weather
15°

Ezber Bozuluyor… Tarafım Belli: İzmir!

YAYINLAMA:

 

Merhaba sevgili okur... Baş döndürücü gündemlere sahip ülkemde yine oldukça cafcaflı ve hareketli günlerdeyiz. Bilindiği üzere, İzmir’de yarın siyasetin rengi ciddi anlamda değişebilir. 

Çünkü, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği iddiası artık sıradan bir Ankara kulisi olmaktan çıkmış durumda. Tugay’ın 18 Haziran’da CHP’den istifa ederek bağımsız kalması, ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la geçtiğimiz ay bir araya gelmesi ve şimdi de 7 Ekim tarihi için AK Parti grup toplantısının işaret edilmesi İzmir açısından yeni bir dönemin kapısını aralıyor gibi. Söylentiler çok güçlü olsa da henüz resmî katılım açıklanmış değil; dolayısıyla kesinleşmemiş bir siyasi gelişmeyi olmuş gibi yazmak doğru olmaz. Fakat yarın yaşanabilecek değişimin İzmir açısından ne anlama gelebileceğini bugünden konuşmanın da bir zararı olmaz diye düşünüyorum. 

Öncelikle; Ben AK Partili değilim bunu belirtmek isterim. Hoş, ben CHP’li de değilim ki bunu özellikle belirtiyorum! Fakat, bildiğim bir şey var ki, o da; İzmir’i konuşurken meseleye parti gözlüğüyle bakmanın kimseye faydasının olmayacağı. Benim için önemli olan CHP’nin mi, AK Parti’nin mi, başka bir x partinin mi belediyesi olduğu değil; İzmir’in hak ettiği kentsel değere ‘nihayet’ erişme imkanını bulacak olmasıdır. 

Şimdi, İzmir’in yıllardır biriken sorunlarına bir göz atalım isterseniz; 

Trafik ortada, ulaşım ortada, altyapı ortada, kentsel dönüşüm meselesi ortada, körfezin temizliği (pisliği), artan nüfusun yarattığı baskı ve özellikle belediyenin mali sorunları (!) ortada. Üstelik bunlar bir belediye başkanının birkaç günde çözebileceği problemler de değil. Yıllar içinde birikmiş, siyasi iktidarlar değişse bile kent yönetiminin önüne defaten çıkan bitmek bilmez sorunlar bunlar. 

Cemil Tugay’a gelecek olursak... Zaten kendisi CHP’den ayrılırken İzmir’in siyasi iradesinin dikkate alınmadığını ve CHP’deki mevcut yapının kendisi açısından artık hizmet üretilebilecek bir çatı olmadığını savunmuştu. Yani bugün konuştuğumuz olası parti değişikliğinin arkasında yalnızca bir “siyasi transfer” hikâyesi değil, Türkiye siyasetindeki büyük kırılmanın İzmir’e yansıması da var diyebiliriz. 

Şimdi ise gelelim asıl meseleye; 

AK Parti’ye geçiş İzmir için bir fırsat mıdır? Fırsatsa, neden? 

Malumunuz, İzmir yıllardır merkezi iktidarla yerel yönetim arasındaki siyasi gerilimin içinde kalmış, mükemmel lokasyona sahip olan bir kent. Dolayısı ile, belediye başkanının Ankara’da kapısını çaldığı bakanlıklarla, merkezi hükümetle, kamu kurumlarıyla ve Cumhurbaşkanlığı ile daha doğrudan bir çalışma zemini oluşturabilmesi; ulaşım, altyapı, kentsel dönüşüm ve büyük yatırımlarda İzmir’in elini güçlendirmesi demektir. 

Tabii bu, “AK Parti gelirse her şey güllük gülistanlık olur” demek değildir, aksine böyle bir beklenti kurmak İzmirliye haksızlık olur. Fakat merkezi hükümet ile büyükşehir belediyesinin aynı siyasi zeminde buluşması, yıllardır çözülemeyen bazı dosyaların önündeki bürokratik ve siyasi engellerin azalması açısından önemli bir avantaj yaratacaktır. Bu hususta hemfikir olduğumuza inanıyorum. 

Zira, bunun örneğini İstanbul’da farklı dönemlerde gördük, yani en azından ben gördüm. 

İstanbul 2004’ten 2019’a kadar AK Parti tarafından yönetildi. 2019’dan bu yana ise CHP yönetiminde. Bu değişim aslında bize önemli bir ders verdi. O derste öğrendiğime değinecek olursam, emin olduğum bir şey var ki, o da kentin kaderini yalnızca belediye başkanının parti rozetinin belirlemediğidir. Yönetim anlayışı, kadro, mali disiplin, proje üretme kapasitesi ve merkezi hükümetle ilişkiler günümüzde oldukça belirleyici. Haa, hoş mu? Bana göre değil... Fakat bu gerçeği yadsımak doğru olmaz.  

Dolayısıyla şimdi merak edilen, Cemil Tugay’ın hangi partinin belediye başkanı olacağından ziyade “Cemil Tugay’ın bu kentin sorunlarını çözmek için hangi imkânları harekete geçireceğidir. 

En azından benim için asıl mesele budur.

Çünkü İzmir artık siyasi sadakat üzerinden (ki daima gereksiz bulmuşumdur bu duygusallığı), belediyecilik yapılan bir kent olmaktan çıkmalı.  

İzmirlinin CHP’ye oy vermesi, belediyeden kötü hizmeti kabullenmesi anlamına gelmez. 

AK Parti’ye oy veren İzmirlinin de iyi hizmet talep etmesi son derece doğaldır bu durumda. Elbette, bağımsız seçmenin de hakkı aynıdır. Çünkü bana göre belediyecilikte vatandaşın partisi yoktur. 

Vatandaşın temiz suyu, ulaşımı, güvenli yolu, yaşanabilir mahallesi, temiz körfezi ve daha konforlu yaşayabileceği bir kenti olmalıdır. 

İzmir’in CHP tarafından uzun yıllar yönetilmiş olması da artık tek başına bir başarı ölçütü olarak sunulmamalı. Aynı şekilde AK Parti’nin İzmir’i yönetmeye başlaması da kendiliğinden başarı anlamına gelmez. 

Yani; 

Rozet değişir, hesap değişmez. 

İzmirlilerin bu değişimden sonra sorması gereken bazı sorular şunlar olmalıdır; Ne yaptınız? 

Kaç kilometre metro yaptınız? 

Trafiği ne kadar rahatlattınız? 

Kentsel dönüşümde kaç yurttaşa güvenli konut sağladınız? 

Körfez konusunda ne yaptınız? 

Belediyenin borcunu nasıl yönettiniz? 

İzmir’in kaynaklarını nereye harcadınız? 

İşte benim görmek istediğim yeni dönem tam olarak budur. 

Eğer Cemil Tugay gerçekten AK Parti’ye geçerse, bu yalnızca AK Parti’nin İzmir’de tarihî bir siyasi kazanımı olmayacaktır. Aynı zamanda Tugay için de büyük bir sınav olacaktır. 

Çünkü yıllardır CHP’nin kalesi olarak görülen İzmir’de iktidar partisinin desteğini arkasına alan bir büyükşehir belediye başkanının artık bahanesi de azalacaktır. 

Ankara ile İzmir arasında bir kapı açılıyorsa, o kapıdan önce İzmir’in ihtiyaçları girmelidir. 

Bakanlıkların kapıları daha kolay açılacaksa İzmir’in ulaşım projeleri girmelidir. 

Merkezi bütçeden daha güçlü destek alınacaksa İzmir’in altyapısı girmelidir. 

Kentsel dönüşüm hızlanacaksa deprem riski altındaki İzmir halkı girmelidir. 

Ve eğer bu siyasi değişim İzmir’e gerçekten yatırım, hizmet ve çözüm getirecekse ben buna neden karşı çıkayım? 

Evet, tekrar ediyorum ben AK Partili değilim... Fakat 1 ay evvel yerleşik yaşama geçtiğim İzmir’in tarafındayım. Ve bildiğim şey, kentlerin ideolojik fanatizmle değil, iyi yönetimle büyüdüğüdür. İstanbul’un bize öğrettiği en önemli şeylerden biri de budur. 

Belediye yönetimleri değişebilir, siyasi dengeler değişebilir, seçmen tercihi değişebilir, fakat şehir yerinde kalır. Sorunlar yerinde kalır. İnsanlar yerinde kalır. O nedenle İzmir’in artık “Bizden mi, onlardan mı?” tartışmasından çıkıp “İzmir için ne yapılacak?” sorusuna geçmesi gerekir. 

Eğer yarın gerçekten yeni bir dönem başlayacaksa, İzmir’in ihtiyacı bir parti değişikliğinden çok daha önemli. Ve en önemlisi de, İzmir’in ihtiyacı zihniyet değişikliğidir. 

Ve ben bu değişimin, hangi parti rozetiyle olursa olsun, İzmir’in yıllardır çözülemeyen sorunlarını çözmeye dönük gerçek bir başlangıç olmasını umut ediyorum. 

Çünkü bazen bir şehrin önünü açmak için siyasi ezberleri değil, şehir çıkarını savunmak gerekir. Şu an benim savunduğum gibi. 

Tarafım belli; İzmir! 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız