Kürt olmak, sadece bir kimlik meselesi değildir!
Bugün yine operasyonlar konuşuluyor. Yine güvenlik deniyor, yine tehdit deniyor ve yine, yine aynı kelimeler...
Ve yıllardır şu soruyu sormaktan vazgeçemiyorum;
Kürt halkı ne zaman kendilerine dair bir cümle kursa, neden karşılığında hep şiddet geliyor?
Neden, Kürt olmak her daim mücadele vermek, direnmek ve öldürülmek demek?
Savaşmayı Kürtlerin seçmediğini biliyoruz... En azından ben bunun farkındayım. Aksine savaş, Kürtlere hiç sorulmadan dayatıldı.
Ve biliyoruz ki bu sistem, Kürtleri hiçbir zaman eşit ya da hak sahibi görmedi! Aksine;
Yok saydı, inkâr etti!
Ve Kürtlerin varlığını hep bir “sorun” olarak tanımladı.
Düşünsenize, anlamak çok da zor değil aslına bakarsanız ve romantize etmeden sunacağım birkaç örnekle biraz empati yapmanızı isteyeceğim sizden;
Bir halkın dilini yasaklarsan, yaşadığı coğrafyayı ona dar edersen, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, “Kürt diye bir halk yok, onlar dağ Türkleridir,” diyerek varlıklarını hiçe sayarsan, yıllardır OHAL adı altında bin bir baskı ile yönetmeye çalışırsan, halkı yerinden / yurdundan / köyünden edersen, sürekli operasyonlar ve baskınlar düzenlersen, siyaset yapmalarına izin vermez, kültürünü yok sayar ve engellemeye çalışırsan, (bakın, Koçgiri, Zîlan, Dersim, Roboskî, Maraş ve daha nice katliamlar varken ki bunlara değinmiyorum bile) yani özetle geçmişi ve gerçeği inkar edip sonra da dönüp Kürtlere “neden?” diye sorarsan, karşılığında ne olmasını bekliyorsunuz?
Gerçek olan bir şey var ki bu hususta bir güvenlik meselesi değil aksine bir inkâr politikası vardır ve bu ne kadar hazmedilebilir bir olgudur?
Kürt olmak, şunu erken öğrenmek zorunda kalmaktır:
Hakkın olanı istersen bölücüsün, ısrar edersen suçlusun, direnirsen vurulursun, sen bir tehditsin ve halkını savunmaya geçersen teröristsin vs vs vs... Düşünsenize bunlara maruz kaldığınızı.
Bugün hala Kürtlere yönelik operasyonlar kimliklerine yönelmiş saldırılardır. Dillerine, tarihlerine, var oluşlarına... Ve anlıyoruz ki sistemin derdi güvenlik değil. Üstelik hiçbir zaman da olmadı. Derdi, kontrol edemediği herkesle. Derdi, boyun eğmeyenle. Derdi, kendi hikâyesini yazmak isteyenlerle.
O yüzden Kürt olmak bu düzende hep fazla sayıldı.
Fazla ses,
Fazla dil,
Fazla inat…
Ve asıl mesele şudur ki, bu ülke ve bu sistem, asla Kürtlerin neden direndiğini anlamak istemedi. Çünkü anlarsa, yıllardır uyguladığı inkâr politikalarıyla ve katliamlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak.
Yazıma nasıl başladım, nasıl devam ettim, fazlası yok fakat yüzlerce eksiği var farkındayım ve nasıl bitirmem gerektiğini gerçekten bilmiyorum..
Ve fakat bildiğim bir şey var ki; Fazlasıyla bedel ödeyen Kürt halkı artık barış istiyor. Ama barış, susmak değildir, barış boyun eğmek değildir, barış dilinden ve kimliğinden vazgeçmek hiç değildir ve bu da artık anlaşılsın istiyor.
Çok şey varken söylemek istediğim yazık ki bana yine her zamanki gibi izinli kelimeler kullanarak içimi dökmek düştü. Dökmeye çalıştım içimi ve fakat benim içim yanıyor!
Yorumlar
Kalan Karakter: