ihtiyaç ve dileklerine adamasını söyleyebilirim. Kendi kızının kaybının üzerine hayatından vazgeçmek yerine, hayatını başka çocukların hayallerine, umutlarına adayarak onlara umut oldu.
Bir diğer örnek ise Turgay Tanülkü'dür. Turgay Tanülkü siyasi sebeplerle cezaevinde olduğu yıllarda okuluna devam ederek, okulunu tamamlamıştır. Bu da bir çelikiye dayanma örneğidir. Bundan daha etkileyici olanı ise, cezaevinde yaşadıklarından dolayı biyolojik olarak çocuğu olamayacağını öğrenen Tanülkü, cezaevinden çıktıktan sonra, cezaevindeki mahkumların çocuklarına babalık yaparak, 20 den fazla çocuğun babası olmuş, bu çocukların maddi ve manevi olarak ellerinden tutmuştur. Ayrıca yine cezaevlerinde tiyatro grupları kurarak mahkumlarla tiyatro çalışmaları yapmıştır. Bu insanlar kendi çelişkilerine dayanabilmiştir. Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.
Bu örneklerden de görüleceğe üzere, çelişkilere dayanmak mümkün olmakla birlikte, aslında olması gereken de çelişkilere dayanabilmektir. Çelişkilerin içinde, daha yaygın kullanımıyla her kötünün içinde, saklı bir umut vardır.
Söylemeye çalıştığım şey, çelişkilere dayanabilmeyi bilmemiz gerekiyor. Tarihin içinde hep var olan ve hep var olacak olan, o saklı umudu görmemiz gerekiyor. Buna dayanarak gerek dünya tarihinden gerek kişisel tarihimizden çıkarmamız gereken dersleri alarak, iyiye, hep daha iyiye gidiş için çabada kalmamız ve mücadeleyi sürdürmemiz.. Geçmişin yaşantılarını, acılarını , üzüntülerini sırtımızda bir kambur gibi bu güne taşıyıp, bugünden hareketle de gelecekten umudu kesemeyiz.. Tüm bu yaşantıların da olağan akışın bir parçası olduğunu ve umudun da bu akışın içinde saklı olduğunu bilerek yola devam etmeliyiz.
Umut, "gelecek"tir, gelecekte umut hep vardır!
"Umut Etmek" Üzerine
Yayınlanma :
21.03.2026 01:05
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: