Prof. Dr. Tolga Şirin ve Doç. Dr. Kadir Baş'ın hazırladığı bilimsel mütalaada, YENİ PARTİ ile Yenilik Partisi arasında isim, amblem ve rumuzlar bakımından seçmeni yanıltacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığı sonucuna varıldı. Geçmiş örnekler verildi.
Halk TV’de yer alan habere göre YENİ PARTİ ile Yenilik Partisi arasındaki isim ve amblem benzerliğinin, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesi kapsamında 'iltibas' oluşturup oluşturmadığına ilişkin Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Tolga Şirin ve Doç. Dr. Kadir Baş tarafından bilimsel mütalaa hazırlandı.
Yenilik Partisi tarafından yapılan 'benzerlik' başvurusunun ardından YENİ Parti'ye Yargıtay tarafından tebligat gönderilmiş, parti tarafından yapılan açıklamada da bu tebligatın bir gereklilik sonucu doğurmadığı ve nihai kararın AYM tarafından verilebileceği ifade edilmişti.
YENİ Parti, Yenilik Partisi ile iddia edilen iltibas tartışmalarının ardından bir bilimsel mütalaa talebinde bulundu. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Tolga Şirin ve Doç. Dr. Kadir Baş, hazırladıkları bilimsel mütalaayı açıkladı.
GRAMATİK YAPILARI VE ANLAMLARI FARKLI
1 Eylül 2026 tarihli mütalaada, iki partinin isimlerinde ortak 'yeni' kökü bulunmasına rağmen 'yeni' ile 'yenilik' kelimelerinin aynı olmadığı vurgulandı. Akademisyenlere göre 'yeni' bir sıfat, 'yenilik' ise yeni olma durumunu veya yeni olan şeyi ifade eden bir isim. Bu nedenle iki kelimenin gramatik yapıları ve anlamları birbirinden farklı.
KISALTMALARI DA FARKLI
Mütalaada Yenilik Partisi'nin tüzüğüne göre kısaltmasının "YP" şeklinde olduğu, YENİ Parti'nin ise kısa adının 'Yeni Parti' şeklinde olduğu ve amblemlerinin de birbirinden farklı olduğu vurgulandı.
Mütalaada ayrıca 'yeni' sözcüğünün Türk siyasi parti adlandırmalarında yaygın biçimde kullanıldığına dikkat çekildi. Geçmişte farklı dönemlerde 'Yeni Parti' adıyla siyasi partiler kurulmasının yanı sıra 'Yeni Türkiye Partisi', 'Yeni Dünya Partisi', 'Yeni Yol Partisi', 'Yeni Yüzyıl Partisi' ve 'Yeni Çağ Partisi' gibi isimlerin de kullanıldığı belirtildi.
GEÇMİŞTEN ÖRNEKLER VERİLDİ
Mütalaada Genç Parti ve Yeniden Genç Parti örneği verildi. Burada AYM'nin iltibas kararı vermekte zorlanmadığı, iki partinin karıştırmanın çok mümkün olduğu hatırlatıldı. İkinci örnek olarak ise Anavatan Partisi örneği verildi.
"1980’li yıllara damgasını vuran (sicilde kayıtlı) arı figürlü amblem taşıyan “Anavatan Partisi”nden sonra, aynı arı figürünün biraz renk değiştirilmiş amblem versiyonuyla kurulan “Yeniden Anavatan Partisi” ile ilgilidir. AYM burada da ikinci partinin iltibas oluşturacağı kanaatine varmıştır"
"İLTİBAS İÇİN YALNIZCA İSİM BENZERLİĞİ YETERLİ DEĞİL"
Bilimsel görüşte, Siyasi Partiler Kanunu'nun yasakladığı durumun yalnızca isimlerin birbirini çağrıştırması olmadığı, esas ölçütün seçmenin iki siyasi partiyi karıştırma ihtimali olduğu ifade edildi.
Mütalaaya göre isim, rumuz ve amblem birlikte değerlendirilmeli. Seçmenin oy verme sürecindeki dikkat düzeyi, partilerin seçim dönemindeki görünürlüğü ve oy pusulasında isimle amblemin birlikte yer alması da karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınmalı.
Akademisyenler, Anayasa Mahkemesi'nin önceki kararlarında da ortak kelimelerin tek başına iltibas için yeterli görülmediğine işaret etti. Buna karşılık 'Kırat', 'Altı Ok', 'Ak Güvercin' ve 'Orak-Çekiç' gibi tarihsel ve siyasal anlam taşıyan baskın amblemlerin benzerliği daha belirleyici bir unsur olarak değerlendirildi.
Mütalaada, Türkiye'deki siyasi parti isimlerinde benzerlik ve ayırt edicilik konusunda geçmişten örneklere de yer verildi. Raporda, “Yeni” sözcüğünün Türk siyasi parti adlandırmalarında daha önce de farklı partiler tarafından kullanıldığı belirtilirken, Genç Parti ve Doğru Yol Partisi gibi isimlerin de siyasi tarih içinde farklı dönemlerde ve farklı siyasi yapılar tarafından kullanıldığı örnekler üzerinden değerlendirmeler yapıldı.
Mütalaada ayrıca, isimlerdeki benzerliğin tek başına “iltibas” anlamına gelmediği, seçmenin iki siyasi partiyi isim, amblem, rumuz ve diğer ayırt edici unsurlar birlikte değerlendirildiğinde birbirine karıştırıp karıştırmayacağının esas olduğu vurgulandı.
“İLTİBAS OLASILIĞI SIFIRA YAKIN”
Mütalaada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin siyasi parti isimleri arasındaki benzerliklere ilişkin kararlarına da yer verildi. Çalışmanın sonuç bölümünde ise YENİ PARTİ ile Yenilik Partisi arasındaki durum doğrudan değerlendirildi. Akademisyenler, iki parti arasında “orak-çekiç”, “kırat”, “altı ok” veya “arı” gibi baskın bir figür aynılığının bulunmadığına dikkat çekerek, isim, amblem, rumuz ve diğer işaretler açısından iltibas bulunmadığı kanaatine vardı.
Mütalaanın sonuç kısmında, “YENİ PARTİ ile YENİLİK PARTİSİ arasında ‘isimler, amblemler, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretler’ itibarıyla ‘iltibasa mahal verecek’ bir durumun bulunmadığı” görüşü açıklandı.
"Tüm bu nedenlerle YENİ PARTİ ile YENİLİK PARTİSİ arasında “isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri" itibarıyla "iltibasa mahak verecek" bir durumun olmadığı kanaatindeyiz. "
BİLİMSEL MÜTALAANIN SONUÇ KISMI ŞU ŞEKİLDE
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Buraya kadar yazılanları toparlarsak AYM, bütünsel bir değerlendirme yapılması gerektiği kanısındadır ve ortalama bir seçmen için “duraksamaya yer bırakıp bırakmadığını” test eder görünmektedir. AYM’nin dağınık biçimdeki ölçütleri ise şu şekilde toparlanabilir:
Salt ön veya son ek, iltibası her zaman ortadan kaldırmaz. Aynı isimli partilerin başına veya sonuna ekleme yapılmasından ibaret değişiklikler iltibas yaratabilir.
Fonetik benzerlikte sözcüklerin anlamı da önemlidir. Sözcükler işitsel olarak birbirine benzese dahi bunların sözlük anlamları ve kavramsal farklılıkları hesaba katılmaktadır.
İsim benzerliği, amblem farklılığıyla dengelenebilir. Parti isimleri benzer olsa dahi amblemler ile zeminin rengi, baskın figür, figürün büyüklüğü ve konumu birlikte değerlendirilmektedir.
Amblemin tarihsel ve simgesel yükü bağımsız önem taşır. Parti isimleri farklı olsa dahi amblemlerde kullanılan baskın figürlerin tarihsel ve siyasal çağrışımları iltibas değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır.
Jenerik siyasi sözcükler tekelleştirilemez. İsimlerde ortak unsurlar bulunması hâlinde bunların ayırt edicilik gücü ve siyasi dildeki yaygınlığı hesaba katılmaktadır. Bu nedenle “Cumhuriyet”, “demokrasi”, “Türkiye”, “adalet”, “millet”, “milliyet” ve “birlik” gibi siyasi adlandırmada yaygın sözcüklerin ortak kullanımı tek başına iltibas için yeterli değildir.
AYM içtihatları açısından en net örüntü Mahkemenin isimlerde ortak sözcüklerin olmasını tek başına sorun saymaması ve fakat baskın figürler konusunda hassas davranmasıdır. “Kırat”, “Altı Ok”, “Orak Çekiç” (DP, CHP, TKP) konusundaki tutumu bunu açıkça ortaya koymuştur. Baskın figürün neredeyse aynı olduğu diğer bazı vakalarda da (ANAP ve Genç Parti vb.) durum benzerdir.
Karşılaştırmalı veriler ise bize şu ölçütü sunmuştur:
Benzer durumlara farklı muamele ayrıca gerekçelendirilmelidir. Aynı sözcüğü içeren başka siyasi partilerin kurulmasına izin verilmişse, yaptırımın neden somut siyasi parti bakımından uygulandığı ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanmalıdır.
Yaygın sözcüklerin ortak kullanımı tek başına iltibas yaratmaz. Gündelik dilde yaygın bir sözcüğün iki parti adında da yer alması yeterli olmayıp diğer unsurların karıştırılma riskini giderecek ölçüde ayırt edicilik sağlayıp sağlamadığına bakılmalıdır.
Ortak sözcük, yeterli ayırt edici unsurlar varsa iltibasa yol açmaz. Ortak sözcüğün farklı ek veya sözcüklerle birlikte kullanılması ve özellikle amblemlerin de farklılaşması hâlinde iltibasın bulunmadığı sonucuna varılabilir.
Buna ek olarak sosyopolitik bir gerçekten hareketle de bir belirleme yapılabilir:
İltibas, soyut benzerliğe göre değil, seçmenin gerçek oy verme pratiğine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle isim, rumuz ve amblem arasındaki benzerliklere aynı ağırlık verilemez; seçmenin parti tercihini teşhis etmesinde hangi unsurun daha işlevsel olduğu dikkate alınmalıdır. Bir siyasi parti, marketten markası söylenerek satın alınan bir ürün değildir.
Oy verme işlemi sandıkta ve oy pusulasındaki görsel unsurlardan hareketle gerçekleşir. Bu bakımdan seçmen için baskın amblem figürünün (“Kırat”, “Altı Ok”, “Ak Güvercin”, “Ampul” gibi) özel bir ayırt edici işlev taşıdığı; parti adının ise çoğu durumda bu tercihi teyit eden bir unsur olduğu söylenebilir.
Çağrışım ile iltibas birbirinden ayrılmalıdır. İki siyasi partinin isim veya amblemlerinin bazı ortak unsurlar taşıması, bunların birbirine benzediğini/çağrıştırdığını gösterebilir; fakat SPK m. 96 bakımından önemli olan benzerliğin varlığı değil, bunun karıştırılmaya elverişli bir yoğunluğa ulaşmasıdır. Kanunun yasakladığı benzerlik değil, iltibastır. İltibas ihtimali somutlaştırılmalıdır.
Marka hukuku açısından şu çıkarım yapılabilir:
Salt çağrışım iltibas değildir. İki siyasi partinin birbirini hatırlatması yeterli olmayıp ortalama seçmenin partilerin kendisi veya kökeni konusunda gerçekten yanılma ihtimali bulunmalıdır.
Değerlendirme bütünsel yapılmalıdır. İsim, rumuz ve amblem ayrı ayrı değil, seçmen üzerinde bıraktıkları genel izlenim itibarıyla ele alınmalı; isim benzerliği diğer unsurlardaki belirgin farklılaşmayla giderilebilmelidir.
Seçmenin dikkat düzeyi ve oy verme koşulları dikkate alınmalıdır. Partilerin seçim öncesindeki yoğun görünürlüğü ve oy pusulasında isim ile amblemin birlikte bulunması, karıştırılma ihtimalini azaltan unsurlardır.
Jenerik siyasi sözcüklerin ayırt edicilik gücü zayıftır. “Cumhuriyet”, “demokrasi”, “adalet”, “millet”, “birlik” gibi siyasi dilde yaygın sözcükler tekelleştirilemez; bu sözcüklerin ortaklığı ancak işaretlerin bütünü de birbirine yaklaşıyorsa iltibasa yol açabilir.
Şimdi tüm bu ölçütler demetiyle tarafımıza sorulan soruya yanıt vermek gerekirse;
Öncelikle nereden bakıldığına bağlı olarak; “Yeni Parti” ile “Yenilik Partisi” arasında belirli bir fonetik ve etimolojik yakınlığın bulunduğu düşünülebilir. Her iki sözcük aynı kökten türemektedir. Bununla birlikte SPK m. 96’nın yasakladığı olgu fonetik benzerlik veya çağrışım değil, iltibastır. Marka hukukunda da “iltibas” kavramına “çağrışım”dan farklı bir anlam tanınması vakıadır. Dolayısıyla belirleyici soru, “yeni” sözcüğünün “yenilik” sözcüğünü hatırlatıp hatırlatmadığı değil, ortalama seçmenin bu nedenle iki ayrı siyasi partiyi birbirine karıştırıp karıştırmayacağıdır.
AYM'nin yukarıda aktarılan Millet Partisi–MİLAD Partisi kararı bu bakımdan doğrudan yol göstericidir. Bu vakada Mahkeme, fonetik yakınlığı tek başına yeterli görmemiş, sözcüklerin anlamlarını ve amblemlerin genel görünümünü de hesaba katmıştır. Daha da önemlisi AYM, sicildeki bir partinin isminde bulunan bir kelimenin, karışıklığa yol açmaması koşuluyla başka bir parti tarafından kullanılmasında hukuki engel bulunmadığını açıkça kabul etmiştir. Aynı yaklaşım daha sonraki içtihatta da Millet İttifakı-Millet Partisi veya Türk Birliği Partisi–Türkiye Birlik Partisi kararlarında da (teknik nüanslar olsa da prensip itibarıyla) sürdürülmüştür.
Somut olayda da “yeni” ile “yenilik” aynı kelime değildir. “Yeni” bir sıfat, “yenilik” ise yeni olma durumunu veya yeni olan şeyi ifade eden bir isimdir. “Yeni Parti”, partinin kendisini “yeni” olarak nitelendirirken; “Yenilik Partisi”, “yenilik” kavramını siyasi kimliğinin konusu hâline getirmektedir. Dolayısıyla ortak köke rağmen kelimelerin gramatik yapıları ve anlamları farklıdır. Üstelik buradaki benzerlik, AYM’nin iltibas bulunmadığı sonucuna ulaştığı Türk Birliği Partisi–Türkiye Birlik Partisi vakasından daha kuvvetli değildir.
Anılan vakada “Türk/Türkiye”, “Birlik/Birliği” ve “Parti/Partisi” biçiminde isimlerin neredeyse bütün unsurları örtüşmesine rağmen Mahkeme, sözcüklerin anlamını ve başta amblem olmak üzere diğer ayırt edici unsurları dikkate alarak iltibas bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık somut olayda benzerlik esas itibarıyla “yeni” kökünün ortaklığından ibarettir.
İkincisi; konuya ortak unsurun ayırt edicilik gücü açısından bakılmalıdır. “Yeni” ifadesi Türk siyasi dilinin ortak söz varlığı içindedir. Şöyle ki Türkiye’de “Yeni Parti” adıyla geçmişte de siyasi partiler kurulduğunu kaydetmek gerekir. Türkiye'de biri 1990’lı yıllarda diğer 2008 yılında kurulmuş olan iki farklı Yeni Parti vardır. Bunlardan ilki Hüsnü Doğan ve Yusuf Bozkurt Özal öncülüğünde kurulan merkez sağ partiyken, diğer ulusalcı merkez sol bir partidir.
Aynı dönemlerde “Yeniden Demokrasi Hareketi”, “Yeni Türkiye Partisi”, “Yeni Dünya Partisi” mevcut iken yakın zaman önce kurulmuş ve/veya hâlâ faal olan “Yeni Yol Partisi”, “Yeni Yüzyıl Partisi”, “Yeni Çağ Partisi” gibi siyasi partiler vardır. Burada iltibas değerlendirmesi bakımından özellikle çarpıcı bir tarihsel durum vardır: “Yeni” sözcüğü Türk siyasi parti adlandırmasında son derece yoğun ve tekrarlanan bir unsurdur. Üstelik yalnızca bileşik adlarda değil, aynı adların bütünüyle yeniden kullanılması söz konusu olmuştur.
Şu hâlde burada iltibas değerlendirmesi bakımından özellikle çarpıcı bir tarihsel durum vardır: “Yeni” sözcüğü Türk siyasi parti adlandırmasında son derece yoğun ve tekrarlanan bir unsurdur. Üstelik yalnızca bileşik adlarda değil, aynı adların bütünüyle yeniden kullanılması dahi söz konusu olmuştur. Bu tarihsel arka plan, “yeni” sözcüğünün siyasi parti isimleri bakımından güçlü bir ayırt edici unsur olarak kabul edilmesini güçleştirmektedir.
Nitekim siyasi partilerin seçmene yenilenme, değişim, farklılaşma ve mevcut siyasal düzenden kopuş mesajı vermek istemeleri nedeniyle “yeni” sözcüğüne yönelmeleri son derece olağandır. Bu yönüyle “yeni”, AYM’nin önceki kararlarında üzerinde durduğu “cumhuriyet”, “demokrasi”, “Türkiye”, “adalet”, “millet”, “milliyet” ve “birlik” gibi siyasal dilin ortak söz varlığı içinde değerlendirilmelidir. AYM de siyasi partilerin seçmenlere vermek istedikleri mesajı yansıtan bu tür sözcükleri isimlerinde sıklıkla kullandıklarını kabul etmektedir.
Bu saptama önemlidir. Zira ayırt edicilik gücü zayıf bir unsurun ortaklığına, ayırt edicilik gücü yüksek bir unsurun ortaklığıyla aynı hukuki sonuç bağlanamaz. Aksi yaklaşım, daha önce kurulan bir siyasi partiye “yeni” sözcüğü ve onun doğal dilsel türevleri üzerinde fiilen tekel hakkı tanımak anlamına gelir. SPK m. 96’nın amacı ise siyasi dilin ortak kelime hazinesini siyasi partilerden birine tahsis etmek değil, ortalama seçmenin iki farklı siyasi oluşumu birbirinden ayıramaması sonucunu doğurabilecek gerçek bir karıştırılma tehlikesini önlemektir.
Üçüncüsü; amblemler açısından bakıldığında, genel görsel izlenimler (amblemler) açık biçimde farklıdır. İki siyasi partinin isimlerdeki sınırlı yakınlık amblemlerdeki güçlü farklılaşmayla daha da zayıflamaktadır.
Yenilik Partisi'nin ambleminde beyaz zemin üzerinde mavi renkli stilize bir figür baskındır; bunun yanında kırmızı ay-yıldız bulunmakta, parti adı ise alt bölümde daha küçük kırmızı harflerle yer almaktadır. Yeni Parti'nin ambleminde ise herhangi bir benzer figür bulunmamakta; görsel algının merkezini büyük kırmızı harflerle yazılmış “YENİ” ibaresi oluşturmakta, “PARTİ” bunun altında siyah harflerle yer almaktadır.
Dolayısıyla iki amblem (AYM’nin kullandığı ölçütlerle söylersek) “baskın figür”, renk kompozisyonu, tipografi, yerleşim ve genel izlenim bakımından açık biçimde ayrılmaktadır. Birisi figüratif ve mavi ağırlıklı, diğeri tipografik ve kırmızı ağırlıklıdır. AYM'nin fonetik olarak yakın parti adlarının dahi amblemlerdeki baskın figür farklılığı nedeniyle karıştırılmayabileceğini kabul eden yaklaşımı karşısında bu ayrışmaya hukuki sonuç tanınması gerekir.
Dördüncüsü; rumuzlar bakımından da ayniyet söz konusu değildir. Yenilik Partisi'nin tüzüğünde rumuz “YP” olarak belirlenmiştir. Yeni Parti'nin tüzüğünde ise “YP” şeklinde bir rumuz bulunmamakta, “Yeni Parti” kısa ad olarak gösterilmektedir. Kuşkusuz “YP” harfleri dilsel olarak “Yeni Parti”nin de baş harflerini oluşturabilir. Ancak bu durum, hukuken iki partinin aynı rumuzu kullandıkları anlamına gelmez. Aksinin kabulü, sicilde benimsenmemiş varsayımsal bir rumuzun partiye atfedilmesi ve daha sonra bu varsayımsal kullanım üzerinden iltibas üretilmesi anlamına gelecektir. SPK m. 96'nın yaptırıma bağladığı husus ise varsayımsal değil, fiilî ve hukuki kullanımdır.
Beşincisi; bütün bu unsurlar ortalama seçmenin gerçek karşılaşma koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bir siyasi parti, markası söylenerek raftan alınan gündelik bir tüketim ürünü değildir. Seçmen tercihi seçim kampanyası boyunca parti adı, lideri, siyasi söylemi ve amblemiyle karşılaşılması sonucunda oluşmakta; oy verme anında ise parti adı ile amblem oy pusulasında birlikte görülmektedir. AYM de Millet Partisi–Millet İttifakı kararında iltibas değerlendirmesinde isimlerin oy pusulasında yer alma biçimine önem vermiştir.
Siyasi partiler, bir deterjan veya gofret markası gibi kasiyerden sözle talep edilen türden bir “tüketim nesnesi” değil, gizli oy ilkesi uyarınca kişinin altına oy mührü bastığı pusuladaki görünümünün baskın olduğu bir siyasal tercihin öznesidir. Bu nedenle siyasi partiler arasındaki iltibas değerlendirmesinde fonetik benzerliğe tek başına belirleyici ağırlık tanınamaz; partinin adı, amblemi ve bunların oy pusulasında seçmene birlikte sunduğu görsel bütünlük esas alınmalıdır.
Bu nedenle somut olayda “yeni” ile “yenilik” arasındaki dilsel yakınlık soyut olarak bir çağrışım doğurabilirse de, seçmenin açıkça farklı amblemler ve farklı tam adlarla karşılaştığı gerçek oy verme ortamında bunun karıştırılmaya dönüşeceğini söylemek güçtür. SPK m. 96 benzerliği veya çağrışımı değil, seçmenin başka bir siyasi parti izlenimine kapılmasına yol açabilecek yoğunluktaki benzerliği yasaklamaktadır.
Altıncısı; söz konusu siyasi parti sıradan bir siyasi parti değildir. YENİ PARTİ Türkiye’nin hâlihazırda ana muhalefet partisidir. TBMM’de en çok milletvekili olan ikinci siyasi partidir ve kuruluşu, Türkiye’nin kurucu partisi (Atatürk’ün kurduğu) Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük, hukuk tarihi açısından unutulması güç bir “mutlak butlan” kararı ve bu kararı takip eden yaygın kamusal tartışmaların sonucunda gerçekleşmiştir. Buna müteakip partinin adı başta iktidara yakın basın kuruluşlarınca ve kimi yetkililerce olmak üzere eleştiri ve tartışmalara konu olmuş “Yeni Rakı” ile benzerlik kurulmuş, logosunun Netflix isimli şirketten esinlendiği eleştirileri ileri sürülmüştür. Böylesi kamusal bir tartışmayı ve ana muhalefet partisi olan Yeni Parti’nin özgün durumunu dikkate almayan bir iltibas çıkarımı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve gerçekleriyle uyumsuz olur. İki siyasi parti arasında bir iltibas varsa (esasen yoktur) bu, bilakis Yeni Parti aleyhine olur.
Yedincisi; Venedik Komisyonu kararları ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi siyasi hayatın vazgeçilmesi olan siyasi partilere dönük müdahalelerde kanunilik ilkesinin çok daha dar yorumlanması gerektirmektedir. Geçmişte AYM’nin bu yaklaşımı göz ardı etmesi Cumhuriyet Halk Partisi/Türkiye vakasında ihlal sonucuna neden olmuştur. Hatırlatmak gerekirse İHAM, siyasi partilerin demokratik toplumdaki temel rolünü dikkate alarak, bunların örgütlenme özgürlüğüne müdahale edilmesine imkân veren kanuni düzenlemelerin nasıl yorumlanıp uygulanacağını makul ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterecek açıklıkta olması gerektiğini vurgulamıştır. Somut davada CHP'nin bazı harcamalarının hukuka aykırı sayılarak malvarlığının bir kısmının Hazineye geçirilmesi üzerine Mahkeme, ulusal hukukun hangi harcamaların hukuka aykırı sayılacağını ve hangi durumda yaptırım uygulanacağını yeterli öngörülebilirlikle göstermediği sonucuna varmış ve müdahalenin “kanunla öngörülmüş” olmadığına, dolayısıyla AİHS m. 11'in ihlal edildiğine karar vermişti. Somut olayda da benzer bir sonuçla karşılaşılmaması için belirsizlik hâlinde özgürlük lehine yorum ilkesi uygulama bulmalıdır. Aksi kabul İHAS’ın 11’nci maddesini ihlal eder sayılabilir.
Sekizincisi; bu bağlamda özellikle bağlayıcı olan ve “objektif etki” gösteren bir İHAM kararı vardır. Ayrıntıları yukarıda anlatılan Tsonev/Bulgaristan kararında, somut olaydakinden çok daha güçlü bir isim benzerliğine (Communist Party of Bulgaria - Bulgarian Communist Party) rağmen partinin tescil edilmemesi AİHS m. 11’e aykırı bulunmuştur. Bu içtihat, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası uyarınca SPK md 96’daki “iltibas” kavramının yorumunda dikkate alınmalıdır. Buna göre salt fonetik veya dilsel benzerlik yeterli olmayıp parti özgürlüğüne müdahaleyi haklı kılan zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın da ortaya konulması gerekir. Somut olayda bunun ortaya konması mümkün görünmemektedir.
Yenilik Partisi ve Yeni Parti arasında “orak-çekiç”, “kırat”, “altı ok”, “arı” vb. türden baskın figür aynılığı olmadığı için iltibas olasılığı sıfıra yakındır. Strazburg içtihatları böylesi baskın figürlerde dahi müdahaleyi son çare gördüğü için bunlarda dahi haklılaştırma güçken “Yeni Parti” ve “Yenilik Partisi” arasında iltibas bulmak evleviyetle zorlama olacaktır.
Tüm bu nedenlerle YENİ PARTİ ile YENİLİK PARTİSİ arasında “isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri” itibarıyla “iltibasa mahal verecek” bir durumun bulunmadığı kanaatindeyiz.