Butlan Gölgesinde CHP Senaryoları
Kamuoyunda bir süredir tartışılmayan bir nevi sümen altı edilen “Butlan” konusu bir kez daha gündeme geldi. Hatta öncekinden daha yoğun bir şekilde konuşulmaya başlandı. Bu yoğunluğun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Nisan'da yaptığı sosyal medya paylaşımında CHP yönetimini hedef alarak, "Türk demokrasisinin inşallah önümüzdeki dönemde hak ettiği olgunlukta, kalitede ve vizyonda bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz" ifadeleri sonrası artması da dikkat çekiyor.
Sadece bu değil CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partililerce “kayyum” olarak nitelendirdiği ve il başkanlığını kabul etmediği Gürsel Tekin ile çeşitli ziyaretlerde bulunması parti içini de hareketlendirdi. Hatta Kılıçdaroğlu taraftarlarının çoğu sosyal medyalarından “hesap zamanı” minvalinde paylaşımlar yaptı. Peki “butlan” kararı alınırsa CHP’yi ne bekliyor? Ankara’da ve CHP Genel Merkezi’nde ne konuşuluyor?
Öncelikle şunun altını çizelim; "Butlan" kelime anlamıyla "hükümsüzlük" anlamı taşıdığı için; mevcut yönetimin seçildiği kurultay mahkemenin aldığı butlanla sakat kabul edilirse, Özgür Özel yönetimi ve alınan tüm kararlar (ki bunlara aday belirlemeler, Yüksek Disiplin Kurulu yoluyla ihraçlar dahil) hukuken hiç yapılmamış sayılabilir.
Diyelim butlan kararı çıktı, bu durumda Kılıçdaroğlu’nun dönüşü mümkün müdür? Bu konuda görüş ayrılıkları var. Bir kısım hukukçular, partinin "son meşru yönetimine" geri dönmesi gerektiğini söylerken, diğer bir grup ise Kurultayın başlaması ile yönetimin divana verildiğini ve sakat kavramı ile sonucun iptal edildiğini kurultayın başlangıcını kapsamayacağını ileri sürerek CHP’nin başına Divan Komitesi’nin başı Ekrem İmamoğlu’nun getirilmesi gerektiğini belirtiyor. İmamoğlu’nun hapiste olmasının bu gerçeği değiştirmeyeceğinin de altını çiziyorlar.
Ama büyük çoğunluk Kemal Kılıçdaroğlu’nun, partiyi bir sonraki yasal kurultaya kadar götürecek olan "kayyum" benzeri bir yetkiyle veya doğrudan Genel Başkan sıfatıyla koltuğa geri döneceğini düşünüyor. Bu durum, parti içinde Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu kanadı ile Kılıçdaroğlu taraftarları arasında çok sert bir meşruiyet kavgasına yol açacaktır. Bu durum kaos ve çatışma ortamını da beraberinde getirecektir. Hatta o seviyede ki bazı yandaşların “Hesap Zamanı” moduna girip kara liste hazırladığı konuşuluyor.
Ankara Kulisleri’nde konuşulan bir diğer senaryo ise Kılıçdaroğlu’nun geri gelmesi sonrası Yargıtay veya mahkeme denetiminde CHP’nin en kısa sürede "olağanüstü kurultaya" gitmesi zorunlu hale gelmesi gerektiği. Bu konuda değişik iddialar var; kimileri Kılıçdaroğlu’nun parti içinde temizlik yapmadan kurultaya gitmeyeceğini ileri sürerken, bazıları da kurultayın hemen değil seçim sonuna bırakılacağını iddia ederek buna da Gürsel Tekin’in atanması sonrası kongreyi topla(ya)mamasını örnek veriyor. Neticede net olan tek şey eğer kurultaya bir an önce gidilirse bu kurultayın, CHP tarihinin en kritik hesaplaşmasına sahne olacağı gerçeğidir.
Bir diğer tartışılan konu ise milletvekilleri ve belediye başkanları konusu olacak. Eğer yönetim butlanla düşerse ve aldıkları tüm kararlar geçersiz kılınırsa (ki bu büyük ihtimal), bu yönetimin imzasını taşıyan belediye başkan adaylıkları veya milletvekili listelerinin hukuki durumu da büyük bir hukuki bir tartışma konusu olacaktır. Ve kimse bu durumun içinden çıkamaz çünkü alınacak her karar hukuksal yarım kanunsuzluk doğuracaktır. Hukukçu dostlar ve okurlarımız “hukukta böyle bir deyim yok” diyecektir. Hukuk literatüründe yeri olmayan bu tabir, bazı tartışmalı yargı kararlarını veya seçim iptallerini eleştirmek amacıyla, "tam kanunsuzluk sayılamayacak kadar zayıf" ama yine de bir şekilde hukuksuz bulunan durumları tarif etmek için sosyal medya platformları ve siyasi tartışmalarda kullanılıyor.
Netice olarak; hukuki bir "mutlak butlan" kararı CHP’yi siyasi ve idari bir belirsizlik sürecine sokacaktır. Bu süreç, CHP'nin enerjisini tamamen içe döndüreceği için ana muhalefet gücünün zayıflaması ve partinin bölünme riskinin artmasıyla sonuçlanabilir.