Her yıl 24 Ocak’ta demokrasi şehidimiz Uğur Mumcu’yu anıyoruz.
33 yıl önce bugün suikaste uğrayan büyük Atatürkçüyü ve bağımsız Türkiye savaşçısını saygı ve minnetle anıyorum.
Fikirleri bizi aydınlatmaya devam ediyor.
İkinci “24 Ocak” ise, 1980’in 24 Ocak’ında, Dünya Bankası ve IMF’nin bize dayattığı“24 Ocak istikrar tedbirleri”.
Ağır devalüasyon ve kemer sıkma tedbirleri yani.
Bugünkü iktidarın kemer sıkması, alım gücümüzü açlık sınırının altına düşürmesi o günlere bile rahmet okutsa da, o zamanki de tam anlamıyla bir “kemer sıkma” idi, 50 yaş üstündeki hepimiz yaşadık bunu.
“Bu iktidarda da toplumumuzun yaşam normali bu iken 24 Ocak neyin anması denebilir tabii ki..
Türkiye’nin iktisat tarihini anlatan eserlerden öğrenebildiğim kadarıyla, 24 Ocak 1980’de entübe edilip 12 Eylül 1980 darbesiyle fişi çekilen Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planını anmaktan söz ediyorum.
Bence önemi ne?
* * *
Bizim iki planlı kalkınma dönemimiz oldu.
Birincisi Atatürk’ün planlı sanayileşme dönemi. Bağımsız Türkiye’yi yoktan var etme.
1946’dan sonra, ABD’ye yöneldik. ABD de, Thornburg raporları vd.. ile, “ağır sanayiler sizin neyinize, siz mahallenin manavı kasabı olun” mealinde raporlarla bize ayar verdi.
Ogün bugündür ekonomimizin burnu dış açıktan, yabancı krediye muhtaçlıktan çıkamadı.
Planlı kalkınma kavramını da 1960’lara kadar unuttuk.
* * *
1960’larda yeniden hatırlar gibi olduk. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) anayasal bir kurum olarak girdi devlet hayatımıza.
Bu dönemdeki İlk üç plan, “bize plan değil pilav lâzım” siyasetinin ağırlığı altında kaldı.
1978 Ocağında kurulan Bülent Ecevit hükümeti, ne zaman ki Prof. Dr. Bilsay Kuruç kaptanlığındaki DPT eliyle Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planını yaptı ve TBMM’de bunu onayladı, işte o zaman Dünya Bankası ve IMF öfkeyle parmak sallayacak kadar küstahlaştı
1979’da, Türkiye’de bulunan IMF heyeti başkanı, “Türkiye’nin 4. Beş Yıllık Kalkınma Planı ve 1979 yılı programında öngörülen politikalarla hiçbir yere varılamayacağını”-mafyavari bir “akıllı ol!” edasıyla- söyleyecek kadar kabalaşabilmişti. (21 Ocak 2015 günlü Milliyet’te Güngör Uras makalesi)
Çünkü, yanda kapağı görünen 4. Plan, Türkiye’nin ekonomide ulusal bağımsızlığını önceleyen bir kalkınma planı yapma ve yürütme niyet ve iradesinde idi.
Çünkü, “IV. Plan döneminde Türkiye, .. dış ekonomik ilişkilerinde .. dışa bağımlılığı azaltma yönünde bir tutum izlemek durumunda..” (Plan, s. 267) idi.
Çünkü, “Uluslararası ekonomik ilişkileri, Türk ekonomisinin bağımlılaşmasını önleyecek biçimde, çok unsurlu dengeye dayandırmayı” (Plan, s. 663) hedefliyordu.
Kapakta görüldüğü gibi, planın uygulanma dönemi 1979-1983 dönemi.
Sağda kapağı görünen DB raporunun tarihi ise Kasım
1978; 4. planın başlangıç tarihinin hemen öncesi!
4. Plana karşı, ona parmak sallayan ve onu ortadan kaldırmayı “başaran” 24 Ocak 1980 kararlarına temel teşkil eden bir ABD girişimi!
1949-50’lerde nasıl Thornburg raporlarıyla ayar verdiyse, bu defa da meşhur Kemal Derviş-Sherman Robinson raporuyla, Dördüncü Plan’a karşı savaş açtı.
200 sayfayı aşkın bu raporun özeti de mealen Thornburg raporunu andırır: Ey Türkiye, sanayi alanında yatırım malları ve ara malları ithalatınızı ikame etmeye dönük sanayileşme sizin için fazla iddialı bir hedef. Siz tüketim malları montaj sanayisiyle ve tarım ürünleriyle ihracatı arttırmaya bakın. Sanayinizin ihtiyaç duyduğu yatırım ve ara mallarını biz (Çin’in sanayi devi olarak sahneye henüz girmediği günlerin ABD-Batı Avrupası olarak biz) üretiyoruz zaten. Size kredi veririz, siz de bizden ithal edersiniz olur biter(!)
Ez cümle, Thornburg raporu gibi bu da; alemin manavı kasabı olmaya bakın, neyinize gerek ileri sanayileşme ile ithal ikamesi(!) Bunlar sizin için fazla iddialı hedefler.. diyor özetle.
4. Plan ne diyor: “Ulusal sanayiin ara malları ve yatırım malları üretme oranını yükseltmek ve dışa bağımlılığını azaltmak üzere, Kamu kesimi gerekli alanlarda öncelikle bu tür sanayilere yöneltilecektir. İç ve dış tasarrufların bu sanayilere yönelmesi özendirilecektir”! (Plan, s.663. Ben koyulaştırdım)
Kemal Derviş ve Sherman Robinson da, DB-IMF adına; sakın ola bunu yapmaya kalkışmayın diyordu bu raporlarında.
Nitekim ülke ve TBMM olarak buna kalkışamadık; Bülent Ecevit hükümetini ve o günün DPT’sini yalnız ve desteksiz bıraktık.
IV.BYKP ne diyorsa onun tersini yaparak, Derviş-Robinson raporu ne diyorsa onu yaparak geldik bugünün dış borçsuz çarkları döndüremeyen, dışa bağımlı bir iktisadi yapıya..
* * *
Yazımın başlığında andığım iki “24 Ocak”tan birisi büyük Atatürkçü ve bağımsızlık savunucusu Uğur Mumcu’nun katledildiği gündü. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
İkincisi de, Mumcu suikastından 13 yıl önceki “24 Ocak 1980 kararları”.
Ekonomik bağımsızlık hedeflerimizi, 4. Planı bitiren 24 Ocak kararlarının esasını işte bu Derviş-Robinson raporu oluşturdu. (Robinson solda, Derviş sağda)

24 Ocak 1980 kararlarının uygulanması için gerekli ve yeterli şartları da 12 Eylül 1980 darbesi sağladı.
Bundan sonra, ileri sanayileşme, ithal ikamesi, planlama gibi kavramları yine unuttuk.
* * *
“.. İthalata dayalı üretim yapısının yarattığı kırılganlıklar; planlı, sürdürülebilir ve milli üretimi esas alan bir sanayi politikası ..”!
Bu ifadeler CHP’nin son programından. O kavramları yeniden hatırlamaya başladığımızın işaretleri mi?
Bence öyle. Zamanla göreceğiz.
Dilerim Bülent Ecevit’in 4. Planı özellikle CHP’nin kurumsal hafızasında ve “planlama-sanayileşme” kavramları da en geniş ulusal hafızamızda tekrar yerini almaya başlamış olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: