Reklam
Reklam
Serdar Öztürk

Serdar Öztürk

Serdar Öztürk
[email protected]

Muhalefeti susturmaya çalışmanın asıl anlamı: ASRİKA mı dediniz?

18 Ocak 2021 - 09:23

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile gazeteciler Orhan Uğuroğlu ve Afşin Hatipoğlu geçtiğimiz hafta sonu saldırıya uğradı.
İlk değildi, son da olmayacak gibi görünüyor.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Acil şifalar diliyor, kendilerine yönelik saldırıları kınıyorum. Failler, hukuk önünde hesap verecektir” ifadelerini kullandı.
Bugüne kadar bu tür zorbalık yapan, şiddet kullanan kaç kişi hesap verdi?
Aslında hiç.
Ön kapıdan girdiler, en geç bir haftada arka kapıdan hızlıca çıktılar.
Sonra da yenisi yaşanana kadar unutuldu.

Yaşadığımız şiddet sarmalını yaratının aslında iktidar partisi AKP ve onun küçük ortağı MHP olduğunu herkes biliyor.
Kendi seçmenini bir arada tutmak için iktidarı eleştirenleri sürekli hedef gösterir, küçümser, hain gibi gösterirseniz sonuç budur.
Her zaman “durumdan vazife çıkaranlar” olur ve şiddete başvurulur.
Siyasetin ve siyasetçinin dili şiddeti besledikçe de sürer gider.
Bu şiddetin sonu toplumun büyük bölümünde korkudan “sessizlik” oluşturur.
Böylece iktidarın kalıcılığı ve gelecek dönemdeki projeleri içinde dikensiz gül bahçesi yaratılır.

Muhalefetin dile getirdiği, iktidarın şiddete dayalı politikasının yaygınlaşması gerçek mi yoksa paranoya mı?
Bunu anlayabilmenin yolu hafızamızı tazelemek.
21 Ağustos 2020’de Resmî Gazete’de yayınlanan 2844 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, İstanbul’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne doğrudan bağlı Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü kuruldu.

Aslında bu gelişme yeni değildi.
4 Haziran 2018’de Bakanlar Kurulu Kararı ile yine Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Ankara Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü kurulmuştu.
500 personelin yer aldığı Ankara Takviye Hazır Kuvvet’e, 2020’nin Ağustos’unda İstanbul’da yine 500 personelin bulunacağı İstanbul Hazır Takviye Kuvvet Müdürlüğü kardeş olarak gelmişti.
Gerekçe olarak da “Takviye Hazır Kuvvet müdürlükleri ülke genelinde toplumsal eylem/etkinliklerde, yüksek riskli spor müsabakalarında, deprem başta olmak üzere doğal afetlerde etkin şekilde görevlendirilmektedir” denildi.

Aradan altı ay geçtikten sonra 6 Ocak 2021’de 31356 sayılı Resmî Gazete’de bir yönetmelik değişikliği yayınlandı.
3374 sayılı karar ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Taşınır Mal Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı.
Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan’ın ise Başbakan olduğu 2010 yılında çıkarılan Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Taşınır Mal Yönetmeliği’nin amacı; “kaynağına ve edinme yöntemine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü elinde bulunan taşınır malların kaydı, kayıtlardan çıkarılması, bunların yönetim ve iç denetimine ilişkin usul ve esaslar ile görev, yetki ve sorumluluk işlemlerini düzenlemektir” diye açıklandı.
Sayıştay’ın da görüşü alınarak hazırlanan 39 maddelik 1 Ocak 2011’de yürürlüğe girdi.
On yılda ne değişmişti ki?

6 Ocak 2012’de yapılan değişiklikte önemli ayrıntılar vardı.
İlk değişiklik yönetmeliğin 10 maddesinin 3. fıkrasının C bendinde yapıldı.
Taşınır Mal İşlem Belgesi düzenlenmeyecek “Kısa sürede tüketilen mutfak tipi ve sanayi tipi tüpler, yangın söndürme tüpleri gibi her türlü gaz dolumları ile toner, yazıcı kartuşları ve benzeri dolumları,” maddesine; “ile yurt dışına görev/intikal gibi nedenlerle giden hava araçları ve yer destek cihazlarının almış oldukları akaryakıtlar” da eklendi.
Bu kadarla kalmadı.
Aynı maddeye eklenen ğ fıkrası ile de “Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nca uluslararası anlaşmalara dayanılarak, dost veya müttefik ülkelere, bu ülkelerde bulunan kamu ya da özel nitelikli kuruluşlara mal ve hizmetin yardım olarak verilmesi maksadıyla tedarik edilecek taşınırlar” da taşınır mal işlem belgesi düzenlenmeyecekler listesine alındı.

Böylece yurt dışına gönderdiğimiz hava araçlarının yani uçak, SİHA, İHA ve yer destek cihazlarının nereye gittiğiyle birlikte aldığı yakıtın da ne kadar olduğu ne kadarının harcandığı gibi bilgilerin kayıt altına alınması kaldırıldı.
Bunun anlamı iç denetimin olmaması, sorumluluğunun da kaldırılması anlamına gelir.
Bir de yapılan değişiklik ile eklenen “kamu ya da özel nitelikli kuruluşlar” bölümünü unutmamanızı tavsiye ederim.
Çünkü birazdan “özel nitelikli kuruluşların” kim olabileceğini de anlatacağım.

İkinci değişiklik ise daha çarpıcı.
Aynı yönetmeliğin 21 maddesi kamu idarelerinin birbirlerine bedelsiz olarak taşınır malların nasıl devredebileceğini karara bağlarken, yapılan değişiklik ile yeni bir madde ilave edildi.
Neydi bu madde?
“Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda veya emniyet ve asayişin zorunlu kıldığı diğer hallerde, idareler taşınır mallardan taşıt dahil diğer idarelerce ihtiyaç duyulan malları, Milli İstihbarat Teşkilatı’nca üst yönetici veya yetki verdiği makamın onayı, bu yönetmelik kapsamındaki diğer kamu idarelerince devri yapılacak üst yöneticisinin teklifi ve ilgili bakanın onayı ile herhangi bir şarta bağlı olmaksızın birbirlerine bedelsiz devredebilirler…”

Özetini yapılım…
AKP iktidarı döneminde Başbakanlık’tan alınıp Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanan Genel Kurmay Başkanlığı artık MİT Müsteşarı ya da onun yetkilendireceği makamdan daha aşağıya seviyeye indirilmiştir.
Çünkü yönetmelik değişikliğine göre en üst karar verici Mit Müsteşarı’dır.
“Taşıt dahil taşınır mallar” ifadesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elinde bulunan uçak, tank dahil bütün ağır silahlar MİT Müsteşarı’nın onayı ile emniyete devredilebilir.
Ve bu devir, “milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, terör, toplumsal olay, şiddet hareketi, emniyet ve asayişin zorunlu kıldığı” hallerden biri gerekçe gösterilerek yapılabilir.
Ağustos 2020 ve Ocak 2021’de yapılan iki “küçük” değişikliğin asıl sonucu budur.
Sanki birileri Türkiye’de bir kargaşa yaşanacağını ve bunun emniyet güçleri ile çözülmesinin mümkün olmadığını düşünerek topla, tüfekle, tankla, uçakla karşı durmaya hazırlanmaktadır.
Ya da muhalefetin dillendirdiği gibi, seçimle iktidardan uzaklaşmamak için hazırlık yapmaktadır.
Bu arada yurt dışında kimi ülkelerdeki iç savaşlara Türkiye’nin verdiği “örtülü destek” yarın bir gün sorun olmasın diye kayıt tutulmasından bile muaf tutulmaktadır.

Adnan Tanrıverdi’ye pek çoğunuz anımsarsınız.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli general.
15 Temmuz başarısız darbe girişimin hemen ardından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a askeri danışman oldu.
Geçtiğimiz yıl yaşanan tartışmalarda adı sık geçince görevden ayrıldı.

Adnan Tanrıverdi çok tartışılan SADAT, Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret ile ASSAM, Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin yönetim kurulu başkanıdır.
2017’den bu yana ASSAM tarafından İslim Birliği Kongreleri düzenleniyor.
İstanbul Üsküdar Üniversitesi ile, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin de katkısıyla dördüncüsü Aralık 2020’de yapıldı.

ASSAM tarafından ortaya atılan ASRİKA (İslam Devletleri Birliği Konfederasyonu) fikri ve düzenlenen kongreler ile oluşturulmaya çalışılan yeni devlet modeli önerisini okumanızı öneririm.
İslam Cumhuriyetleri ile oluşturulan federasyonlar ve o federasyonların oluşturduğu konfederasyon ile dünyayı yönetmek gibi şaşırtıcı fikirleri var.
Konfederasyonun siyasi ve askeri yapısı bile hazır.
Hatta anayasası bile…

Bir dönemin Cumhurbaşkanı askeri danışmanı Adnan Tanrıverdi’nin 28 Aralık 2011’de yazdığı ASSAM Anayasa Önerisi’ne göre, devlet hiçbir ideolojiye taraf olamaz. Anayasa’da değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükümler bulunamaz. Dindarların başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan laiklik ilkesi insan haklarına aykırı, anti demokratiktir ve anayasada olamaz. İdam cezası olmalıdır. Başkanlık sistemi olmalıdır. Yönetim şekli bölgeli üniter devlet ve idari özerklik ilkelerine göre düzenlenmelidir…

Türkiye Cumhuriyeti için yukarıdaki özellikleri içeren anayasa isteyen Adnan Tanrıverdi’nin İslam Ülkeleri Birliği Konfederasyonu için hazırladığı anayasada neler var dersiniz?
Örneğin egemenlik kimin?
Konfederasyon Anayasası’nın 8 maddesine göre; “Egemenlik İslami hükümlerindir. Şer’i hükümler dışında egemenlik ihdas edilemez…”
Başka bir madde:
“Kanunlar İslam hukuku hükümlerine ve anayasaya aykırı olamaz…”
Ve can alıcı bir madde daha…
Konfederal, Bölgesel Federal ve Milli Meclis başkanları ile üyelerinin göreve başlarken edecekleri yemin metni:
“Kur’an ve sünnete bağlı kalacağıma, İslam birliğinin devam etmesi için çalışacağıma, İslam coğrafyasında ilahi adaletin tesis ve devamı için canım pahasına gayret göstereceğime, devlet başkanımız ve yasalara sadakatle bağlı kalacağıma Kur’an-ı Kerim üzerine and içerim…”
Şaka falan değil hepsi yazılı gerçek.

Şimdi başa dönelim.
İktidara muhalefet eden siyasetçilerin, gerçeğin peşindeki gazetecilerin sokak ortasında saldırıya uğraması, iktidar söylemlerine karşı çıkanların “hain” ilan edilmesi tesadüf mü?
Bütün bunlar yaşanırken iktidarın altı ayda yaptığı iki değişiklik ile önce polis içinde ayrı polis teşkilatı kurması, sonra silahlı kuvvetlerin araç/gereçlerini emniyetin kullanımına vermeyi MİT Müsteşarı’na devretmesi tesadüf mü?
Türkiye’nin Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı aracılığıyla yurt dışındaki “özel nitelikli kuruluşlara” yapacağı taşınır yardımların belge düzenlenmeden yapılacağının kararının alınması tesadüf mü?
SADAT’ın kuruluşu tesadüf mü?
SADAT’ın “dost ve müttefik ülkelerde” gayri nizami harp dahil olmak üzere savunma kursları düzenlemesi, eğit donat faaliyetlerinde bulunması tesadüf mü?
Adnan Tanrıverdi’nin Cumhurbaşkanı’na askeri danışman olması tesadüf mü?
ASSAM’ın hayalindeki ASRİKA İslam Konfederal devleti, meclisi, onun devlet başkanı ve anayasası tesadüf mü?
Hepsi tesadüf ise, tesadüfen yaşıyoruz demektir…

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar