Reklam
Reklam
Selma NALBANTOĞLU

Selma NALBANTOĞLU

[email protected]

HAYALLER "AY'A OTOBAN" GERÇEKLER "ORTA GELİR TUZAĞI"

20 Ağustos 2021 - 14:10

AKP yönetim kadroları, “daha iyi ne yapabilirdik?” gibi duygu ve düşünce tarzına fersah fersah uzak.
Güneyde ormanlarımız yandı, yanacak hali kalmayıncaya kadar yandı. “Yeterince etkin olamadık, vatandaşlarımıza karşı mahcubuz” gibi bir duygu ve düşünce tarzının en küçük bir izine rastladık mı?

Tam tersine, ülkeye verdikleri hasarların sebebi, tamamen kendileri dışında(!) Sorun iklim krizinde ve hatta CHP’li belediyelerde(!)

Ülkenin kuzeyinde yağışların felâkete dönüşmesinde de, örneğin doğal yatağı 400 metre olan bir derenin yatağını 15 metreye kadar daraltıp kalan 385 metresini imara açan rant hırsından bir pişmanlık, bir mahcubiyet izini aramayın boşuna. Bütün felâketin sebebi de onların dışında; bütün suç aşırı yağışta, iklim krizinde(!) Ya da bir binanın müteahhidi. 
Veya takdir-i ilahi..

Hiçbir hasarın sorumluluğunu alacak cesaret yok, ama hava atmanın kitabını yazıyorlar.

Temmuz ortasında, Pakdemirli şu havadaydı: “Şu anda çakmak yaksalar, yakalıyoruz. Birisi Seferihisar’da yakalandı. Adam mangal yapıyormuş. ‘Ben saklanmıştım. Nasıl yakaladınız?’ dedi. Dumanın çıkmasını gözlüyoruz. Duman çıkmaya başladığında alev parlamadan gidiyoruz” (13 Temmuz 2021, yenisafak.com)
Çok geçmedi. 15 gün sonra başlayan orman yangınlarıyla fark edildi ki, ne hazırda yeterince yangın söndürme uçağı varmış, ne de “alev parlamadan gidiyor..” muş..
* * *
Erdoğan da 16 Ağustos’da, “Türk ekonomisinin ‘atılım ve şahlanış’ dönemine girdiği..” havasını attı.

Meral Akşener, Erdoğan’ın bir sözündeki dil sürçmesinde “bir şuur altı” etkisine dikkatleri çekmişti. (“Erdoğan o kadar içselleştirmiş ki kafasında herkesin teki olduğunu ‘Varlık Fonu Başkanımı çağırdım’ diyor, gözden kaçtı. Varlık Fonu Başkanı kendisi. Kendini mi çağırdı aynada konuşmaya. Bu bir şuur altı”)
Erdoğan’ın bu “atılım ve şahlanış” metnine, bir de “şuur altı” gözüyle göz atın, ilginç olabilir.
Metinde 9 (dokuz) kez “ihracat” vurgusu yapmış. “İthalat” 1 (bir) kez bile dillendirilmemiş.

Bunda da “bir şuur altı” marifeti olmasın!?
Hani insanın kendini kandırması gibi. Gerçeklerin hoşa gitmeyen yüzünü “şuur altı”nın karanlık dehlizlerine atıp, yok muş gibi davranmak; sadece hoşuna gideni var saymak gibi..

Gerçeğin sadece “ihracat” yüzünü konuşurken coştukça coşuyor.
ihracatta ise yılın ilk yarısını rekorla kapattık”
“Son 12 aylık ihracatımız .. Cumhuriyet tarihimizin zirvesine çıktı” vb..
Böylece ekonomimizin “atılım ve şahlanış dönemine girdiğini ispatlamış oldu”(!) Erdoğan.
 
Peki ya olayın, yani dış ticaretin ithalat boyutu?
Tık yok..
Meral Akşener’in “şuur altı” uyarısı dürttü bir kere. O halde bakalım;
“İhracatta .. ilk yarısını rekorla kapattık” dediği 2021’in bir de ithalatına bakalım.

“Saman”dı, “tohum”du gibi ayrıntılarla da uğraşmaya gerek yok.
TÜİK’in “geniş ekonomik grupların sınıflamasına göre” düzenlediği ihracat ve ithalat verileri biz amatörler için bile gayet anlaşılır.
Üretim için gerekli fabrika makineleri, sanayi robotları, traktör, biçer-döver vb. gibi sabit sermaye mallarını “Yatırım malları” diye sınıflandırmış.
Yine üretim için zorunlu girdileri de “Ara mallar” olarak sınıflandırmış. Ve bir de nihai “Tüketim malları”.

2021’in ilk yarısının toplam ihracatı yuvarlak hesap 105 milyar dolar. Bu bir “rekor” mu? Erdoğan öyle diyor.
Aynı dönemin toplam ithalatı yuvarlak hesap 126 milyar dolar.
Yani, Türkiye’nin mal ticaretinden döviz kazancı (105 milyar), yabancı ülkelerden satın aldığı malların bedelini (126 milyar) karşılayamıyor.
Bu yılın ilk yarısındaki toplam mal ticaretinde 21 milyar dolar açık vermiş ülke.

Hele bir de sadece Yatırım malları+Ara malları ticaretindeki dengesizliğe bakarsak:
İhracat, yani döviz getirisi, yuvarlak hesap 65 milyar dolar.
İthalat, yani dışarıya ödenmesi gereken döviz ise 113 milyar dolar.
Açık, yuvarlak hesap 49 milyar dolar.
Yani, toplam açığın iki katından fazla..

Demek ki Erdoğan’ın “şahlanış dönemi” diye hava attığı ekonomimiz, aslında döviz açığı yani dış borç üretiyor. Dövize bağımlılık, Londra’daki “faiz lobilerine” bağımlılık üretiyor.
* * *
Bu tür bağımlılığın ülke bağımsızlığına, dış politika bağımsızlığına maliyetinin nasıl yüksek olduğunu, Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Fırat’ın doğusunda, Karabağ’da bürünülen sessizlikte görmek mümkün.

Dış politikada bağımsız karar alma ve uygulayabilme kapasitesi, ekonomideki güç ölçüsündedir. Ekonominin “şahlanan” hali yukarıda anılan istatistiklerdeki gibiyse, hava atmak yerine çok ciddi düşünmek lâzım.

Dış kaynak girişine tam bağımlı iseniz, AKP Dışişleri Bakanlığının Afgan göçmen akını için; “Ülkemiz, hiçbir durumda üçüncü ülkelerin uluslararası sorumluluklarını devralmayacak” türünden sözleri de sadece içeriye hava atma söylemi olabilir. (4 Ağustos 2021, haberturk.com)

Çünkü, örneğin AKP Dışişleri böyle derken, aynı gün Belçika’nın İltica ve Göçten Sorumlu bakanı, “AB-Türkiye anlaşmasının Afganları da kapsayacak şekilde genişletilmesi” hesabı yapacak kadar küstahlaşabilir. (4 Ağustos 2021, tr.sputniknews.com)

Kişi başına milli geliri 2007’deki düzeyine gerileyip orada çakılmış (daha fiyakalı bir moda deyişle “orta gelir tuzağında” debelenen) bir ekonomide “atılım ve şahlanış” görebilen “dünya liderine”, muhalefetin, yukarıda söz ettiğimiz dış ticaret dengesizliğindeki paradoksal durumu ısrarla sorabilmesini isterdim.
Yatırım ve ara mallarındaki dış ticaret açığı nasıl oluyor da net ticaret açığını aşıyor.

Çünkü, borç, işsizlik, dışa bağımlılık yaratan bir ekonomiden cari açıksız büyüyebilen bağımsız bir ekonomiye geçiş de bu sorunun anlaşılmasından ve gerektirdiği dönüşümleri yapabilmekten geçiyor.

Sonuçta 400 yıla yakın bir süre çözülememiş bir Fermat problemi değil. Sormaya korkmamalı.
* * *
Tekrar “şuur altı”na dönerek bitireyim.
AKP, evet milleti aldattı, aldatmaya devam ediyor.
Ama hava basmada ölçülerin kaçmasına bakılırsa, kendilerini aldatma ihtiyacı da yüksek.
Öyle ki, “AK Parti”liliğinden Erdoğan’ın bile kuşku duyamayacağı bir kanaat önderi uyarmak ihtiyacı duyuyor: “Mesela ‘İnni küntü minezzalimiyn’ demek aklımıza gelmiyor. Yani ‘kendimizi değiştirmek’, ‘ben nerede yanlış yaptım’ demek. Sınıfta kaldık, sınıfta!” (A. Dilipak, 18 Ağustos 2021, yeniakit.com.tr)

Evet, AKP’nin çekirdek üst yönetim kadrosu kendisini de aldatıyor!.
Bu kadar hava atma ihtiyacı biraz da bundan..

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum