Reklam
Reklam
Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk
[email protected]

Devlet de biliyor: İki yıllık kaçış hikayesindeki isimlerin asıl amacı ne?

11 Mayıs 2021 - 12:08

Kamuoyunun “FETÖ BORSASI” olarak bildiği İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmekte olan 2019/8 sayılı davanın sanıkları arasında en önemli isimlerden biri Serkan Kurtuluş.
Serkan Kurtuluş hakkındaki İNTERPOL kararına dayanılarak Haziran 2018’de Gürcistan’da yakalanarak Tiflis Rustavi Cezaevi’ne gönderildikten sekiz ay sonra serbest kaldı.
Kendisini için “güvenli olabilecek” ülke ararken, Gürcistan’daki bir arkadaşından yardım alarak Azerbaycan, Ukrayna ve Avrupa ülkeleri üzerinden Kolombiya’ya gitti.

Serkan Kurtuluş’un anlatımına göre, dil öğrenmek ve uyum sağlamak için geçen ayların ardından Gürcistan’daki tanıdığı aracılığı ile irtibat kurduğu ve uzun yıllardır orada yaşayan bir Türk’ün verdiği garantiler üzerine Arjantin’e gitti.
Kimdi bu isim?
Uzun yıllardır Arjantin’de yaşayan, Türk kökenli ve İspanyolcayı çok iyi bilen biri.
Özgür Demir.
Özgür Demir, aynı zamanda Türkiye’nin Arjantin Büyükelçiliği konsolosluk şubesinde “takipçi” olarak görev yapıyordu.

Serkan Kurtuluş’un Gürcistan’da başlayıp Arjantin’de son bulan iki yıllık hikayesinden sonra Arjantin’deki Türk Büyükelçiliği, Özgür Demir’in işine 25 Haziran 2020’de son verdi.
Özgür Demir işten çıkarılma kararının iptali için Ankara 23. İdare Mahkemesi’ne 2020/882 esas sayılı dava açtı.
Mahkeme 9 Temmuz 2020’de verdiği kararla Özgür Demir’i haklı bularak yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.
Dışişleri Bakanlığı ise Özgür Demir’i bir daha işe başlatmadı.
Özgür Demir ve Serkan Kurtuluş arasındaki ilişkiyi ve yaşananları “Kim bu takipçi?” başlıklı yazımda ayrıntıları ile yazdım.

Araştırmalarımızı sürdürürken Özgür Demir ile ilişkileri oldukça dikkat çekici olan bir başka Türk ismine daha rastladık.
Bir süre araştırdıktan sonra ortaya çıktı ki, Serkan Kurtuluş’un Arjantin’de yakalanış hikayesinde sadece Özgür Demir yoktu.
Bunun üzerine tutuklu bulunduğu Arjantin’deki Cezaevi’nden yaptığım telefon görüşmesinde Serkan Kurtuluş’a bu soruyu sordum.
Serkan Kurtuluş, uçakla gittikleri Arjantin’de kendilerini karşılayanın Özgür Demir olduğunu, diplomatik kimliği ile gümrükten kolayca geçtiklerini, kalacak yer bulmaları ve pek çok konuda Özgür Demir’in kendilerine yardımcı olduğunu söyledi.

Serkan Kurtuluş’un Arjantin’e gidişi ve yakalanışındaki ikinci kilit isim ise Mustafa Murat Özler.
Kimi haberlerde Türk istihbarat elamanı M.Ö. diye geçen, zaman zaman Milli Gençlik Vakfı’ndan gibi görünen “FETÖ ile mücadele ettiğini” söyleyerek 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra bölgede iş yapan büyük iş insanları hakkında bilgi toplayan, iş insanlarından “FETÖ” ile bağlantıları oldukları, kendisiyle iş birliği yaparlarsa temize çıkacaklarını söyleyerek yüklüce para almış biri.
Bütün bunları yaparken, Gürcistan’da yolları Serkan Kurtuluş ile de kesişmiş.
Serkan Kurtuluş Gürcistan’da tutuklanıp serbest kaldıktan sonra Arjantin’e gönderme işini üstlenen, Serkan Kurtuluş’u Arjantin’de İnterpol’e ihbar edenlerden biri de M.Ö.
Elbette Özgür Demir ile bizim M.Ö. de samimi arkadaş.

Bizim M.Ö. aynı zamanda girişimci de.
Cezayir ve Tunus’ta gaz işi yapıyor.
Venezuela’da kaçak altın işiyle uğraşıyor.
Ama en önemlisi Libya’da Hafter’in danışmanı ile görüşebiliyor.
Bu görüşmeden sonra Libya kaynaklı habere M.Ö. olarak ismini de ekletmeyi başarıyor.

İşte bizim M.Ö. en büyük hatayı burada yapıyor.
Kendisini MİT elemanı diye tanıtarak bir sürü insanın canını yakan M.Ö.’nün foyası da bu haberlerle ortaya çıkıyor.
Neden mi?
Türkiye’de M.Ö. olarak bilinen ve MİT adına çalıştığı ortaya çıkan biri var.
Ama bu kişi aslında başka biri.
7 Şubat 2012 MİT krizinde adı geçen M.Ö. daha sonra tartışmalara konu olan ve adı deşifre edilen Mustafa Özer.
Kısacası insanlara kendini istihbarat elemanı olarak tanıtan M.Ö. aslında pek çok haberde ismi geçen MİT elamanı M.Ö değil.
Sadece isim benzerliği.

Gerçek M.Ö. yani Murat Özer ile önce sosyal medya üzerinden, sonra da telefonla görüştüm.
Kendisi hem şaşkın hem üzgün hem de kızgındı.
Adı geçen olaylardan hiçbirinde kendisinin bulunmadığını açık açık söyledi.
İstihbarat elemanı kimliği ile insanlara yalan söyleyip dolandırmayı karakterine uygun bir davranış olmadığını vurguladı ve ekledi: “Ben bu tür işlere asla bulaşmadım. Zaten böyle bir şeyi bana teklif etmeye de kimse cesaret edemez. İlk kez sizin yazdıklarımızla haberim oldu…”
Bütün bu gelişmeler ile Özgür Demir ile Mustafa Murat Özler ilişkisini “Kimmiş bu M.Ö.” başlıklı yazımda uzun uzun anlattım.
Boşuna aramayın yazıyı bulamazsınız.
Çünkü M.Ö. avukatı aracılığı ile Bakırköy 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 27 Nisan 2021 tarih ve 2021/3131 D. İş sayılı kararıyla içeriği yayından çıkardı.
Yetmedi, hakkımda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulundu.

Nasıl mı haberim oldu?
29 Nisan 2021’de kapıma gelen polisle.
İki saat içinde karakola ifade vermem gerektiği uyarısının ardından karakola gittim.
Görevli memur arkadaşı bulduktan sonra konuyu öğrendim.
Ertesi gün Türkiye’de “tam kapanma” başlayacağı ve avukatım yanımda olmadığı için karakolda ifade vermeyeceğimi, avukatım ile birlikte savcı beye bizzat ifade vereceğimi söyledim.
Hadi oradan savcılığa.
Allahtan savcı bey anlayışlı çıktı ve ifademi 18 Mayıs 2021’de verebileceğimi söyledi.
Şimdi Türkiye’nin “tam kapanmasının bitmesini” ve gidip ifade vermeyi bekliyorum.

Peki, gerçekten de Bakırköy 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 27 Nisan 2021 tarih ve 2021/3131 D. İş sayılı kararıyla yazıma erişim engeli getirilmesi ve hakkımdaki suç duyurusu ne anlama geliyor?
Ben M.Ö. hakkında “yalan mı” yazdım ya da diğer deyimle kamuoyunu yanıltım mı?
Bunun yanıtını gönül rahatlığı ile verebilirim.
Elbette hayır…

Şimdi sizlerle iki belge paylaşıyorum.
Birincisi, Arjantin’de tutuklu bulunan Serkan Kurtuluş ve Lider Camgöz’ün, kendilerini Arjantin’e sokan ve yakalanmalarını sağlayan Türk konsolosluk görevlisi Özgür Demir hakkında açtıkları dava.
Arjantin 12 Nolu Federal Mahkemesi
Büro No: F12/023
Dosya No: (CFP) 9397/2020.
Dava sürüyor.
Eğer Özgür Demir suçlu bulunursa, Arjantin’den sınır dışı edilmesi hatta hapis yapması söz konusu.
Çünkü suç olarak “insan kaçakçılığı” görünüyor.

İkinci belge ise çok daha önemli.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Müdürlüğü’nün 20 Mayıs 2020 tarihli GİGY-1/2020-31324957 sayılı “acele” yazısı.
Konu: Mustafa Murat Özler isimli şahıs hakkında.
Yazıda aynen şunlar yazıyor:

Bakanlığımıza ulaşan duyumlar çerçevesinde 1 Ocak 1973 Bandırma doğumlu Mustafa Murat Özler (TCKN 24……….14) isimli şahsın dünyanın farklı bölgelerinde yürüttüğü ilişkilerde, bakanlığımız ve MİT başkanlığı adına ya da eşgüdümüyle hareket ettiğini iddia ettiği, FETÖ iltisaklı teröristleri aklamaya çalıştığı ve bu yolla ekonomik kazanç elde etme çabasında olduğu öğrenilmiştir.
Bu çerçevede adı geçene ilişkin kurumlarınızda olabilecek bilgi ve belgelerin bakanlığımız ile paylaşılmasını ve şahsın kurumlarımız nezdinde girişebileceği faaliyetlere karşı uygun görülecek tedbirlerin alınmasının sağlanmasını izinlerimize saygılarımla arz ederim…
İmza, bakan adına Aylin Taşhan. Büyükelçi. Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü.

20 Mayıs 2020 tarihli bu yazı nerelere gönderilmiş dersiniz?

  • Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü.
  • İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü.
  • İçişleri Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı.
  • İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü.
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı.
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı.
  • Millî Eğitim Bakanlığı Türkiye Maarif Vakfı Başkanlığı.
  • Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı.
  • Ticaret Bakanlığı Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu.
  • Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı.

Özetle devletin ne kadar kurumu varsa uyarılmış.

Devletin “aman dikkat edin” dediği Mustafa Murat Özler, yazıma önce erişim engeli getirdi, ardından da hakkımda suç duyurusunda bulundu.
Karakolda ifade vermeyi beklerken aklıma ilk gelen, İsmet İnönü’nün 1931’de söyledikleriydi. “Eğer bir memlekette erbabı namus, laakal eşşira kadar sabur olmazsa, o memleket behemehâl batar.”
Bugünün anlaşılır çevirisi ile, “Bir ülkede namuslu insanlar, en az namussuzlar kadar cesur olmazsa, o ülke mutlaka batar.”
Cesareti nereden aldığımız açık.
Ülkenin batmasına izin vermeyeceğimiz de.
Daha durun bakalım.
Yusuf Dargham adlı Filistinli’den alınan 100 bin doları, o paralarla Ege Bölgesi’nde alınan arazileri ve o araziler için devletten alınan teşvikleri yazmaya başlamadık.
Heyecan yeni başlıyor…

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar