weather
26°

Butlanın Aynasında Liderlik: Özgür Özel, Normalleşme Yanılgısı ve CHP’nin Bölünme Eşiği

YAYINLAMA:

Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi örgüt değildir. Cumhuriyet’in kurucu hafızasını, halk egemenliğini, laikliği, sosyal adaleti, hukuk devletini ve demokrasi mücadelesini taşıyan tarihsel bir emanettir. Bu nedenle CHP’de genel başkanlık, sıradan bir makam değil; hem tarihsel hem ahlaki hem de siyasal bir sorumluluktur.

Bugün bu sorumluluk, ağır bir krizle sınanmaktadır.

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde halk, CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi yaparak iktidara açık bir mesaj vermişti. Bu mesaj, “iktidarla normalleşin” mesajı değildi. Bu mesaj, “bu düzeni değiştirin” mesajıydı. CHP’nin Türkiye genelinde AK Parti’yi geride bırakması, yalnızca belediye kazanımı değil, otoriterleşmiş rejime karşı toplumsal itirazın sandıktaki ifadesiydi. 

Ancak bu mesaj doğru okunamadı. Halkın değişim talebi, “normalleşme” adı altında iktidarla temas siyasetine çevrildi. Erdoğan’ın seçim yenilgisi sonrası içine düştüğü meşruiyet ve moral krizini derinleştirmek yerine, ona nefes aldıran bir siyasal zemin yaratıldı. AK Parti Genel Merkezi’ne yapılan ziyaret, Erdoğan’ın CHP Genel Merkezi’nde karşılanması, protokol sembollerinin öne çıkarılması ve TBMM’de ayağa kalkma tartışması, CHP tabanında şu soruyu doğurdu: “Biz iktidarı değiştirmek için mi mücadele ediyoruz, yoksa iktidarın olağanlaşmasına mı yardım ediyoruz?”

Normalleşme Yanılgısı: Halkın Değişim Talebinin Üstünü Örtmek

Normalleşme siyaseti, teoride demokratik nezaket gibi sunuldu. Fakat pratikte Erdoğan’ın ihtiyacı olan siyasal oksijeni sağladı. Çünkü otoriter iktidarlar yalnız baskıyla ayakta kalmaz; muhalefeti kendi meşruiyet sahasına çekerek de ayakta kalır.

CHP’nin görevi Erdoğan’la nezaket fotoğrafı vermek değil, halkın değişim iradesini örgütlemekti. CHP’nin görevi, iktidarın kurduğu oyunda saygın rakip gibi görünmek değil, oyunun kendisini değiştirmekti.

Özgür Özel burada ilk büyük liderlik sınavını kaybetti. Çünkü liderlik, yalnızca konuşmak değil; doğru anda doğru mesafeyi koyabilmektir. Liderlik, yalnızca temas kurmak değil; temasın siyasal sonucunu hesaplayabilmektir. Liderlik, iktidarın nezaket tuzağına düşmeden halkın öfkesini, umudunu ve değişim arzusunu örgütleyebilmektir.

Arka Kapı Diplomasisi Neden Başarısız Oldu?

Özgür Özel’in AK Parti ile yürüttüğü arka kapı diplomasisi, üç nedenle başarısız oldu.

Birincisi, güç dengesi yanlış okundu. CHP sandıkta güçlenmişti ama devlet aygıtı, yargı, güvenlik bürokrasisi, medya düzeni ve ekonomik baskı mekanizmaları hala iktidarın kontrolündeydi. Böyle bir denklemde kapalı kapılar ardında yürütülen temas, ancak toplumsal baskı ve açık siyasal kararlılıkla desteklenirse sonuç üretir.

İkincisi, hedef belirsizdi. CHP ne istedi? Belediyelere operasyonların durmasını mı? Yargı baskısının sona ermesini mi? Seçim güvenliğini mi? Ekonomik kriz konusunda ortak bir müzakere zemini mi? Bunlar halka açık, ölçülebilir ve denetlenebilir başlıklar haline getirilmedi.

Üçüncüsü, diplomasi sonuç üretmedi. Tersine, süreç belediyelere dönük baskılar, yargı hamleleri, kurultay davaları ve sonunda mutlak butlan kriziyle sonuçlandı. Yani CHP, iktidarla konuştu; ama iktidar CHP’yi kuşatmaktan vazgeçmedi.

Bu, diplomasinin değil, liderlik sezgisinin başarısızlığıdır.

Butlan Krizi: Hukuki Karardan Fazlası

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı, yalnızca hukuki bir karar değil, partinin siyasal varlığına yönelmiş büyük bir kırılmadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultayın kesin hükümsüzlüğüne, Özgür Özel ve mevcut parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ve kurultay öncesi parti organlarının karar kesinleşinceye kadar göreve dönmesine hükmetti. 

Karar metninde, kurultay delegelerinin iradesinin maddi menfaat, baskı ve çeşitli vaatlerle sakatlandığı iddiaları tartışma konusu yapılmıştır. Bu iddiaların siyasal sonucu, hukuki sonucundan bile ağırdır. Çünkü butlan kararı, CHP’nin yalnız bugünkü yönetimini değil, kurultaydan bu yana alınan tüm kararların meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir. 

Butlanın üç temel sonucu vardır.

Birincisi, CHP’de çift meşruiyet krizi doğmuştur. Bir tarafta sandıkta ve kurultayda destek aldığını söyleyen Özgür Özel çizgisi, diğer tarafta mahkeme kararıyla göreve dönen eski yönetim vardır. Bu tablo, partiyi iktidara karşı mücadele eden bir özne olmaktan çıkarıp kendi varlığını savunmaya çalışan bir yapıya dönüştürür.

İkincisi, CHP’nin siyasal enerjisi iktidar mücadelesinden iç meşruiyet mücadelesine kaymıştır. Halk pazar fiyatını, emekli maaşını, işsizliği, adaletsizliği, güvenlik krizini konuşurken CHP, “genel başkan kimdir, kurultay geçerli midir, parti organları kimindir?” sorularına hapsolmuştur.

Üçüncüsü, Erdoğan’ın istediği stratejik sonuç doğmuştur: CHP kendi içine kapanmış, tabanı gerilmiş, kadroları ayrışmış, kamuoyu partinin iktidar programını değil iç krizini tartışmaya başlamıştır.

Özgür Özel Niçin Lider Olamadı?

Özgür Özel’in temel sorunu, genel başkan seçilmiş olması ama liderlik otoritesi kuramamış olmasıdır.

Genel başkanlık, tüzükle kazanılır. Liderlik ise krizle kazanılır.

Özel, kurultaydan sonra partiyi birleştirecek büyük siyasal hikayeyi kuramadı. Normalleşme dedi, sonra sert muhalefete döndü. Erdoğan’la görüştü, sonra rejimle mücadele söylemine sarıldı. Ekrem İmamoğlu’nu adaylık merkezine koydu, sonra parti örgütünü bu tercihin arkasında kurumsal olarak hizalayamadı. TBMM Grubu’nu, Parti Meclisi’ni, örgütleri ve belediye başkanlarını ortak karar mekanizmasına dönüştüremedi.

Sonuçta CHP’de liderlik merkezi oluşmadı; güç merkezleri oluştu.

İstanbul ayrı bir merkez gibi göründü. Ankara ayrı bir denge noktası haline geldi. Genel Merkez, kimi zaman hakem, kimi zaman taraf, kimi zaman da olayların gerisinde kalan bir yapı görüntüsü verdi. Bu yüzden Özgür Özel’in liderliği, partiyi yukarıdan birleştiren bir irade olmaktan çok, farklı güç odakları arasında denge arayan kırılgan bir yönetim biçimine dönüştü.

Özgür Özel Liderliğinin Psikolojisi

Burada yapılan psikolojik okuma, kişisel ya da klinik bir teşhis değildir.

İnsan davranışının merkezinde eksiklik duygusu, telafi çabası, üstünlük ya da başarı arayışı, yaşam tarzı ve toplumsal ilgi kavramları vardır. Sağlıklı gelişim, kişinin kendisini başkalarının üzerinde konumlandırmasıyla değil, topluluk yararına katkı üretmesiyle anlam kazanır. 

Bu çerçeveden bakıldığında Özgür Özel liderliğinde görülen temel sorun, siyasal telafi davranışının kurucu liderlik davranışına dönüşememesidir.

Özel, Kılıçdaroğlu sonrası dönemde “değişim” iddiasıyla geldi. Fakat bu değişim iddiası, derin bir kurumsal yeniden yapılanmaya, kadro yenilenmesine, ideolojik netleşmeye ve halk programına dönüşmedi. Bunun yerine, yüksek tempolu konuşmalar, sert çıkışlar, anlık tepkiler ve sembolik meydan okumalar öne çıktı.

Burada “eksiklik duygusunun üretken telafisi” değil, “sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı” baskın görünmektedir. Lider, kendi meşruiyetini her gün yeniden ispat etmeye çalışıyorsa, partinin tarihsel meşruiyetini taşıyamaz. Lider, iktidara karşı büyük bir yön duygusu kurmak yerine sürekli “ben buradayım, direniyorum, hedef benim” demek zorunda kalıyorsa, siyasal anlatı kişiselleşir.

Bu kişiselleşme, CHP gibi tarihsel partiler için ölümcül bir risktir.

Çünkü CHP’de liderin görevi kendisini büyütmek değil, partinin tarihsel omurgasını büyütmektir. Liderin görevi kendi cesaretini anlatmak değil, halkın cesaretini örgütlemektir. Liderin görevi kendi mağduriyetini merkeze almak değil, toplumun adalet arayışını siyasetin merkezine koymaktır.

 “Toplumsal ilgi” kavramı burada önemlidir. Sağlıklı liderlik, bireysel prestij arayışından toplumsal fayda arayışına geçebilen liderliktir. Özel liderliğinde ise parti, zaman zaman halkın gündeminden çok kendi liderlik krizinin gündemine sıkıştı. Bu nedenle CHP’nin toplumsal ilgisi zayıfladı; içe dönük gerilimleri arttı.

İmamoğlu, “Fiilî Eş Başkanlık Görüntüsü” ve “Silivri’ye Hapsedilen CHP” konusu öne çıktı.

Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreçleri, kuşkusuz demokrasi ve hukuk mücadelesinin parçasıdır. CHP’nin İmamoğlu’na sahip çıkması doğrudur. Ancak sorun, CHP’nin bütün stratejisinin İmamoğlu’nun adaylığı ve yargı süreçleri etrafında daralmasıdır.

Özgür Özel, mutlak butlan kararı sonrası yaptığı açıklamalarda adaylarının Ekrem İmamoğlu olduğunu vurguladı.   Bu tavır, tabana kararlılık mesajı verebilir. Fakat aynı zamanda şu sorunu da büyütür: CHP’nin kurumsal aklı mı aday belirlemektedir, yoksa adaylık üzerinden parti mi yeniden şekillenmektedir?

Burada “fiilî eş başkanlık” görüntüsü doğmuştur. Genel Başkan Özgür Özel’dir; fakat siyasal enerjinin merkezi Ekrem İmamoğlu’dur. Genel Merkez kurumsal karar merkezi gibi görünür; ama adaylık ve gelecek tasavvuru İstanbul merkezli bir siyasal eksene bağlanır. Bu durum, hem Özel’in otoritesini zayıflatmış hem de CHP’yi çok merkezli bir güç mücadelesine sürüklemiştir.

Silivri ise burada yalnız bir mekan değil, siyasal metafordur. CHP, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal sorunlarını konuşmak yerine mahkeme, dava, tutuklama, savunma ve adaylık gerilimleri etrafında dönen bir gündeme hapsolmuştur. Oysa CHP’nin görevi yalnız kendi kadrolarını savunmak değil; emekliyi, işçiyi, esnafı, genci, kadını, çiftçiyi, öğrenciyi ve adalet arayan milyonları temsil etmektir.

CHP, Silivri’yi anlatırken Türkiye’yi unutamaz.

“Ayrı Parti Tartışması: Tedbir mi, Teslimiyet Algısı mı?” olarak okundu.

Mutlak butlan kararından sonra Özgür Özel’in “yedekte bir parti olduğu doğru” yönündeki açıklaması, ayrı parti tartışmalarını daha da büyüttü. Özel, bu hazırlığın CHP’den ayrılmak veya yeni bir parti kurmak için değil; olası kapatma davası, seçimlere sokulmama ya da milletvekili listesi verememe ihtimaline karşı tedbir amacı taşıdığını söyledi. 

Bu açıklama hukuken bir B planı olarak savunulabilir. Otoriter baskı altında siyasal partilerin seçim güvenliği için teknik tedbirler düşünmesi anlaşılabilir. Fakat siyasette yalnız niyet değil, algı da sonuç üretir.

CHP tabanı açısından “yedek parti” fikri, iki yönlü tehlike taşır.

Birincisi, CHP’nin tarihsel kimliğinin devredilebilir olduğu duygusunu yaratır. Oysa CHP herhangi bir tabela değildir. CHP’nin adı, amblemi, tarihi, kurucu hafızası ve toplumsal karşılığı vardır. Bu miras, bir gecede başka bir yapıya taşınamaz.

İkincisi, iktidarın istediği bölünme görüntüsünü besler. Erdoğan açısından en elverişli tablo, CHP’nin bir bölümünün mahkeme kararıyla eski yönetime, bir bölümünün Özel’e, bir bölümünün İmamoğlu hattına, bir bölümünün de yeni parti ihtimaline bakmasıdır. Böyle bir dağılma, iktidarın seçim stratejisinin tam merkezindedir.

Bu yüzden yedek parti, ancak en son ve zorunlu seçim güvenliği tedbiri olarak düşünülmelidir. Siyasetin merkezine konulduğu anda, CHP’nin teslim alınamadığı değil, bölünmeye hazır olduğu görüntüsü oluşur.

Özel, “Neden CHP ile Kavga Eder Duruma Düştü?” diye sorarsak yanıtı şöyledir:

Özgür Özel’in bugün CHP ile kavga eder duruma düşmesinin nedeni, yalnız mahkeme kararı değildir. Mahkeme kararı, zaten birikmiş olan liderlik, meşruiyet ve strateji krizini görünür hale getirmiştir.

Özel, CHP’nin kurumsal aklını yeterince işletmediği için kriz anında partinin tamamını arkasında blok olarak toplayamadı. TBMM Grubu’nun, Parti Meclisi’nin, örgütlerin ve eski-yeni kadroların ortak iradesini baştan kurumsallaştıramadı. Bu nedenle butlan kararı geldiğinde mesele yalnız “iktidar CHP’ye saldırıyor” meselesi olmaktan çıktı; “CHP’nin içinde kim meşru?” tartışmasına dönüştü.

Liderlik eksikliği tam da budur.

Güçlü lider, kriz gelmeden önce partiyi krizlere karşı bağışık hale getirir. Zayıf lider, kriz geldikten sonra sadakat arar. Güçlü lider, karar süreçlerini ortaklaştırır. Zayıf lider, kararları dar çevrede alır ve sonra partiye kabul ettirmeye çalışır. Güçlü lider, rakibin hamlesini bozar. Zayıf lider, rakibin hamlesine tepki üretmekle yetinir.

Özel’in bugün CHP ile kavga eder görünmesinin nedeni, CHP’nin tarihsel gövdesiyle kendi liderlik hattını tam olarak bütünleştirememiş olmasıdır.

Çember Neden Yarılamadı?

Özgür Özel’in karşısında üç çember vardı.

Birinci çember, Erdoğan’ın siyasal çemberiydi. Normalleşme görüntüsüyle CHP’yi sistem içine çekmek, muhalefetin sertliğini azaltmak ve iktidarın meşruiyet krizini hafifletmek istiyordu.

İkinci çember, yargı çemberiydi. Belediyeler, kurultay, adaylık, parti yönetimi ve İmamoğlu üzerinden CHP savunma pozisyonuna itildi.

Üçüncü çember, parti içi güç çemberiydi. İstanbul-Ankara gerilimi, eski-yeni yönetim ayrışması, adaylık tartışmaları ve örgütlerin dışlanmışlık hissi, Özel’in hareket alanını daralttı.

Özel bu çemberleri yaramadı. Çünkü çemberi yaracak temel güç halktı; ama CHP halkın gündemini sürekli ve kararlı biçimde siyasetin merkezine koyamadı. Ekonomi, adalet, güvenlik, eğitim, yoksulluk ve genç işsizliği başlıklarında büyük bir halk programı örgütlenemedi.

Çember, arka kapı diplomasisiyle değil; halkla, örgütle, Meclis’le, meydanla ve programla yarılırdı.

Çıkış Yolu: CHP’yi Tabeladan Değil, Halktan Savunmaktır.

Bugün yapılması gereken, CHP’yi yalnız hukuki savunma refleksiyle korumak değildir. CHP’yi halkın umudu haline getirerek korumaktır.

Bunun için beş adım zorunludur.

Birincisi, normalleşme politikasının yanlışlığı açıkça kabul edilmeli ve bu çizginin terk edildiği tabana samimi bir dille anlatılmalıdır.

İkincisi, ayrı parti tartışması ana strateji olmaktan çıkarılmalıdır. Böyle bir hazırlık varsa bile bunun yalnız olağanüstü ve zorunlu bir seçim güvenliği tedbiri olduğu vurgulanmalı; CHP’nin tarihsel kimliğinden vazgeçilmeyeceği net biçimde söylenmelidir.

Üçüncüsü, TBMM Grubu, Parti Meclisi, örgütler ve belediye başkanları ortak karar mekanizmasına dönüştürülmelidir. Dar kadro siyaseti bitirilmelidir.

Dördüncüsü, cumhurbaşkanı adaylığı tartışması kontrollü biçimde geri plana alınmalı; halkın gündemi öne çıkarılmalıdır. Adaylık, partinin bütün enerjisini yutan bir iç mücadele başlığı olmaktan çıkarılmalıdır.

Beşincisi, CHP derhal iki büyük program açıklamalıdır: Adalet Programı ve Ekonomi Programı. Adalet Programı; yargı bağımsızlığı, tutuklu yargılama, ifade özgürlüğü, seçim güvenliği ve anayasal düzen başlıklarını içermelidir. Ekonomi Programı ise emekli, işçi, çiftçi, esnaf, genç, kadın ve dar gelirli yurttaşı merkeze almalıdır.

Sonuç: Özel İçin Son Liderlik Eşiği

Özgür Özel için mesele artık yalnız genel başkanlığı koruma meselesi değildir. Mesele, lider olup olamamaktır.

Özel’in önündeki sınav, kendini kanıtlama ihtiyacından toplumsal liderlik olgunluğuna geçip geçemeyeceğidir. Kendi mağduriyetini anlatan liderlikten, halkın mağduriyetini örgütleyen liderliğe geçip geçemeyeceğidir. Kendi çevresini koruyan liderlikten, partinin tarihsel gövdesini ayağa kaldıran liderliğe geçip geçemeyeceğidir.

CHP’nin ihtiyacı, sürekli konuşan bir genel başkan değil; yön tayin eden bir liderdir.

CHP’nin ihtiyacı, arka kapı diplomasisi değil; açık, cesur ve halkçı bir mücadele hattıdır.

CHP’nin ihtiyacı, yedek parti arayışı değil; ana gövdesini, tarihini ve halkla bağını yeniden güçlendirmektir.

Çünkü CHP bölünürse yalnız bir parti zayıflamaz; Türkiye’de demokratik değişim umudu da ağır yara alır.

Bugün yapılması gereken, CHP’yi Silivri’ye, butlan kararına, adaylık kavgasına, normalleşme yanılgısına ve ayrı parti tartışmasına hapsetmek değil; CHP’yi yeniden halkın gerçek gündemine, demokrasi mücadelesine ve iktidar yürüyüşüne taşımaktır.

Özgür Özel’in önündeki son soru budur:

Kendi liderliğini mi savunacak, yoksa CHP’nin tarihsel misyonunu mu ayağa kaldıracak?

Tarih, bu sorunun cevabını bekliyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız