Ülkemizde umutsuz olan bir gençlik var. Ülkede son yirmi yılda intihar vakaları iki kat artmış durumda. Nitelikli nüfusumuzun batı ülkelerine göç ettiğini de istatistiklerde ve çevremizde artarak devam ettiğini gözlemleyebiliyoruz. Her yıl %50 den fazla artarak göç devam etmekte. Sağlık sektöründe, bu göç apaçık ortada. Bir yandan da ülkemiz niteliksiz bir göç almada ise zirvede.
Ülkede nepotizm her alanda acımasızca hâkimiyet kurmakta. Diğer yandan da ehliyet ve liyakatten uzak bir kadrolaşma her alanda görülmekte. Kâğıt üzerinde her şey ayarlanmakta, uygulamada ise tamamen farklı davranılmakta. Eleştireni “vatan hainliği” ile yaftalayarak sindirmeye çalışan bir basın anlayışı her alanı zehirlemekte. Maalesef insanlarımızın vatan aidiyeti bu şekilde yok edilmekte.
Bu gün 30 Ağustos Zafer Bayramı olmasına rağmen eski coşku, eski farkındalık hissedilemiyor. Bu ülkemizin birlik ve beraberliği için büyük bir kayıp. Ülkemiz yirmi beş yıllık bir siyasi parti tahakkümü altında. Aslında bu kadar uzun süre bir iktidar ülkeyi planlı bir çalışma ile çok daha güçlü bir konuma getirebilirdi. Bu başarılamadı. Eğitim, sanat, ekonomi, teknoloji kısacası tüm alanlarda ehliyet ve liyakat sahipleri sindirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelde kazandığı mevzileri birer birer yok edilmekte. Değişim ve gençleşme adı altında parti yer yer kifayetsiz bir anlayışa terk edildi. Bu mevcut anlayış içerisinde yerel yönetimleri almanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceği ortada. CHP seçmeni ülkede eğitim oranı yüksek bir seçmen olsa da parti mekanizmalarında bu güç iyi değerlendirilmemekte. Nitelikli ve idealist insanlar bu ülke düzeninde yok edilmekte.
Ülkede iki boyutlu bir siyasetin kısırlığı, insanlarımızı umutsuzluğa ve mutsuzluğa mahkûm etmekte. Şubat 2025 itibarıyla Türkiye'de 167 siyasi parti etkin durumda bulunurken, Bu tarihte seçimlere katılabilme yeterliliği olan parti sayısı ise 38 olmuştur. Her kafası bozulan bir pati kuruyor ülkemizde. Adalet ve Kalkınma Partisinden ayrılan, Babacan ve Davutoğlu iki farklı parti ile seçmenin karşısına çıktı. Sonuç ortada. İyi Partiden ayrılan, Ağıralioğlu ve Özdağ da diğer örnekler. Onların durumu da ortada. Buna benzer siyasi yapımızda onlarca örnek bulunuyor. Artık kişilere bağlı siyasi yapılanmalardan uzak durmamız gerekmekte. İlkeler ve hedeflerin baskın olduğu yapılanmalara ihtiyacımız var. Kurtarıcı beklemeyi bırakıp, biz olmayı denemeliyiz.
Son yaşanan siyasi olaylar sonrası yerelde ve genelde halkımız acı çekmekte. Gerek içinden çıkması zor bu ekonomik ortam, gerekse de yerelde hizmet eksikliğinin verdiği fiziksel ortam insanların akıl sağlığını ciddi anlamda bozduğuna şahit oluyorum. Sokağa çıkıyorum, her yer kazılmış, hiçbir güvenlik önlemi yok, yerlere serilen ince kumu şehrin her yanında soluyoruz. Sokaklar ve parklar bakımsız. Yollarda araçlar gitmekte zorlanıyor. İzmir körfezi yeni balık ölümleri ile dayanılmaz bir şekilde kokmakta. Belediye başkanları ne zaman alınacağım korkusu ile sinmiş. Çözüm ve hizmet üretememekteler. Diğer yandan ise kifayetsizlikleri bu çözümsüzlüğü artırmakta.
Bu durumda irili ufaklı partilerin birleşmesi şart. En azından yerelde oy oranı düşük partilerin birleşmesi şart. Gelin İzmir de bu ateşi yakalım. Birleşelim! Her ilçe de nitelikli ve idealist o ilçenin Şehremini olmaya namzet insanlarını bulalım. Her mahallenin emin insanlarını da meclis üyesi olacak şekilde belirleyip. İttifaklar kurup, şehrin de emin insanını başa koyarak bu düzene başkaldıralım! Ahbap, çavuş ilişkileri ve siyasi hesaplar ile belirlenen adayları değil halkın belirlediği insanları seçerek bu değişim ateşini yakalım. Bu umutsuzluğa mahkûm olarak çocuklarımı büyütmek istemiyorum! Yerelde bunu yaparsak genelde de bu değişim ateşini yakabiliriz!
Yorumlar
Kalan Karakter: