DAĞLARIN VE DENİZLERİN ÇOCUKLARI
Kazım Koyuncu’yu anlatmak kolay değildir; çünkü o sadece bir sanatçı değil, bir duruşun ve vicdanın da adıdır.
Değerli dostum Cuma Erdoğan’ın kaleme aldığı bu güzel yazıyı, kendisinin bilgisi ve izniyle sizlerle paylaşıyorum.
Kalemine sağlık dostum.
Yazı sizlerle...
DAĞLARIN VE DENİZLERİN ÇOCUKLARI
Haziran ayı yine bildiğini yapmıştı. Güneş bir türlü ısıtmıyor, kızıllığını inatla saklıyor; gri ve puslu bir hava yeryüzüne hâkim oluyordu. Belli ki güneşe, güneşi zapt etmeye yeni yolcular gerekiyordu…
Kanser olduğunu duyduğumda, bu hastalığı yeneceğine inanmıştım. Bu yüzden onunla yapmayı düşündüğüm röportajı daha sağlıklı günlere ertelemiştim. Ama Kazım, tüm sevenleri ve dostları gibi beni de hayal kırıklığına uğratarak 25 Haziran (2005) günü toprağa düştü.
Son günlerinde katıldığı bir panelde şöyle diyordu:
“Duyarlı bir sanatçı olarak dertleri hissediyordum. Kanser de oldum artık… Kanserim ve korkmuyorum…”
Haklıydı. Çünkü gittiği yerde Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Ruhi Su ve niceleriyle birlikte güneşten yeryüzüne uzanan bir kurtuluş türküsü kuracaklardı. Belki de ona şöyle diyeceklerdi:
“Niye bu kadar acele ettin Kazım? Daha yapacağın çok şey vardı…”
Gerçekten de öyleydi.
1972 yılında Hopa’nın Pançol köyünde başlayan 33 yıllık yaşamı su gibi akıp gitmişti. İnsanlık, barış ve halkların kardeşliği adına söyleyecek daha çok sözü vardı. Ama kısa ömrüne büyük işler sığdırmayı başarmıştı.
1989 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanan Kazım Koyuncu, ailesinden gelen devrimci-sosyalist kimliğin etkisiyle mücadeleci çevrelerle kısa sürede buluştu. Sanki kısa yaşayacağını biliyormuş gibi, halkıyla sosyalizmi buluşturma arzusu içinde forumlarda, boykotlarda ve yürüyüşlerde yer aldı. Ardından operasyonlar, gözaltılar, ağır işkenceler ve altı aylık cezaevi süreci geldi.
Cezaevi süreci, onun mücadeleye nasıl katkı sunacağı konusunda belirleyici oldu. Kazım, devrimci sanatçı duruşu ve müziğin gücüyle barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine omuz vermeye karar verdi. 1991 yılında Zeytinburnu’da faaliyetini sürdüren Çağdaş Sanat Atölyesi’ne katıldı. Burada bir yandan Çağdaş Oyuncuların “Faşizmin Korku ve Sefaleti” oyununun müziklerini yaparken, diğer yandan Ali Elver ve Hayal Sarıpınar ile birlikte Grup Dinmeyen’i kurarak profesyonel müzik yaşamına adım attı. Grup, “Sisler Bulvarı” albümünü yayımladı.
Grubun dağılmasının ardından Kazım, doğduğu toprakların yok sayılan dilini ve kültürünü müzikle dünyaya duyurmak amacıyla Mehmedali Beşli ile birlikte belki de dünyanın ilk Laz rock grubu olan Zuğaşi Berepe’yi — yani “Denizin Çocukları”nı — kurdu. Grup, 1995 yılında “Va Mişkunan”, 1998’de ise “İgzas” albümlerini yayımladı ve Lazca şarkılarıyla büyük beğeni kazanarak geniş kitlelere ulaştı.
Zuğaşi Berepe’nin ardından solo çalışmalarına yönelen Kazım Koyuncu, 2001 yılında ilk solo albümü “Viya”yı çıkardı. Daha sonra “Gülbeyaz” ve “Sultan Makamı” dizilerinin müziklerini yaptı; “Gülbeyaz” dizisinde oyuncu olarak da yer aldı.
“Didou Nana”, “Hey Gidi Karadeniz”, “Hayde”, “Narino” ve “Uy Aha” gibi dillere pelesenk olan şarkılarıyla 2004 yılında yayımladığı “Hayde” adlı ikinci solo albümü, onun yalnızca Karadeniz’in değil, Anadolu’nun ve halkların ortak sesi hâline geldiğini gösteriyordu. Etnik motifleri çağdaş ezgilerle buluşturan Kazım; Diyarbakır’da, Adana’da, Trabzon’da binlerce insanı aynı türküde buluşturmayı başarıyordu.
Kimi insanlar kurşunlara siper olup, işkence tezgahlarından geçerek özgürlük mücadelesinin neferi olur; kimi de Kazım gibi şarkılarıyla halkların kardeşliğine omuz verir.
Yedi bin insanın gözyaşlarıyla sel olan Açıkhava Tiyatrosu’ndaki son yolculuğu öncesi Kazım için çok şey söylendi. Sunay Akın, “Doğum insanları eşitler, ölüm ise seçkin insanları ortaya çıkarır” diyordu. Yakın dostları ve sanatçı arkadaşları gözyaşları içinde onun türkülerini söylediler, sloganlar attılar:
“Kazımlar ölmez!”
Dağların çocuklarından, denizin çocuğuna selam ve sevgileri Mezopotamya Kültür Merkezi sanatçıları getirdi.
Türkiye’de yaşayan tüm halkların katılımıyla, henüz 33 yaşında olmasına rağmen ardında büyük izler bırakan Kazım Koyuncu’yu binler güneşe uğurladı.
“K’ayiguyiten Kazım…”
Cuma Erdoğan