Gazeteciler Ahmet Nesin ve Serdar Öztürk, gerçekleştirdikleri yayında Kılıçdaroğlu’nun bu kritik hamlesini ve dış politika vizyonunu mercek altına alırken, her iki ismin de analizlerini ve değerlendirmelerini doğrudan alıntılarla genişleterek tarihi bir belge niteliğinde haberleştirdik.
"Miting alanında 'Nato'suz Türkiye' dediğimiz için Turan Güneş bizi kovdu"
Yayının başında Sivas Madımak ve Başbağlar katliamlarının yıl dönümlerinin yakınlığına değinen Ahmet Nesin, konunun önemini "Bugün genelde ben her yıl Sivas Madımak'tan bahsederim ama Sivas Madımak anmasının yaşamını yitirmesi ile Başbağlar'ınki arasında 4 gün ara olduğu için, bu Pazar günü ayın 5'inde ikisinin ortası gibi kendimi ve sizi kandırarak anlatacağım. Çünkü bu konuyu Pazar gününe saklarsak heba olur diye düşündük" sözleriyle dile getirdi.
Gençlik yıllarındaki sürgünlerini ve eğitim hayatını anlatan Nesin, Türkiye’deki 12 Mart dönemine dair şu anıyı paylaştı:
"'Babası memleketin, oğlu da okulun içine ediyor' diyen bir öğretmenin üstüne yürüdüğüm için okuldan uzaklaştırılmadım ama Türkiye'de kesin okuyamayacağıma o dönemde babam tarafından karar verildi ve İngiltere'ye gittim."
İngiltere’de yaşadığı ırkçılıkla mücadelesini aktaran Nesin, "Orada başka bir şeyle karşı karşıya kaldım: 'Vog, vog...' Siyahiler için kullanılan en ağır küfürlerden bir tanesi. İlk önce idare ettim çünkü yeterli derecede İngilizce bilmiyordum ama bir yılın sonunda ciddi bir şekilde birkaç öğrenciyi ciddi bir şekilde dövdüm. Ama yani şöyle böyle değil, dövdüm" diyerek, ardından İsviçre ve İngiltere’deki dil okullarından da kovulup sınır dışı edildiğini belirtti. Türkiye’ye dönmesi durumundaki hukuki risklere de değinen Nesin, "Şu anda Türkiye'den kovuldum mu kovulmadım mı bilmiyorum; yani gidersem Türkiye'de özgür olmayacağım, içeride olacağım, bir dört duvar arasında olacağım" tespitinde bulundu.
1970'lerin başında Burhaniye Ören’deki Sunar Sitesi’nde CHP Gençlik Kolları ile yollarının nasıl kesiştiğini anlatan Nesin, eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in katılacağı bir mitingde yaşadıkları tarihi kırılmayı şu sözlerle aktardı:
" Bağımsız Türkiye, NATO'suz Türkiye yazıp 5 tane kendi sloganlarımızı yazıp... Miting başladı, miting alanına girdik. Biz hemen hepimiz bir araya geldik. O dönemin, 70'lerin en önemli sloganı: 'NATO'suz Türkiye, Bağımsız Türkiye!' Bunu üçüncüye daha söyledik ya da söylemedik, Turan Güneş 'Atın bunları!' dedi. Biz CHP Gençlik Kolları tarafından alandan atıldık."
Nesin, bu dışlanmanın ardından akşam saatlerinde yaşadıkları tezatlığı ise şu sözlerle eleştirdi: " En ağrıma giden, hepimizin en ağrına gitti giden akşam Turan Güneş babamlarla hepimizin babalarıyla İbrahim Soysal, Ruh Yusuf falan hepsi Abdullah Baştürk masasındaydı. Bizi de anne şirin çocuk diye seviyordu. Şimdi NATO'suz Türkiye'deki benim ilk yaşantım bu.”
Güncel siyasi gelişmelere geçen Nesin, medyanın Kılıçdaroğlu’nun tarihi çıkışına yönelik ambargosuna isyan etti:
"Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü konuşması çok önemli bir konuşmaydı bence. Bir gazeteci olarak söylüyorum, hiçbir kanalın anında vermemesi gazetecilik açısından yanlış bir şeydi."
Nesin, CHP içindeki asıl kavganın ideolojik olduğunu belirterek, "CHP içerisindeki tartışmanın emekli maaşları veya 'biz geldiğimizde liberal ekonomi yok, işçi sınıfı ekonomisi var' tartışması değil, doğrudan bir NATO-Avrasya tartışması olduğunu uzun zamandır söylüyorum" dedi.
CHP'nin görevden alınan Genel Başkanı Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun bu derinlikte bir siyasi vizyonu olmadığını savunan Nesin, "Özgür Özel'in Kılıçdaroğlu'nun söylediklerine siyasi olarak çok cevap verebileceğini zannetmiyorum. 'Hayır öyle değildir de siyaseten biz böyle bakıyoruz' diyebilecek bir dünya görüşü var mı yok mu bilemiyorum. Ekrem İmamoğlu'nun da olduğunu zannetmiyorum" dedi.
Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutarsızlıklarını ve bugün geldiği kurucu çizgiyi de net bir dille ortaya koyan Nesin, şu tespiti yaptı:
"Cumhuriyet Halk Partisi'ni Deniz Baykal'ın peşinden gidip sağa yatırmaya, Altılı Masa'yı kurup merkez sağda bir ittifak arayışına giren, hemen ikinci tur için işte Zafer Partisi gibi partiyle hiç olmadık, kimsenin de çok kabul etmediği bir anlaşma imzalayan Kemal Kılıçdaroğlu da bugün geldiği noktada 1923'ün CHP'si noktasıdır."
Nesin, Türk solunun tarihsel olarak içine düştüğü pragmatizmi Bülent Ecevit örneğiyle sorguladı:
"Bülent Ecevit... Sadece siyaset bilimi değil, psikoloji üzerine doktora tezi yazılacak bir insan düşünebiliyor musun? 'Toprak işleyenin, su kullananın' gibi sol bir sloganla ortaya çıkıp, 'Karaoğlan' diye Necmettin Erbakan gibi Türkiye'nin en dindarıyla koalisyon kuruyorsun. Sonra o sloganı bakıyorsun ki... Gülen ekibiyle biraz daha yakınlaştığın dönemde de MHP ile koalisyon kuruyorsun. Türkiye'nin sosyalist partileri dışında sol diye adlandırdıkları bir parti iki kere iktidara geliyor ya da bir kişi; birinde dincilerle, birinde ırkçılarla koalisyon kuruyor. Sosyolojide, psikolojide, siyaset biliminde nasıl açıklanır?"
"Kılıçdaroğlu CHP’nin Tony Blair'i olmak isteyenlere kapıyı kapattı"
Analist Serdar Öztürk ise CHP’deki ayrışmanın temelinde partinin kurucu ilkelerini tasfiye etme çabası olduğunu belirterek söze başladı:
"Cumhuriyet Halk Partisi'nin içindeki tartışmanın aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin Altı Ok'u, yani o tırnak içindeki cumhuriyetin kurucu söylemleri üzerine yürüdüğünü, bu ayrışmanın temelinde bunun yattığını, bir ideolojik ayrışma olacağını söyledim. Hatta daha da ileri gidip asıl amacın Cumhuriyet Halk Partisi'ni ve de onun temsil ettiği o Altı Ok'u siyaset sahnesinden silmek olduğunu ısrarla söyledim."
Türkiye’deki siyaset tarzının sığlığına değinen Öztürk, "Türkiye'de artık siyaset taraftarlığa, futbol taraftarlığına dönmüş. İşte ya Ekremci olacaksınız, ya Kemalci olacaksınız, ya Özgürcü olacaksınız ya Butlancı olacaksınız. Herkes birbirine bir sürü söz söylüyor ki söylememesi gerekir" eleştirisinde bulundu.
Kılıçdaroğlu’nun NATO çıkışındaki stratejik vurguları analiz eden Öztürk, onun toptancı bir reddiyede bulunmadığını şu sözlerle açıkladı:
"Kılıçdaroğlu, 'Türkiye masadadır' dedi. Yani aslında o bildiğimiz NATO karşıtı toptancı bir söylemde bulunmadı. Türkiye'nin NATO üyesi olduğunu ve NATO üyesi olmasının avantaj olduğunu söyledi. 'Ama o masanın oyun kurucularından biri olmak zorundadır' dedi."
Öztürk, konuşmanın en hayati kısımlarının "Ortak akıl, ortak güvenlik ama stratejik bağımsızlık" ve "Biz NATO üyesiyiz ama hiç kimsenin de taşeronu değiliz" cümleleri olduğunu hatırlatarak, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışıyla ABD’nin İran ve Rusya odaklı çevreleme politikalarında Türkiye’nin piyon yapılmak istenmesine karşı çıktığını belirtti.
NATO’nun tarihsel dönüşümünü ve Trump’ın bu süreçteki rolünü değerlendiren Öztürk, şu tespiti yaptı:
"Trump'ın ilk başkanlık döneminde NATO ile ilgili çok sert çıkışları oldu; 'Parasını biz ödüyoruz, Avrupa'nın güvenliğini biz sağlıyoruz ama bize katkıda bulunmuyorsunuz; eğer para vermiyorsanız biz de sizi korumuyoruz' gibi çok sert çıkışları vardı. Aslında bunun temelinde Trump'ın parayla ilgili söylemi değil, politik duruşu vardı; yani 'NATO'da ben çok para veriyorsam benim de lafım geçer' demekti."
Trump’ın ikinci döneminde Türkiye’ye yönelik övgülerinin arkasında yatan tehlikeyi deşifre eden Öztürk, Akrotiri askeri üssü üzerinden Doğu Akdeniz’deki gizli planları açıkladı:
"Güney Kıbrıs'ın güneyinde Akrotiri... Amerika Birleşik Devletleri artı İsrail'in İran'a yaptıkları son saldırılarda, son savaşta en çok sözü edilen, hatta İran tarafından ciddi bir biçimde füze atılan bir yer orada bir üs var; aslında orası İngiliz üssü... Orası şu anda NATO için çok önemli bir üs ama maalesef Güney Kıbrıs AB üyesi olmasına rağmen NATO üyesi olmadığı için oranın bir uluslararası NATO üssü olarak kabul görmesi mümkün değil, İngiliz üssü olarak devam ediyor."
Trump'ın Erdoğan’a yönelik övgülerinin ve sunacağı "hediye paketinin" arkasındaki tehlikeye karşı Öztürk şu uyarıyı yaptı:
"Trump yaklaşık 10 ya da 15 dakika bir Türk muhabirin sorusu üzerine Türkiye ve Erdoğan güzellemesi yaptı. Hatta 'Bir paketle gidiyorum, müjdeli bir paketle gidiyorum' dedi... F-35 projesi, KAAN uçağında kullanmak için uçak motorları, Halkbank soruşturmasının kapatılması... İşte diplomasi burada devreye giriyor; bir hediye paketiyle geliyorsunuz ama aslında o hediye paketinin en altında bir bomba var."
Sohbetin en can alıcı noktasında, CHP içindeki "değişimciler" olarak adlandırılan ekibin partiyi getirmek istediği çizgi ile Kılıçdaroğlu’nun koyduğu set arasındaki mücadeleye değinen Öztürk, "Tony Blair" benzetmesini doğrudan Kılıçdaroğlu üzerinden yanıtladı:
"Görünen o ki Kemal Kılıçdaroğlu, İngiltere'de İşçi Partisi'nin başına gelenin Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına gelmesini istemiyor. Ben o soruyu sormuştum; 'CHP'nin Tony Blair'ı Özgür Özel mi olacak, Kemal Kılıçdaroğlu mu olacak?' diye... Ben bugün Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı konuşmadan, direkt sanki bize söylenmiş gibi 'Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin Tony Blair'ı olmayacağım' dedi."
Öztürk, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışla yeni bir parti kurarak "21. Yüzyılın ANAP'ı" olmaya çalışan liberal kanada ve gitmek isteyen milletvekillerine aşılması imkansız ideolojik bir baraj çektiğini belirtti:
"Partide ayrılmak üzere oldukları söylenen Özgür Özel'e, Ekrem İmamoğlu'na ve onların çevresindekilere de yeni kuracakları ya da kendi oluşturacakları yeni siyasi partinin çizgisinin ne olacağına dair de çok ciddi bir zorlama var. 'Bu özellikler bizim' dedi. 'Şimdi siz söyleyin bakalım sizin özellikleriniz ne olacak?'. Çünkü 'Aynı özellikleri biz de savunuyoruz' derlerse o zaman 'Niye gidiyorsunuz?' sorusu gelecek."
Bu ideolojik hamlenin liberal değişimcileri taban nezdinde bitireceğini savunan Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:
"Kardeşim siz gidiyorsunuz da neyi savunuyorsunuz? Ya da bize yeni bir siyasi hareket öneriyorsunuz da bu siyasi hareket neleri savunuyor? Politikası, parti programı nasıl olacak, tüzüğü nasıl olacak? Şimdi bunları yavaş yavaş tartışmaya başlaması için aslında Kemal Kılıçdaroğlu ilk ateşi yaktı ya da bir el bombasını gitti oraya bıraktı."