TRAJİKOMİK BİR TEKRARIN ANATOMİSİ
Karl Marx, “Tarih aynı kişilikleri ve olayları iki kez sahneye çıkarır; ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olur.” der.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci kez sahneye çıkışı ise ne yazık ki trajikomik bir hâl aldı.
CHP’yi düşürdüğü “Tellioğulları-Seferoğulları” kavgasını rakipleri, çekirdek çitleyerek balkon sefası yapar gibi izledi. Peki bu tablo Kemal Kılıçdaroğlu’na ne kazandırdı?
Herkes biliyor ki son kaybedilen kurultay sonrasI Kemal Kılıçdaroğlu saygı görmek istiyordu. Toplum içindeki yetersizlik duygusuna karşı bir meşruiyet arayışı vardı. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasından bugüne uzanan kriz, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda derin bir psikolojik kırılmanın da sonucudur.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması; kazanamayan, zayıf lider ve “13 seçimi kaybetmiş kişi” etiketini yırtıp atmak içindi. Kazansaydı rüştünü ispat edecekti. “Yapabildim, liderim.” diyecekti.
Kemal Kılıçdaroğlu büyük bir görev adamı ya da yönetici lider değildi. O, esasen bir bürokrattı. Partinin iç yapısını yönetti ama asla gerçek anlamda lider olamadı. Güç, karizma ve tarihsel cesaret gerektiren anlarda, tarihin önüne çıkardığı fırsatların hakkını veremedi. Tam zamanında yapılması gereken hamleler hep eksik, hep hafif kaldı.
Etrafında oluşan bu büyük beklenti ve kendini ispat çabası sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nda manipülasyona açık ve kullanışlı olma zaafı oluştu. Bunun nedeni kafasının çok karışık olmasıydı. Yetersizlikleri onu aklının değil, duygularının adamı haline getirmişti. Kendisi her ne kadar “farketmediğini” Fetullahçıları o partiye getirdi, korudu, kolladı. Hatta Urla eski belediye başkanı gibileri mahkumiyet kararlarına, etrafındakilerin ve dostalarına karşın ısrarla korudu. Ama tanıyamadım özür diliyorum dedi. Ama genel merkez kulislerine göre halen onlarla beraber. Bu nedenle özürüne inanandırıcı mı? Tabi ki hayır. Unutulmaması gereken Kemal Kılıçdaroğlu bir bürokrat.
Altılı Masa’yı bir demokratik cephe olarak görüldü. AK Parti’yi yenmek için kurulmuş büyük bir siyasi harekât olarak bilindi ama değildi. Kılıçdaroğlu için bu yapı; kendisine güç devşirebileceği bir organizasyon olarak görüldü. Tarih ondan bir cephe kurmasını bekliyordu. Oysa masadaki liderler, bazı anketörler, meşhur 14. kat taki haklarında Fetö’cü iddiası bulunan danışmanları ve etrafındaki goygoycular, onun “tarihe geçecek kişi”, “kurtarıcı lider” olma arzusunu beslediler.
Kendisine durumun ağırlaştığını, sürecin kötüye gittiğini söyleyenler ise yanında kaybetti. Bunları çaktırmadan tasfiye etme isteğini de tam olarak yaşama geçiremedi. Bir çoğu zaten koptu. İşte bu arzu ve hırsından dolayı kör olacak kadar etrafını göremez hâle geldi. Ve maalesef kendisine dayatılanı kabul etti.
Kemal Kılıçdaroğlu, gücünü devredememe takıntısı nedeniyle hep trajik sonlar yaşadı. 2023 seçimlerinden sonra bu trajik son yeniden kapısını çaldı.
Kenara çekilip en iyinin kazanacağı, objektif ve sağlıklı bir CHP kurultayı düzenlemek yerine, masayı yumrukladığı bir video çekti. “Ben buradayım.” dedi. CHP Genel Başkanı’nın oturduğu masayı yumruklamayı tercih etti. O kadar göze hoş gelmeyen, rahatsız edici ve kaba bir görüntüydü ki hala aklımdan çıkaramıyorum.
Aslında o masaya vuruş bir isyanı ve şunu söylüyordu: “Bana saygı gösterin. Ben yetersiz değilim."
Kurultaya giderken bir kaç hamle yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı olarak Özgür Özel’i seçti. Kurultay Divan Başkanlığına Ekrem İmamoğlu’nu getirdi. Grup başkan vekilliklerine Burcu Köksal’ı, Ali Mahir Başarır’ı ve Gökhan Günaydın’ı kendisi taşıdı. Ancak aynı kurultayda Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in öncülük ettiği değişim hareketine, kendi yetiştirdiği genç kadrolara yenildi. Ve bu yenilgiyi biraz da etrafındakilerin bastırması ile asla hazmedemedi.
Kemal Kılıçdaroğlu kötü ve hain bir insan değildi. Şimdi her yaptığı hamleyle partililerinin gözünde öyle oluyor. Ancak onda çok sonradan açık biçimde görülen “yetersizlik” duygusu, geç kalmış bir “güç” ve “saygı” görme arzusu ile etrafındaki manipülatörlerin hırsı birleşince, hem kendisini hem de liderlik ettiği yapıyı trajik bir başarısızlığa sürükledi.
Siyaset, iyi niyetli ama gücü kaldıramayan figürlere karşı acımasızdır. Kendi yetiştirdiği gençler tarafından yenilgiye uğratılması, onu derinden sarstı. Bugün yaşadığımız sorunların temeli de buna dayanmaktadır.
“Mutlak butlan” tartışması, siyasi tarihimizin en trajik meşruiyet krizlerinden biridir. Kemal Kılıçdaroğlu, bu süreçte bir liderin kurucu unsurları olan karizma, otorite ve stratejik dehadan yoksun bir tavır sergiledi. Aslında liderlik iddiası da baştan itibaren kendisine ait değildi. Ona bu rolü CHP’nin eski Genel Sekreteri Önder Sav yükledi. Sav, Deniz Baykal sonrası onun lider olmasını istemişti. O ise hep ikinci olmayı tercih eden ve kendini lider yapan Sav’ı bürokratik bir hamle ile yendi.
Ancak birini “genel başkan” yapmak, onu lider yapmaya yetmiyor.
2023’teki liderlik atağından çok umutluydu. Ancak bu süreç Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş tarafından bu eylem sakatlandı. “Kazanamaz” algısı topluma yerleştirildi. Altılı Masa, Kemal Kılıçdaroğlu’na kaybettiği kurumsal desteği vermeye çalıştı ama toplumdaki sosyolojik imkansızlığı ortadan kaldıramadı. Adaylık ilanı, parti içi operasyonlar ve dış sabotajlar nedeniyle ölü doğdu.
Kemal Kılıçdaroğlu bütün bu tecrübeleri nedeniyle, butlan tartışmasının özünün hukuka ve siyasetin gerçekliğine aykırı olduğunu bal gibi biliyordu. Çünkü imkansız bir konuya dayanan sözleşme, ne kadar resmî görünürse görünsün geçersizdir. Butlan üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu’nun elde ettiği güç de gerçek değil, yalnızca bir illüzyondur.
Yıllarca siyasi rakibi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini bu güçle donatmasının nedeni, onun bu hırsı nedeniyle kullanışlı bir figüre dönüştürmüş olmasıdır. Bu, aslında “Siyasi düşmanının merhametine kalmak” Kemal Kılıçdaroğlu için en acı sondur.
2023’te oy oranları yüzde 1 bile olmayan partilere dağıttığı milletvekilleriyle iktidar hayali kurmuştu. Yaptığının meşru olmadığını söyleyen CHP yönetimine önce “Bir ya da iki milletvekili veririz.” diyerek zaman kazandı. Sonra “Altılı Masa’yı dağıtırsınız.” kozunu kullandı.
Şeklen kurduğu matematik formülü, ne yazık ki siyasetin maddi gerçekliği karşısında yıkıldı. Çünkü seçmen psikolojisi ve toplum sosyolojisi bu yapay matematiği reddetti. Kemal Kılıçdaroğlu, “Ben CHP Genel Başkanı’yım, Altılı Masa arkamda.” derken, aradığı meşruiyet sokakta çoktan yıkılmıştı. Tabanda oluşan mutlak hükümsüzlüğü göremedi. Mutlak butlan duvarına da yine güç arayışı nedeniyle gelip çarptı.
Oysa 2023’te seçmen, dişini sıkarak, sırf iktidar değişsin diye sandığa gitti ve oy verdi. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu, o oylara dahi sahip çıkamayacak bir siyasi çıplaklıkla damgalanmış genel başkan olarak kaldı.
Kemal Kılıçdaroğlu bu sürece; “CHP’ye sadık kaldım.”, “Linçe ve haksızlığa uğradım.”, “Sırtımdaki hançerlerle savaştım.”, “Gemiyi güvenli limana sağ salim götüreceğim.” diyerek içindeki kızgınlığa ahlaki ve siyasi bir zemin inşa etmeye çalıştı.
Ama artık Kemal Kılıçdaroğlu siyasi olarak yok hükmündeydi.
CHP ve delegeleri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderlik eksiğinin giderilemeyeceğini görerek değişim kararı aldı. Böylece 13 yıllık siyasi tarihi sona erdi. Ancak o, şahsına saygı duyulmasını ve tarihsel bir aktör olarak onaylanmayı arzuladığı için, siyasi karakter olarak gömüldüğü yerden çıkmak konusunda gözünü kararttı. Deyim yerindeyse “Şeytanla bir anlaşma yaptı.”
Bugün karşımızda, siyaseten kendi partisinde bitmiş ve partililerinin çok büyük çoğunluğunun “siyasi mevta” olarak gördüğü Kılıçdaroğlu, adeta bir zombi gibi yeniden CHP’nin başına getirilmek istenen bir figür. Bunu yaparken kurduğu siyasi oyun; yaşamın, sosyolojinin ve demokratik meşruiyetin temel ilkeleriyle taban tabana zıt. Kemal Kılıçdaroğlu, trajedisinin psikolojik bir eksiklikten ve yetersizlik duygusundan kaynaklandığını hala göremedi. Onun trajedisi, bu yetersizliği mutlak butlanla sakat, ölü doğmuş bir siyasi sözleşme üzerinden tüm ülkeye dayatmaya çalışmasıdır.
OKUYUCUYA ZORUNLU AÇIKLAMA:
Bu köşeyi yakından takip edenler bilir ki CHP Genel Merkezi’nde olan gelişmeler yorumlanarak yazılıyor. Bu yazıyı değerlendirirken “Kılıçdaroğlu karşıtı- Özel Destekçisi” olarak yorumlanmamalıdır. Her iki tarafında bu süreç içinde ciddi hataları var. Özgür Özel’e farklı bir yazıda değineceğiz.