En Büyük Tehlike İçeriden Dağılmak
Sol hareketlerin acı tecrübesini hepimiz biliriz. 20. Yüzyılda devrimci sol, kendi içinde bölündükçe iktidara yaklaşmak yerine ondan uzaklaştı. Bir zamanlar sokaklarda dalga dalga yükselen ortak ses, “doğru yol benimkisi” kavgaları içinde giderek zayıfladı, sonunda bir fısıltıya dönüştü. Oysa solun birleştiği dönemler, sistemin en çok tedirgin olduğu zamanlardı. Bugün benzer bir tablo, ne yazık ki Kürt siyaseti için de geçerli.
Kürtlerin kendi içinde bölünmesi, bir halkın kendine vurabileceği en ağır darbelerden biridir. Çünkü parçalanan her irade, eninde sonunda karşısındaki yapıyı güçlendirir. Bugün ortaya çıkan manzara ise bu açıdan hiç de iç açıcı değil.
Bu durumun daha derin bir boyutu da var. Kürt siyasetindeki bu dağınıklığın temelinde, bana göre, Abdullah Öcalan’ın yeterince doğru anlaşılmaması yatıyor. Öcalan’ın ortaya koyduğu perspektif yalnızca bir siyasi program değil; aynı zamanda birleştirici bir çerçeve. Ancak bugün, kendini öne çıkarmak isteyen bazı çevreler bu düşünceyi bir duruş olarak değil, adeta bir vitrin olarak kullanıyor. Fikri gerçekten içselleştirenlerden çok, onu kendi dar hesaplarına uyarlayanların öne çıktığı bir tablo oluşuyor.
Sonuçta ortaya parçalı bir anlayış çıkıyor. Demokratik ulus, özyönetim, kadın özgürlüğü ve ekolojik bilinç gibi temel başlıklar bir bütün olarak ele alınmak yerine, parça parça yorumlanıyor. Kimi yalnızca silahlı mücadeleyi merkeze alıyor, kimi sadece siyasi müzakereyi, kimi ise dar bir ulusçuluğa sıkışıyor. Oysa bu yaklaşım, bütünlüklü bir düşüncenin parçalanmasından başka bir şey değil.
Bu nedenle yaşananlar sadece bir görüş ayrılığı değil; aynı zamanda ortak bir yönün kaybedilmesi anlamına geliyor. Fikir farklılıkları elbette olacaktır. Ancak bu farklılıklar kopuşun değil, diyaloğun zemini olduğunda anlam kazanır. Bugün ise her ayrışmanın yeni bir mesafe yarattığı bir dağılma süreci yaşanıyor.
Bu bölünmenin en somut sonucu ise temsil krizidir. Ortak bir zeminde buluşamayan bir siyaset, müzakere gücünü de kaybeder. İster Türkiye’de ister uluslararası alanda olsun, karşısındaki muhatap parçalı bir yapı gördüğünde bunun zayıf bir pozisyon olduğunu bilir. Güçlü bir söz söyleyebilmenin en temel şartı olan “ortak ses”, her geçen gün daha da silikleşiyor.
Geleceğe dönük riskler ise daha da ciddi. Parçalı yapı yalnızca siyaseti değil, toplumun kendi içindeki dayanışmayı da zedeler. Aynı mahallede, aynı sorunları yaşayan insanların farklı siyasi aidiyetler üzerinden karşı karşıya gelmesi, en çok halka zarar verir. Bu süreçte kaybolan ise birlikte mücadele etme iradesidir.
Unutulmamalı ki bölünmüş yapılar her zaman dış müdahalelere daha açık hâle gelir. Ortadoğu’nun yakın tarihinde bunun sayısız örneği var. Bugün Kürt siyasetindeki her çatlak, yalnızca iç dinamiklerle sınırlı kalmaz; dış aktörlerin de işine yarayan bir zemin oluşturur. Bu da yıllar içinde biriken siyasal ve toplumsal kazanımların zayıflamasına neden olur.
Peki yurtseverlik nedir? Sadece dışarıdaki tehditlere karşı birleşmek mi? Asıl mesele, kendi içindeki farklılıkları yok edici değil, birleştirici bir güce dönüştürebilmektir. Bunun yolu da ortada aslında: ortaya konulan düşünceleri bir slogan olarak tekrar etmek değil, bir yol haritası olarak benimsemek.
Çünkü mesele sadece ne söylediğimiz değil, onu nasıl ve ne kadar birlikte savunabildiğimizdir.
Bölünmüş bir iradenin ne tarihi yazılır ne de geleceği kurulur.
Ve unutulmamalı; parçalanan sadece söz değil, bir halkın yarına dair umududur.
Gülcan Pandora