Reklam
Reklam
Reklam
Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk
[email protected]

Eski emniyet amirinin anlattıklarını hayretle okuyacaksınız: Casusluk mu yapıldı?

12 Nisan 2022 - 09:54

24 Ocak 2022’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İngiltere Büyükelçisi ile yediği yemeğe gidiş görüntüleri sosyal medyadan paylaşıldı.
İmamoğlu MOBESE’den alındığını söylediği görüntüler için suç duyurusunda bulundu.
Üzerinden üç aya yakın zaman geçti.
MOBESE’nin ne olduğunu, kimler tarafından kurulduğunu, geçmişte neler yaşandığını “MOBESE güvende mi” başlıklı yazımda ayrıntıları ile anlattım.
Yazının sonunda da “İmamoğlu’nun başına gelenler için geçmişte devleti ‘uyaranlar’ oldu mu? Devlet bu uyarılar için ne yaptı? Soruşturma açıldı mı, açıldıysa hangi aşamada?
Devletin ‘mahrem’ bilgileri yurt dışına çıkarılmış olabilir mi? Devlet bu bilgilere ulaşan sivilleri mi yoksa kendi memurlarını mı yargıladı?” diye sorarak Türkiye’de örnek gösterilebilecek bir soruşturmayı ve bir polis amirinin başına gelenleri anlatacağımı söyledim.
Sözümüzü tutup hikayemizi anlatalım öyleyse.

MOBESE sisteminin yaygınlaştırılması ve bunu da öncelikle büyükşehirlerden başlanılması kararı üzerine İzmir’de pilot il seçilerek çalışmalara başlandı.
İl Özel İdaresi bünyesinde başlatılan çalışma sonucu ihaleye çıkılmasına karar verildi.
2008’in son aylarında İzmir’de 100 noktada kamerayla izleme 50 noktada ise plaka tespit için oluşturulacak Kent Güvenlik Yönetim Bilgi Sistemi’yle (MOBESE) ilgili ihale yapıldı.
İzmir Özel İdaresi’nin Bornova’daki ek binasında Karayolları Bölge Müdür Yardımcısı ve İhale Komisyon Başkanı Reşat Obuz’un başkanlığında yapılan ihaleye 5 firma katıldı.
Kapalı zarf usulüyle düzenlenen ihaleden Türk Telekom AŞ, Savronik Elektronik Sanayi ve Ticaret AŞ ile İzbak AŞ teşekkür mektubu göndererek çekildi.
Katılımcılardan Siemens Elektronik 22 milyon 218 bin 234 YTL, Koç Sistem Bilgi ve İletişim Hizmetleri ve Prorey Madencilik Turizm ve İnşaat Telekomünikasyon Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti ortak girişim grubu ise 24 milyon 727 bin 90 YTL teklif verdi.
İhaleyi Siemens Elektronik kazandı.

Burada parantez açalım.
2006’da ABD, Almanya ve bazı AB üyesi ülkelerde yürütülen soruşturmalarda Siemens’in de arasında bulunduğu bazı şirketlerin dünyanın değişik ülkelerinde iş yapmak, mal satmak ve ihaleleri kazanmak için rüşvet dağıttığı belirlendi.
Siemens’in toplamda 1,8 milyar dolarlık rüşvet verdiği ve bunun büyük bölümünün de Türkiye’de dağıtıldığı ortaya çıktı.
Siemens ve bazı şirketlerin ABD ve Almanya’da milyonlarca dolar para cezası ödemek zorunda kaldığı rüşvet skandalının Türkiye ayağı için açılan soruşturmanın da sessiz sedasız takipsizlik kararı verilerek kapatıldığı belirlendi.
Parantezi kapatalım, ihalemize dönelim.

Siemens’in kazandığı İzmir Kent Güvenlik Yönetim Bilgi Sistemi (MOBESE) ihalesinin tamamlanmasının ardından firmaya yer gösterildi ve çalışmalara başlandı.
Siemens tarafından kazanılan ihaleyle başlayan çalışmalar sonunda 24 Nisan 2012’de İzmir’deki MOBESE sistemi için Faz 1 Kısmi Geçici Kabul Tutanağı ve buna bağlı İşgal Tutanağı düzenlendi.

Görünüşte her şey normal görünüyordu.
Peki işin aslı öyle miydi?

İzmir İl Özel İdaresi tarafından teslim alınan MOBESE sistemi için İzmir Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’nde Emniyet Amiri rütbesindeki Müdür Yardımcısı Mustafa Karabal görevlendirildi.
Karabal Polis Koleji ve Polis Akademisi kökenli emniyetçilerdendi ve eğitimini de elektronik üzerine almıştı.
İzmir Özel İdaresi tarafından yaptırılan ve emniyete devredilen MOBESE’nin başına getirildiğinde önemli aksaklıklar tespit etti.
Sistemin aktif olarak çalışmaya başlamasıyla ortaya çıkan sorunları tespit eden Karabal, durumu iki sayfalık raporla Şube Müdürü Ali Coşkun’a bildirdi.

Mustafa Karabal tarafından düzenlenen iki sayfalık raporda; acil çağrılar ile bu kapsamda alınan ihbarlara ilişkin data ve ses kayıtları, telsiz görüşmelerine ait ses kayıtları, plaka okuma sisteminde yer alan data ve görüntü kayıtları ile MOBESE görüntü kayıtlarının sistemde aktif olarak kullanılmaya başlandığı belirtilerek “merkez binada sistem odasında yer alan sunucu bilgisayarlar, veri depolama üniteleri, santral, firewall başta olmak üzere tüm donanımlar ile sistemde yer alan çok sayıda yazılımın işletme, idare ve yönetiminin halen SIEMENS tarafından yürütüldüğünü, bunun da her türlü casusluğa ve sızıntıyla açık olduğunu” belirtti.

Karabal özetle şunu diyordu:

  • Teslim aldığımız sistemin şifreleri emniyette değil Siemens şirketinde.
  • Gizli bilgilere yetkisiz kişiler erişiyor.
  • Sistem korunaksız ve hatta bilgisayarlara format atmak için bile Siemens Almanya’ya bağlanıyorlar.
  • Bu sistem içinde casus yazılım var mı bilinmiyor.
  • Devlete ait bilgiler yurt dışına sızıyor olabilir.

Peki devleti korumak adına, gizli bilgilerin dışarı sızdırılabileceği endişesiyle rapor hazırlayarak üstlerine veren emniyet amiri Mustafa Karabal’a ne oldu dersiniz?
Normalde işini iyi yaptığı için takdir edilir, hatta terfi ettirilir.
Ama burası Türkiye.
Burada işini iyi yapanlar mutlaka “cezasını” bulur.
Emniyet Amiri Mustafa Karabal’ın hazırladığı rapordan sonra başına neler gelmiş, onu da İzmir Organize Şube Müdürlüğü’nde 29 Aralık 2015’te verdiği yazılı ifadeden öğrenelim.

MOBESE bilişim sistemine yapılan erişimler intranet veya internet üzerinden ya da doğrudan fiziki müdahele şeklinde olabilmektedir. Firma personeli, sistem odasına rahatlıkla girebildiğinden, sistem üzerindeki tüm yazılımlara yönetici şifreleri ile erişim sağlayabilmekte ve istenilen veri tabanı dosyalarını kopyalamak sureti ile log izi bırakmadan daha yetkisiz erişim sağlayabilmektedir. Sistemin internet erişimine açık alması nedeniyle komuta merkezi dışından hatta yurt dışından daha sisteme erişim yapan bilgisayarlara ait IP log kayıtları mevcuttur. Log kayıtlarının muhafaza altında tutulması gerektiğinden bahse konu log kayıtları incelendiğinde sisteme erişim yapan bilgisayarlara ait IP bilgilerinden hangi adreslerden ne zaman ve ne kadar süreyle bağlantı yapıldığı tespit edilecektir…

Sen misin bunları söyleyen?
Önce Emniyet Amiri Mustafa Karabal, MOBESE’den alındı.
Ardından da MOBESE’de görevli Mühendis Ogün Bingöl ve Tekniker Şahin Zambak.
Karabal’ın ardından aynı göreve atanan Emniyet Amiri Sibel Ayyıldız da kısa sürede görevinden uzaklaştırıldı.
Elektronik uzmanı Emniyet Amiri Mustafa Karabal, MOBESE’deki görevinden alındıktan sonra nereye verildi biliyor musunuz?
Emniyetin Konak’taki hizmet binasında bulunan santral odasına.
O kadarla kalsa iyi.
Ardından da Amasya’ya tayini çıktı.

Emniyet teşkilatının içinde bulunduğu durumu “düzeltmek isteyen” iktidarın, kol kola yürüdükten sonra “terör örgütü” olarak ilan ettiği cemaat yapılanmasının şikayetlerini hasır altı ettiğini düşünen Mustafa Karabal inatla kapıları çalmaya devam etti.
Karabal gördüklerini önce Şube Müdürü Ali Coşkun’a, Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Aral’a ve son olarak da İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay’a sözlü ya da yazılı olarak bildirdi.
Karabal bununla da kalmadı.
Yaşananların casusluk olduğunu düşünerek Emniyet İstihbarat Şube Müdürü’ne de anlattı.
Kimdi o zaman İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü?
Kudret Dikmen…

Burada bir parantez daha açalım.
Mustafa Karabal’ın rapor verdiği Şube Müdürü Ali Coşkun.
15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası hakkında soruşturma açılan ve Adana’da görevliyken ihraç edilen Coşkun 4 yıl 2 ay hapis cezası aldı.
Coşkun firari olarak yaşarken Alaşehir İstasyon Mahallesi’ndeki bir eve düzenlenen operasyon sonrası yakalandı.
Coşkun, halen cezaevinde.
Mustafa Karabal’ın makamında bilgi verdiği ve olayı önemsemeyen dönemin İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay.
İzmir’de 90 sanığın yargılandığı “Askeri Casuslukta Kumpas” davasında yargılanan Bilkay “terör örgütü üyeliğinden” 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Ve Karabal’ın “casusluk” olduğu gerekçesiyle bilgi verdiği dönemin İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen.
Adını duymayan kalmamıştır.
İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar aşamasına gelen “FETÖ BORSASI” davasının sanıklarından biri.
Hakkında 50 yılı aşkın ceza isteniyor.

Dönelim hikayemize…
Ali Bilkay’ın İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’nden alınmasından sonra yerine atanan Celal Uzunkaya’nın da kapısını çalan Emniyet Amiri Mustafa Karabal, 14 Ağustos 2015’te bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.
Karabal yaşadıklarını ifadesinde, “Sözlü olarak bilgi verdiğim esnada bahsettiğim casusluk faaliyetleri hakkında istihza (alay) etmesi üzerine hiçbir işlemin başlatılmadığını, casusluk dosyasının kapatılmak istendiğini anladım” diye anlattı.

Aynı ifadede Karabal, Uzunkaya’nın tavrını şöyle açıkladı:

HaberTürk Gazetesi yazarlarından Hasan Çömlekçi’nin 10 Aralık 2015 tarihli ekte internet çıktısını sunduğum haberine göre; Sayın Celal Uzunkaya’nın kızının Almanya’da okuduğu, kendisinin de Almanya’ya Emniyet Ateşesi olmak istediği ve İzmir’den gitmek istediği bilgileri kamuoyuyla paylaşılmıştır. Halen İzmir İl Emniyet Müdürü olarak görev yapan Celal Uzunkaya göreve başladığından bu yana casusluk faaliyetlerinden bilgisi olmasına rağmen hiçbir iylem başlatmaması, firma yetkilileri ile yurt dışına giderek ödül alması, kızının Almanya’da okuması, kendisinin de Almanya Büyükelçiliği’nde Emniyet Ateşesi olmak istemesi FETÖ/PDY Terör Örgütü’nün casusluk faaliyetlerindeki işbirlikçisi SIEMENS firmasının Alman firması olması, MOBESE sisteminde kullanılan ve kaynak kodları verilmeyen yazılımın Alman yazılımı olması ve sisteme Alman IP’lerinden erişimlerin yapılması vb. hususların illiyetinin araştırılması gerekmektedir…

Celal Uzunkaya Almanya’ya askeri ateşe olamadı.
Onun yerine emniyet genel müdürü oldu.
Görevi sırasında da İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “FETÖ BORSASI” davası için eski İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in soruşturulması için izin vermedi.
Savcıların başvurusu üzerine mahkeme Uzunkaya’nın kararını kaldırdı.
Türkiye bu sayede kimi istihbaratçıların ne tür işlere bulaştıklarını öğrendi.

Mustafa Karabal’a gelince.
İzmir’de görev yaptığı dönemde “vekaleten baktığı” şube müdürlüğü döneminde imza attığı üç evrak yüzünden “Askeri Casuslukta Kumpas” davası sanıkları içine atıldı.
Yargılama sonunda beraat etti.
Yargıtay’da kararın onaylanmasını bekliyor.
Bu arada yargılandığı dava ve eski istihbaratçı Kudret Dikmen’in verdiği rapor üzerine KHK ile emniyet ile ilişiği kesildi.
Yani ortaokul yıllarından itibaren içinde bulunduğu polislikten ihraç edildi.
Hakkını aramayı sürdürüyor.
Göreve döneceğine de inanıyor.

Hikayemiz böyle.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun MOBESE görüntülerinin sızdırılması aslında önceden planlanmış, kurgulanmış ve uygulamaya konmuş planın parçası.
Türkiye’den mi sızdı, yoksa kaynak kodlar ellerinde bulunan yabancılar tarafından mı onu ancak soruşturma tamamlandığında öğreneceğiz.

Bu arada Mustafa Karabal’ın ısrarları ve CİMER’e yaptığı başvurular sonucu anlattıkları ile ilgili soruşturma açıldığını belirteyim.
Hazırlık dosya numarası 2015/107818.
Yani üzerinden yedi koca yıl geçti.
O yüzden İmamoğlu soruşturması da sürer gider.
Her şeyin çok güzel olacağı günlere kadar…

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar