Reklam
Reklam
Muhalefeti bastırmak için hayati önem taşıyor: Yalan...
Reklam
Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Muhalefeti bastırmak için hayati önem taşıyor: Yalan rüzgarları

26 Haziran 2020 - 09:58

Zaman zaman dillendiriliyordu ama Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya paylaşımı ile yeniden gündeme geldi.
Fethullah Gülen cemaati üyesi oldukları için haklarında soruşturma açılan ve çoğu meslekten atılan hakimlerin verdiği kararlar.
Bahçeli yaşanan duruma dikkat çekerek Mümtaz’er Türköne’yi örnek gösterip yeniden yargılanması gerektiğini söyledi.

MHP liderinin sosyal medya paylaşımlarını hafife almayın.
Yer altı dünyasının ünlü ismi Alaattin Çakıcı’ya af talebini de sosyal medyadan dile getirmişti, sonuçlarını hepimiz yaşıyoruz.
Aslında MHP bu konudaki talebini yeni dile getirmiyor.
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, aynı zamanda hukukçu kimliği ile de cemaat üyesi hakimlerin yaptığı yargılamaların yeniden görülmesi için yasa teklifi hazırladıklarını iki yıl önce dile getirmişti.
TBMM kayıtlarında henüz böyle bir teklif yok ama MHP lideri Bahçeli’nin sözlerinden sonra böyle bir kanun teklifi hazırlanacağını düşünmek bilgelik değil.
CHP’nin hukukçu vekili Mahmut Tanal da “FETÖ”den hüküm giyen hâkim ve savcıların baktığı davaların yeniden görülmesi amacıyla TBMM’ye kanun teklifi sunmuştu.
Ayrıca, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Ersan Şen, “FETÖ” ile irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen hakimlerin gördüğü davaların, bu konuyla illiyet bağı aranmaksızın yeniden görülmesi gerektiğini sık sık dile getirdi.

Bu konuda çokça mağdur insan olduğu açık.
Ancak nedense bu konu da iktidar tarafından pek çok konuda olduğu gibi sıklıkla “biz ve onlar” olarak kötü niyetli olarak kullanılıyor.
İki örnek ile durumu açıklayayım.
Tehdit ve nitelikli dolandırıcılıktan dokuzar yıl hapse mahkûm edilen Bülent ve Birol Köroğlu kardeşler, mahkemenin verdiği karara itiraz ederek yeniden yargılanma talep etti.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi de hapis cezası kararını bozup, davanın yeniden görülmesini istedi.
Yargılama sırasında da tutuklu kardeşlerden Bülent Köroğlu, “Yargılama sırasında da FETÖ’cü hakimlerin olduğu mahkemeye verildik. Tek isteğim yeniden adil yargılanma” diye açıklama yaptı.

Yeniden yapılan yargılama sonunda mahkeme her iki kardeşi de beraat ettirdi.
Karar gazetelere, “FETÖ’den 18 yıl hapis Türk adaletinden beraat”  başlığı ile yansıdı.
Bülent ve Birol Köroğlu kardeşlerin davaları İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.
Yargılamayı yapan hâkim heyeti Ali Sayın, Mustafa Kayın ve İsmail Şahin’den oluşuyordu.
Her üç hâkim de 15 Temmuz başarısız darbe girişimden sonra tutuklandı ve meslekten ihraç edildi.
Köroğlu kardeşlerin ve iktidara yakın kimi isimlerin beraat kararlarına iktidarın cephesinden itiraz gelmediği gibi memnuniyet açıklamaları yapıldı.
İktidara göre hak yerini bulmuş, hukuk gereğini yapmıştı.
Söylenecek tek bir söz olamaz.
Gerçekten de adil yargılanmak hepimizin hakkı.
Hak yerini bulduysa adalete olan güvenimiz de bir kat daha artmıştır.

Gelelim ikinci olaya.
Geçtiğimiz hafta gazetelere bir haber yansıdı.
Habere göre, “İzmir’de yakalanan DHKP/C üyesi CHP’li eski yönetici tutuklandı.”
İktidar partisinin İzmir Milletvekili de olan Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, sosyal medya hesabından bu haber üzerine, “DHKP-C’nin kasası; CHP’nin İzmir eski İl Başkan Yardımcısı yakalandı. Eşi ise eski ilçe başkanı… Sistematik olarak terörist gruplara yakınlaştırdıkları CHP’de, uyguladıkları proje meyvelerini veriyor. Savunmanızı bekliyoruz; dönemin koşulları mı, aktif görevi bulunmaması mı?” diye paylaşım yaptı.

Peki nedir bu CHP ile DHKP-C ilişkisi?
Gerçekten CHP sistematik olarak terörist guruplara mı yakınlaştırılıyor?
Yoksa birileri CHP’yi böyle göstererek siyasi mühendislik mi yapıyor?
Bunu anlamanın tek yolu ise dava dosyasına bakmak.

İzmir’de yakalanan ve CHP’nin eski il yöneticisi diye anlatılan kişi Mehmet Sıddık Doğru.
Diyarbakırlı ve 1980 öncesi sol görüş sahibi.
İzmir’e geldikten sonra hem müteahhitlik hem de CHP’de siyaset yapıyor.
Demokratik sivil toplum örgütleri ve dernekler de ilgi ve destek alanı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı Nisan 2004’te Türkiye, Almanya, Hollanda, Belçika ve İtalya’da DHKP-C örgütüne yönelik ortak operasyon yapıyor.
Ele geçirilen dijital dokümanlar Ankara’da inceleniyor ve Türkiye içinde yeni bir operasyon dalgası başlatılıyor.
Bunlardan ayağı da İzmir’de.
Polis, Hollanda’dan elde ettiği dijital dokümanlara dayanarak yedi kişiyi gözaltına alıyor.
Gözaltına alınanlardan biri de Mehmet Sıddık Doğru.
Doğru, polis, savcılık ve hakimlikte verdiği ifadelerde, kendisini DHKP-C ile bağlantılı gösteren aidat verme suçlaması hakkında şu savunmayı yapıyor:
“Ben hiç kimseye aidat vermedim. İfademde de belirttiğim gibi yasal olarak faaliyet gösteren Ege Temel Haklar Derneği’nin kirasını ve diğer ihtiyaçlarını gidermek için para vermiş olabilirim. Bunun dışında ben hiç kimseye para verip yardımda bulunmadım. Ege Temel Haklar Derneği’nin sözü edilen DHKP-C terör örgütü ile bağlantısı olup olmadığını bilmiyorum. Bilsem zaten böyle bir yardımda bulunmazdım.”

Hazırlanan iddianame mahkeme tarafından kabul ediliyor.
Yargılamanın yapıldığı mahkeme İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi.
Unutmuşsunuzdur diye anımsatayım.
Yukarıda örnek verdiğim Bülent ve Birol Köroğlu kardeşlerin davasına bakanla aynı mahkeme.
Üstelik üyeleri de aynı.
Hâkim Ali Sayın, hâkim Mustafa Kayın ve hâkim İsmail Şahin.
Duruşmalar sürüyor ve sonunda savcı görüşünü (mütalaasını) mahkemeye sunuyor.
Savcının sunduğu görüş şöyle:
“Sanıklar Mehmet Sıddık Doğru, Z.D., B.A., F.M., N.Y. hakkında da duyumlara dayalı tespitlerin bulunduğu, katıldıkları eylemler nedeniyle de örgüt üyeliğinden bahsedilemeyeceği, yeterli delilin bulunmadığı anlaşılmıştır…. Sanıklar Mehmet Sıddık Doğru, Z.D., B.A., F.M., N.Y.’nin silahlı terör örgütü suçunu işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle CMUK 223/2-e maddesine göre ayrı ayrı beraatlerine…”

Savcının berat istemesine karşı mahkemeden çıkan karar ne?
Hepsi suçlu, öyleyse hapis…
İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin Mehmet Sıddık Doğru için biçtiği ceza DHKP-C üyeliğinden 6 yıl 3 ay.

Elbette dosya burada kapanmıyor.
İtiraz üzerine dosya Yargıtay’a gönderiliyor.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 26 Aralık 2016 tarihinde, 2016/12658 Esas, 2016/4291 Karar sayısı ile son noktayı koyuyor, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi karanına onama…

O günün Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin üyesi hakimler kim?
Ekrem Ertuğrul, Hamza Yaman, Ahmet Toker, Abdurrahman Kavun ve Fikriye Şentürk.
Ekrem Ertuğrul cemaat üyeliğinden 3 yıl 9 ay, Hamza Yaman 11 yıl, Ahmet Toker 14 yıl 3 ay, Abdurrahman Koyun ise 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldığını anımsatayım.
Hâkim Fikriye Şentürk ise halen firarda…

İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savcının beraatını istediği Mehmet Sıddık Doğru’nun DHKP-C üyeliliğinin asıl hikayesi budur.
Aslında olay, hukuk gereği, hakkında kesinleşmiş ceza bulunan Mehmet Sıddık Doğru’nun İzmir’de yakalanması ve cezasını çekmesi için tutuklanmasıdır.
Avukatı, Mehmet Sıddık Doğru’nun içinden geçtiği hukuki süreci özetleyen itirazını yapmıştır, yeniden yargılama istemiştir.
Söz sırası adalettedir.
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Türköne için yeniden yargılama isteği haktır da Mehmet Sıddık Doğru’nun talebi hak değil midir?

Dolayısıyla AKP İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ’ın, “Sistematik olarak terörist gruplara yakınlaştırdıkları CHP…” tanımı da bu yargılama sonucunun işine geldiği gibi değerlendirilmesidir.
Algı operasyonunun dik alasıdır.
Hitler’in yardımcısı Joseph Goebbel “Yeterince büyük bir yalan söylerseniz ve tekrar ederseniz bu yalanı sürekli, insanlar sonunda buna inanmaya başlayacaktır. Muhalefeti bastırmak için tüm güçlerini kullanması açısından, yalan hayati bir önem taşımaktadır; çünkü gerçek doğru yoldur ve bu da devletin en büyük düşmanıdır” der.
Asıl amaç, CHP için hazırlanan klasöre bir dosya daha eklemektir.
Yalan bile olsa…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar