Umut bitmeyen bir enerjidir. Umut bittiğinde yaşam da biter. Ülkede ve dünyada yaşanan tarifi imkânsız hallerin mantık çerçevesinde açıklamasını yapmak bir hayli zor. Hiçbir şey yapmadan beklemekte olmuyor. Bu düşüncelerle yoğun dört kişi olarak vira bismillah diyerek başladık.
Toplumun her kesiminde ve hayatımızın her kesitinde; birçok haksızlık ve olumsuzluk hayatımızı çekilmez bir hale getirmekte. İlgi duyduğumuz spor müsabakalarında hep bir hak arayışı var ve bu saha mücadelesinin de önünde. Tutukluluk süreleri neredeyse hükümlülük sürelerinden fazla. Eğitimde sorunlar bitmiyor. Ehliyet, liyakat unutulmuş ve nepotizm hüküm sürmekte. Yerelde ve genelde seçilenler, vatandaşın içinden ve onların tercih ettiği kişiler yerine; siyasette hâkim gücün iradesi ile belirlenen kişiler. Hal böyle olunca sorunlar içinden çıkılmaz dertlere dönüşmekte.
Öncelikle yaşadığımız şehrin sorunları ve dertleri ile ilgilenerek başlayalım dedik. Şehrimizin en büyük sorunu su sorunu olmaya başladı. Bu konuda neler yapabiliriz? Sorusuna cevap aradık. Toplumun unuttuğu ve çok zorda kalmadığında başvurmadığı mercii olan bilim ve bilim adamları ile görüşerek başladık. Uzman ve ehil insanlara dokundukça sorunun ne kadar büyük olduğunu daha net anlamaya başladık. Cahil bir anlayışa nasıl evirildik? Bu durum sosyolojik olarak incelenmeli…
Biz su sorununa el attık, su sorunu birden yerini yağmur ve sel sorununa bıraktı. Bu aslında güzel bir tevafuk (ilahi bir tesadüf) oldu. Yerel idareciler, kuraklıkta planladığı projelerden vaz geçtiler. Kuraklık ve yağış dönemsel olarak tekrarlanır. Bu kutsal kitaplarda da anlatılır. Örneğin Kuran-ı Kerim Yusuf suresin de Hz. Yusuf kısasında bu anlatılmakta. 2026 yılında kar ve yağmur yağışları artacak. Bu şu sıralarda gözlemlenmekte. Doğa dengesi açısından bu durum binlerce yıldır bu şekilde devam etmektedir. Bilim ve bilim adamlarını dinlediğimizde ve onlara göre stratejilerimizi belirlediğimizde birçok sorun başlamadan ortadan kaldırılabilir.
Şimdiye kadar yapmış olduğumuz görüşmelerden en büyük izlenimim, şehrimizde bilim ve bilim adamlarının dikkate alınmadığı oldu. Bunun yanında tecrübe ve bilginin yandaşlık bakış açısıyla değerlendirildiği de ayrı bir izlenim olarak değerlendirebiliriz. Eski İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Sn. Dr. Burhan Özfatura’nın şu sözü de kulağıma küpe oldu “ İşi bilmem, işi bileni bilirim.” Önceki yazılarımda da belirttiğim devlet tecrübesi bu dönemde hiç sayılmakta. Sn. Özfatura da DPT’den (Devlet Planlama Teşkilatı) yetişme. Yaşadığı ve anlattığı tecrübeler gerçekten çok önemli. Aynı ekolden devletin birçok kurumunda tanıdığı olunca insanın sorunları çözmekte o kadar kolay oluyor. Ama bürokratları yandaşlığa göre sıkça değiştirince hizmet üretmek te o kadar zor oluyor.
Geçenlerde bir ilçemizin bürokratı ile yemekte sohbet etme imkânı buldum. Orada da şunu gördüm, çalışan ve üreten bürokrat; devletin her kademesinden, hizmet getirmenin yolunu da tecrübe ve çevre ile çözebiliyor.
Temiz bir toplum olmadan temiz bir gelecekten bahsedemeyiz. Boş durup beklemektense Nemrut’un ateşine su taşıyan karınca misali, tarafımızı belli edelim dedik. Yarın çocuklarım “ Babam doğruluk ve erdem üzere yaşadı” diye arkamdan hayırla yâd etsin ve onlarda bu yolda mücadele versin en azından…
Yorumlar
Kalan Karakter: