Reklam
Reklam
Reklam
Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk
[email protected]

ADD'de neler oluyor: Genel merkez yöneticisinin sözlü taciz iddiası kapatılıyor mu?

30 Mart 2022 - 10:07

Her şey Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Samsun Şube Başkanı Işık Özkefeli’nin, 6 Mayıs 2021’de Deniz Gezmiş’in idam edilişinin yıldönümünde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla başladı.
Samsun Cumhuriyet Savcılığı’nca “Terör Örgütünün Propagandası Yapmak” suçlamasıyla Özkefeli’ye soruşturma açıldı. İddianame Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

2 Aralık 2021’de Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesinde hâkim karşısına çıkan Özkefeli “Atatürkçü düşünce ile terör örgütleri aynı kefeye konulamaz” diyerek beraatını istedi. Mahkeme heyeti, Özkefeli’nin Deniz Gezmiş paylaşımlarında suç ve suç unsuru bulunmadığını belirterek beraatına karar verdi.

ADD Samsun Şube Başkanı Işık Özkefeli’nin duruşmasına genel merkez yöneticileri ve Deniz Gezmiş’in ağabeyi Bora Gezmiş ile Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen çok sayıda ADD üyesi ve yurttaş da katılarak destek verdi
Bunlardan biri de destek için İzmir’den kalkıp Samsun’a gelen Özkefeli’nin İzmir ADD üyesi ve çocukluk arkadaşı H.Ü. adlı kadındı.
Mahkeme çıkışı eski arkadaşlar bir araya geldi, çaylar içildi, sohbetler edildi ve herkes işinin başına döndü.

İddiaya göre, çocukluk ve fikir arkadaşı Işık Özkefeli’ye verdiği destek nedeniyle mutlu ve gururlu olan H.Ü.’nün düşünceleri gece saatlerinde bozuldu.
Bu mutluluğu bozan WhatsApp üzerinden gönderilen bir mesajdı.
ADD Genel Merkez Genel Sekreteri ve CHP Balıkesir eski milletvekili Namık Havutça’dan geldiği belli olan mesajda H.Ü.’nün “güzelliği” övülüyordu.
H.Ü. önce mesajları ciddiye almadı.
H.Ü. Havutça’yı kibar bir dille uyarmasına rağmen mesajlar devam edince ikilinin yazışmaları gerildi.
Sonunda Havutça, M.Ü. adlı kadını engelleyerek yazdıkları kapatmak istedi.
Yaşadıklarına üzülen H.Ü. önce durumu yakın arkadaşları ile görüştü ardından Havutça’nın yaptıklarını başka kadınlarda yinelememesi fikriyle durumu ADD Genel Merkezi’ne bildirmeye karar verdi.
16 Mart 2022’de ADD Genel Başkanı ve CHP Konya eski milletvekili Hüsnü Bozkurt’a dilekçe ile aktaran H.Ü. “Kadına şiddetin had safhaya çıktığı bu dönemde her türlü tacizin bahanesi ne olursu olsun kabul etmeyeceğim” diyerek genel merkezin disiplin mekanizmasını çalıştırmasını istedi.

Aradan geçen süre içinde genel merkezin harekete geçmemesi iddiaları üzerine bu kez de ADD Samsun Şube Başkanı Işık Özkefeli resmi bir yazı ile yaşananları genel merkeze iletti.
Özkefeli, “Kadına şiddet ve tacizin AKP eliyle had safhaya çıktığı yaşadığımız süreçte ADD içerisinde böyle bir şeyin yaşanmasını kabul edemiyorum. Arkadaşım H.Ü. Twitter üzerinden yazılanları paylaşacağını söyledi zor ikna ettim. Ama nereye kadar?” diyerek konunun genel yönetim kurulu içinde görüşülerek gereğinin yapılmasını istedi.

Aradan günler geçti.
ADD Genel Merkez yönetimi başvurular hakkında hiçbir işlem yapmadığı gibi olağanüstü toplantı taleplerini de reddetti.
Bu arada araya bilinmez (!) eller girerek şikâyetin geri çekilmesi ve olayın büyütülmemesi yönünde telkinler başladı.
Bu telkinler öyle bir noktaya geldi ki, “Sen kadınsın, şikâyet edersen zor durumda kalan sen olursun. Tacizi ispatlaman gerekir. İspatlayamazsan kötü olur” bile dendi.

Diyeceksiniz ki, yaşananlar komplo olabilir.
Bunu öğrenmenin de en iyi yolu disiplin soruşturması açmak değil midir?
Olayı bütün açıklığı ile ortaya çıkarmak, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığına karşı çıkarak “kendi içimizde yaşanan olumsuzlukları örtmeyiz” demek asıl Atatürkçülük değil midir?

Bir küçük not daha aktarayım.
H.Ü. adlı kadına sözlü tacizle bulunmakla suçlanan Namık Havutça’nın benzeri eylemleri ilk değil.
Havutça, CHP’den Balıkesir milletvekili iken 2015’te açılan babalık davasında da bebeğin kendisinden olmadığını iddia etmiş, açılan davayı karara bağlayan Ankara 6. Aile Mahkemesi, gerekçeli kararında Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı’nın Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığı’nın DNA testi raporuna göre R.K. isimli çocuğun yüzde 99,99 biyolojik babası olduğunun tespit edildiğini belirtmişti.

Namık Havutça yazılı sorularıma yanıt verdi.
Havutça’nın açıklamaları şöyle:

Yaşanan nahoş hadise ile ilgili Öncelikle kişilerin manevi haklarının korunmasına bir hukukçu olarak azami derecede özen göstermekteyim. Anayasamızda ve AİHS de korunan evrensel bir hukuk ve HAK normu olan MASUMİYET hakkım ile birlikte bunun doğal bir sonucu da LEKEKENMEME hakkı olduğu muhakkaktır. Bu da iddia aşamasında olan ve adli yargıya bile konu olmayan soyut iddiaların konuşulması, yazılması peşinen bu MASUMİYET ve LEKELENMEME hakkının ihlali anlamına gelecektir. Belirtmek isterim ki kişilerin özel hayatını ilgilendiren, kamuya açık olmayan iletişim içeriklerinin ifşası bu hakları ağır bir şekilde ihlal edecek ve kişilik hakları bakımından telafisi güç zararlar verecektir. Ben ve ailem şerefimizle bu devlete yıllarca hizmet ettik, hayatımızın hiçbir döneminde devletimize ve milletimize zarar verebilecek eylem ve işlemimiz olmadı. ADD GYK’sına zamanım ve özel yaşamım müsaade etmemesine rağmen Yeniden Atatürkçü Cumhuriyeti tesis etmenin ülkemiz ve milletimiz için bir BEKA meselesi olarak düşündüğümden bu onurlu görevi üstlendim .Arkadaşlarımız ile birlikte 6 aylık bir süre içerisinde borca batmış (yaklaşık bir milyon yedi yüz bin TL )ayrıca haciz tebligatları ile tehdit edilen Derneği kısa sürede arkadaşlarımız İle büyük bir mücadele sonrası borçtan kurtardık .Avukat olmam ve geçmişte yapılan ve Derneği zarara uğratan tasarruflar İle ilgili araştırmalarım geçmişte görev yapan ve halen sorumluluğu bulunan GYK üyelerini ve bazı kişileri çok rahatsız etti.(Örneğin Şu anda Savcılık tarafından açılan bir yolsuzluk İle ilgili Ankara Emniyet MÜDÜRLÜĞÜ MASAK tarafından bir soruşturma devam etmektedir.)Geçmişte hayata geçirilen ve birçok ihmal ve mali kayıpları barındıran konuları da araştırıyor olmam Belli ki bazı kişilerin uykularını kaçırdı. İktisadi işletmelerdeki ihmaller zinciri o boyutlardaki Derneğimiz sahte içki satışından bile Mahkemelerde şüpheli haline getirilmiş olması ve davaların derdest olduğunu söyleyebilirim. Hiç şüphesiz son sözü bağımsız mahkemeler söyleyecektir. Ancak sizden bir baba olarak istirhamım şudur, bugün itibari ile gerçek mahkemece ispatlanana kadar, hiçbir iddiayı kabul etmemekle birlikte ailem adına MASUMİYET ve LEKELENMEME hakkıma riayet etmenizdir. Zaten şu an da Derneğime ve kişilere zarar gelmemesi için Görevlerimden istifa etmiş ve konuyu yargıya taşımış bulunmaktayım. Takdiri size ait olmak üzere Özel hayatın gizliliğini, haberleşme gizliliğinin ihlalini, kişilerin özel bilgilerinin ifşa edilmesi ve iftira niteliği taşıyan ve “Mahkemece son TANIK dinlenip Kesin bir mahkûmiyet oluşmadan herkes masumdur” hukuk ilkesine bunun doğal sonucu olan LEKELENMEME hakkıma saygılı olmanızı istirham ediyorum. Zira siz yazdığınızda Mahkemece aklanacak olmama rağmen kamuoyu önünde lekeli hale getirileceğim. Bu konuda bir makaleyi de değerlendirmenize arz ediyorum. Masumiyet hakkım ve lekelenmeme hakkıma Avukatımın Savcılığa verdiği dilekçe içeriğini takdirinize sunuyorum “Söz konusu isnat ve iddiaların hiçbirinin kabulünün mümkün olmadığını ve kesin bir şekilde reddedildiğini beyanla birlikte, kişilik hakları ve Anayasal güvence altındaki masumiyet karinesinin doğal bir sonucu olarak lekelenmeme hakkı ihlal edilen müvekkilin ne denli ağır bir mağduriyete uğratıldığı ve telafisi güç ve imkansız zararlarına sebebiyet verildiği gerçeği de her türlü izahtan varestedir.
Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından olan masumiyet ya da suçsuzluk karinesi günümüzde hem uluslararası insan hakları sözleşmelerinde hem de Anayasa’da güvence altına alınan temel bir ilkedir. Anayasamızın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi, aynı zamanda savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi sınırlandırılamayan mutlak bir temel hak olarak düzenlenmiştir. Modern hukuk düzenlerinde kendisine herhangi bir suç isnat edilen kişinin yargılanacağı, aklanacağı veya mahkûm edileceği yegâne yer yargı organlarıdır. Dolayısıyla başta sosyal medya olmak üzere farklı mecralarda yapılan yargısız infazlar ve haksız ithamların, kesin olarak ispat edilmedikçe kişilere isnat edilmemesi, lekelenmeme hakkı bakımından herkesin ortak sorumluluğu olup; aksi halde sadece soyut iddialar, kötü niyetli saptırmalar ve gerçekliği kanıtlanmayan yanlış anlaşılmaya dayalı isnatlarla itibar suikastına sebebiyet verilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Kaldı ki aleni olmayan özel nitelikteki yazışmaların, tarafların rızalarının hilafına üçüncü kişilerce ifşa edilmesi de açık bir hukuk ihlalidir.
Şüpheli şahsın, müvekkilin aleni olmayan ve özel hayatına dair bulunan mesajlaşma içeriklerini ifşa etmesi ve mesajlaşma içeriklerine dayalı olarak müvekkil hakkında haksız ithamlarda bulunması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Haberleşmenin gizliliğini ihlal” başlıklı 132. maddesi,
“Özel hayatın gizliliğini ihlal” başlıklı 134. maddesi ve “İftira” başlıklı 267. maddesi açısından başlı başına suç teşkil etmektedir.
Diğer taraftan anılan şüpheli eylemi, TCK.md.136 hükmü kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme suçunu da oluşturmaktadır. Nitekim kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanabilecek olan kişisel veri kavramı; belli bir kimsenin kimliği, etnik kökeni, fiziksel özellikleri, sağlık, eğitim, istihdam durumu, cinsel yaşamı, aile hayatı, başkaları ile yaptığı haberleşmeler, ikamet adresi, kredi kartı, sigorta numarası, ses kaydı, görüntü kaydı, parmak izi, genetik bilgileri, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, kişisel düşünce ve inançları, dernek ve sendika üyelikleri, alışveriş alışkanlıkları gibi herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini sağlayan tüm hususları kapsamaktadır. Bu anlamda somut olay bakımından mesajlaşma içeriklerinin de kişisel veri niteliğinde bulunduğu şüphesizdir.
Temel bir insan hakkı olan özel hayatın gizliliği ile doğrudan bağlantılı olması sebebiyle, kişilerin özel hayatının gizliliğini sağlayabilmek için aleni olmayan mesajlaşma içeriklerinin hukuken korunması gerekmektedir. “Yukarıda izah ettiğim açıklamalar doğrultusunda şu an için bu konunun makale konusu yapılması sadece şahsıma değil üçüncü kişilere ve Dernek tüzel kişiliğine de zarar vereceği muhakkaktır. Bu nedenle kişisel haklarıma, masumiyet ve lekelenmeme hakkıma ağır zarar vereceğinden yazılmasının uygun olmayacağını size en samimi duygularımla bildiriyorum. Zira burada kamu yararı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan yanlış algılanan ya da kötü niyetli olarak müvekkile karşı gerçeğe aykırı şekilde kullanılmaya çalışılan, kişiler arasındaki yazışma içeriklerinin, kişilerin rızaları dışında başka platformlarda görüşülmesi ve ifşa edilmesinin hukuken kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır.

Peki son durum ne?

İddiaları gazetecilik ilkeleri gereği yazılı olarak muhataplarına sordum.
ADD Samsun Şube Başkanı Işık Özkefeli ve olayın önemli ismi H.Ü. yazılı olarak “bilgileri olmadığını” belirttiler.
Olayın suçlananı Namık Havutça da yukarıda okuduğunuz açıklamayı gönderdi.

ADD Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt ise yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Konuya duyarsız kaldığımız, kapatmaya çalıştığımız katiyen doğru değildir.
Sözlü tacize uğradığını iddia eden şahıs, 2 ay kadar önce adı geçenle yazışmalarını Messenger üzerinden bana ileterek kişinin ADD’deki görevinden uzaklaştırılmasını talep etmiş, aksi halde konuyu sosyal medyaya taşıyacağını bildirmiştir. Cevaben; konunun tarafımdan doğru bulunmadığı, iletisinin sözlü tacizde bulunduğu iddia edilen kişiye aktarılarak en anlaşılır biçimde uyarıldığı kendisine iletilmiştir.
Hal bu iken, konunun 19 Mart GYK toplantımızda bir Bölge Sorumlusu üye tarafından gündeme getirilmesi üzerine, söz konusu iddianın çözümünün esasen yargıda aranması gerektiği, ADD Genel Yönetim Kurulu’nun bir yargı organı olmadığı, iddiaya konu yazışmaları araştırma olanağı ve yetkisi bulunmadığı, buna rağmen konunun tarafımızdan incelenip 24 Nisan GYK toplantımızda sonucunun bildirileceği GYK üyelerimize söylenmiştir.
ADD GYK toplantısında konuşulan konuların 3. şahıslara taşınması bir yana, incelenmekte olan bir iddianın (sizin de belirttiğiniz gibi, olay adı üzerinde iddiadır ve ilgilileriyle görüşülmeden, incelenmeden bir sonuca varmanın doğru olmayacağı ortadadır ki, şu anda bu yapılmaktadır) kapatılmaya çalışıldığını söylemenin ne kadar gerçekle örtüştüğünü takdirinize bırakıyorum.
Konu takibimizdedir, gereken elbette yapılacaktır.

Her gün bir tarikat/cemaat yurdunda yaşanan taciz/tecavüz olayını eleştiren, adını Mustafa Kemal’in soyadından alan ADD’de yaşandığı iddia edilenler sonuna kadar araştırılmalıdır.
Tıpkı, cemaat evinde kalırken intihar eden tıp öğrencisinin ailesinin, oğulları yerine cemaatlerine sahip çıkmaları gibi “Bizim mahallede olan bizim mahallede kalır” mantığı uygulanarak gerçeklerin ortaya çıkması engellenmemelidir.
Yoksa bu tür taciz/tecavüz olaylarını “münferit” görenler çoğalacaktır.
Hâkim, savcı değiliz.
Umarım en kısa sürede “gerçek” ortaya çıkar ve kol kırılıp yen içinde kalmaz.
Kalırsa en çok “geleceğin” Türkiye’si zarar görür…

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar