YENİ Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, partisinin Bilecik İl Başkanlığını ziyaret ederek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Programa YENİ Parti ilçe başkanları, il genel ve belediye meclis üyeleri, Bayırköy Belediye Başkanı Aykut Dilsiz, Bilecik Belediyesi başkan yardımcıları ve çok sayıda partili katıldı.
Tüzün, konuşmasında parti kuruluş sürecine de değindi. CHP'de tüzük ve hukuk yollarının tüketildiğini belirten Tüzün, 1004 kurultay delegesinin noter tasdikli olağanüstü kurultay talebine rağmen sonuç alınamadığını ifade etti. Sürecin devamında Özgür Özel öncülüğünde TBMM grubunda harekete geçildiğini ve 91 milletvekilinin istifa ederek YENİ Parti'nin kurucu kurulunda yer aldığını anımsattı.
Kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin TBMM Genel Kurulu'nda 467 oyla kabul edilmesinin ardından gelen eleştirilere yanıt veren Tüzün, meclisteki oy sayılarına dikkat çekti. Tüzün, "Parlamentonun 5'te 4'ü kabul yönünde oy kullandı. Biz YENİ Parti olarak kabul oyu vermemiş olsaydık bu kanun kabul edilecekti, hayır oyu da verseydik geçecekti. 467 kabul oyunun 35 tanesi YENİ Parti milletvekillerine aittir. Kabul oyu vermemiş olsaydık bile toplamda 432 milletvekilinin oyuyla bu kanun zaten kabul edilmiş olacaktı" dedi.
Kumpasa çomak soktuk
Verilen 'kabul' oyunun stratejik bir hamle olduğunu vurgulayan Tüzün, sözlerini şöyle sürdürdü: "40 yıl süren bu çatışmanın içinden nasıl çıkmamız gerekiyordu? Toplumsal barışı nasıl sağlamamız gerekiyordu? Tam da AK Parti ile MHP'nin kurmuş olduğu kumpasa biz çomak soktuk. Türkiye'de yarın en ufak bir terör olayı yaşandığında 'İşte barışı istemeyenler, YENİ Partililer, ret oyu verenler; bu şehit gelmişselerin eseridir' denmesin diye bu değerlendirmeyi yaptık."
Stratejilerini geçmiş parlamentodaki başörtüsü serbestliği kararıyla kıyaslayan Tüzün, şu ifadeleri kullandı: "24. Dönem parlamentosunda başörtüsü serbestliği getirildiğinde de benzer bir tutum sergilendi. Eğer o dönemde 'Hayır, başörtüsü resmi dairelere giremez' deseydik bir barışın önüne geçilmiş olunacaktı ve yıllarca bunun üzerinden siyaset yapıp algı yaratacaklardı. O algıyı ellerinden aldık. O dönem 'Üniter devlet yıkılıyor, laiklik elden gidiyor' diyenler bugün yanılmış oldu ve zamanla bize hak verdi."