weather
25°

"LÜTFEN!"

YAYINLAMA:

Bugün size bir gözlem ve bu gözleme istinaden bazı sorularla geldim. Bahsedeceğim şey aslında, hayatın içinde çok sık yaşadığımız, karşılaştığımız, sıradan bir durum sayılabilir. Bununla birlikte bunun tek bir cevabı olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden gözlemimi size anltarak soruları size yöneltmek istedim.

Olay bir kitapçıda geçiyor. Biri kız biri erkek olmak üzere iki küçük çocuk var. Birbirlerinden görece uzaklar. Erkek çocuk ilgisini çeken bir şey gördü ve kız çocuğunu yanına çağırdı. Kız çocuk gitmek istemediğini söyledi ve gitmedi.  Erkek çocuk, kız çocuğunu güzel bir ses tonuyla, sevecen bir biçimde tekrar çağırdı ve "lütfen" diye de ekledi. Kız çocuğu yine gelmek istemediğini söyledi ve biraz söylendi. Burada olaya üçüncü bir kişi, bir yetişkin müdahil oldu ve kız çocuğuna gülümseyerek "Gidip bir baksana, seni ne kadar güzel çağırıyor. 'Lütfen' bile dedi" dedi. Bu sözün üzerine kız çocuk, erkek çocuğun yanına gitti. 

İlk sorum şu: "Bu olayda yetişkinin bakış açısı mıydı doğru olan yoksa kız çocuğunun eylemi mi?"

Yetişkin birey, kendisine "lütfen" denildiği için kız çocuğunun buna olumlu karşılık vermesi gerektiğini düşünmüş ve onu bu şekilde yönlendirmiş oldu. Kız çocuk ise kendisine nezaketle yaklaşılmasına rağmen kendi duygusunun arkasında durup yine de gitmemeyi tercih edecekti. Yetişkin şöyle düşünmüş olabilir: "İyiliğe iyilikle karşılık vermezsek iyilik nasıl karşılık bulur?" Sonuçta kötülüğe iyilikle karşılık vermek çok daha zor. " Veya daha basit bir şekilde  şöyle de düşünmüş olabilir:"Bu kadar nazik bir çocuğun kalbi kırılmasın, ilgisini çeken şeyi göstermek konusunda hissettiği heyecan içinde sönmesin. Yanına gitmek kız çocuğunun gücünü aşan bir şey, rahatlıkla gidebilir. Gidiversin, ne olacak ki..."  Bunlar benim varsaydığım bakış açıları, belki de o söylerken başka bir şey düşündü. Basitçe, "Gidiver işte..."gibi... 

Kız çocuğu kendi duygusundan hareket ederken, yetişkin kişinin bakış açısı erkek çocuğunun duygusu üzerinden şekillendi. Yani aslında kız çocuğunu, kendi duygusundan hareketle değil, karşısındaki kişinin potansiyel olarak hissedebileceği duygular üzerinden davranması şeklinde yönlendirmiş oldu.

Peki bu olayla ilgili sizin düşünceniz ne olurdu?  Sadece kendi duygumuzdan hareketle karar vermek her koşulda doğru olan mıdır? Ötekinin duygusunu önemsemeli miyiz önemsememeli miyiz? Önemsemeliysek bunun sınırı nedir? Bu sınır nerde başlar ve nerde biter? "Gücümüzü aşmaması ve yapabilir durumda olmamız" bir kriter olabilir mi mesela? Gücümüzü aşmıyorsa, yine de yapmak istemiyor ve yapmıyorsak, ötekinin duygusunu göz ardı edebilir miyiz, etmeli miyiz? Hiç önemsemeyeceğimizi varsaydığımız durumda, "empati" duygusunu nereye koyalım? Öteki hakkında, empati kurmadığımız zaman ki duygu ve düşüncelerimiz ile empati kurarak yaklaştığımız zaman ki duygu ve düşüncelerimiz aynı olmayacaktır... Önemsediğimiz durumda kendi duygu ve isteklerimizi nereye koyalım? 

Siz ne dersiniz?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız