Reklam
Reklam
Selma NALBANTOĞLU

Selma NALBANTOĞLU

[email protected]

UKRAYNA'NIN "STRATEJİK ÖNEM" BAHTSIZLIĞI

27 Nisan 2022 - 21:37

Parada, siyasette, dış politikada sıkışıldığında, zaman zaman kendini aldatma babında bir umut sesi olur; “bizim stratejik önemimiz var”! “Kredimiz var!” umudu pompalanır.
Şimdi Ukrayna’nın başına gelenlere bakınca ABD, Rusya, Çin, Almanya gibi büyük güçler tarafından başka ülkelere “stratejik önem” atfedilmesinin, onlar için pek de öyle olmayabileceğinin somut bir örneğini görüyoruz sanki.
ABD neokon ideolojinin dünyayı algılayış kodları çerçevesinde Ukrayna nasıl algılanıyor?
Bir de buradan bakalım.
Amerikan hegemonizminin en şahinlerinden Z.Brzezinski, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra oluşan hegemonya boşluğunu ABD için tek hegemon güç olma şansı olarak yorumlar “Büyük Satranç Tahtası” (BST) kitabında.  
Z.Brzezinski bu kitabında, ülkeler arasında bir sınıflandırma yapıyor:
1) “Etkin jeostratejik oyuncular” ve
2) “Jeopolitik mihverler”
Birinciler; “mevcut jeopolitik durumu .. değiştirmek amacıyla sınırlarının ötesine güç uygulama .. yeteneğine ve ulusal iradesine sahip olan devletler ..”
İkinciler; “önemleri güç ve motivasyonlarından değil, .. hassas konumlarından ve potansiyel olarak saldırıya açık durumlarının jeostratejik oyuncuların tavırları için doğuracağı sonuçlardan kaynaklanan devletler..” (s. 40)
Birinciler avcı, ikinciler av!
Av; rakip “jeostratejik oyuncular”dan biri kendisine iştahlanırken diğerinin de iştahını kabartan devletler!  (“jeostratejik oyuncuların tavırları” yüzünden “potansiyel olarak saldırıya açık” olan devletler)
“Etkin jeostratejik oyuncuların” bunlara “stratejik önem” atfetmeleri işte tam da bu.
Z.Brzezinski’nin bu kitabını yazdığı 1997’den önceki “jeopolitik mihverler”in; Saddam Irakı’nın, Serebrenitska’da 10 bine yakın Boşnak’ın katline tanık olunan Bosna-Hersek’in vb. gibi “jeopolitik mihver”lerin acıklı öyküleri bir yazıya sığmaz.
En güncel “jeopolitik mihver” bugün Ukrayna.
Brzezinski, bundan çeyrek yüzyıl önce mimliyor avı: “Avrasya satranç tahtasında yeni ve önemli bir alan olan Ukrayna, Rusya’yı dönüştürmekte yardımcı bağımsız bir ülke olma özelliğiyle bir jeopolitik mihverdir”(s.45)
* * *
ABD’nin neokon devlet aklı Ukrayna’ya “stratejik önem” atfediyor.
Ukrayna’yı dert ettiği fikri gülünç.
Besbelli ki, “jeopolitik mihver” Ukrayna, ABD’nin hasımı bir “jeostratejik oyuncu” olan Rusya’yı “dönüştürmekte yardımcı”!
“Oltadaki balık Ukrayna” yani. (Bu vesileyle, “Oltadaki Balık Türkiye” kitabının değerli yazarı M. Emin Değer’i de rahmetle analım)
Rusya, oltayı mı yutacak, yoksa oltayı tuttuğu düşünülen ABD-NATO’yu denizin dibine mi çekecek? Bunu yakın bir gelecekte anlayacağız gibi görünüyor.
Buradan bakınca, ABD-NATO’nun Ukrayna halkının bağımsızlığını önemsediği fikri ne kadar gülünçse, Rusya’nın da ABD’ye karşı “antiemperyalist” bir savaş yürüttüğü fikri de o kadar gülünç bir yanılsama olur.
Şimdi yadsınamaz kesin gerçek şu ki, iki rakip emperyal süper güç tarafından kendisine “stratejik önem” atfedilen Ukrayna halkının yaşamı füzelerle cehenneme dönmüş vaziyette..
* * *
M. Emin Değer, yukarıda anılan kitabının adını, Rockefeller’in ABD Başkanı Eisenhower’a yazdığı mektupta, Türkiye örneği ile kullandığı metaforik bir ifadeden alır: “Olta’nın Ucundaki Balık”!
Bugün ne ABD ve “Dolar”, 1956’daki kadar hakim ve güçlü, ne de Rusya SSCB’nin çöküş günlerindeki kadar güçsüz.
ABD’nin Rusya nüfuz alanlarını kaşıdığı Gürcistan meselâ. Bir ABD klasiği olan “eğit-donat” faaliyetiyle yetiştirdiği Rusya karşıtı kadroları 2003’te “Gül Devrimi” ile iktidara taşıdı. Ne oldu?
Beş yıl sonra Rusya, Güney Osetya ve Abhazya’yı Gürcistan’dan, Gürcistan’ı da NATO’ya girme hayallerinden koparabildi. Gürcistan da ABD ve Rusya için “stratejik önem” arz ediyor.
Meselâ Ukrayna’da 2004 “Turuncu devrim” ve Balkanlarda NATO’nun, BM kararı bile olmadan Kosova bağımsızlığını sağlaması. Bu Rusya için büyük bir travma olmasına rağmen o gelişmeleri izlemekle yetindi.
ABD’nin Ukrayna’da 2014 darbesiyle önlerini açtığı NAZİ sempatizanları ne zamanki Rusça konuşulan bölgelere baskıyı, bir futbol maçında çıkan olay sonrasında Rusya yanlısı 50’ye yakın insanı, sığındıkları sendika binasında yakacak kadar ileri götürdü, Rusya, akabinde Kırım’ı Ukrayna’dan kopardı.
Bu da ABD-Batı için, Kosova’nın rövanşı olacak kadar şiddetli bir travma oldu.
Donbas’ın Donetsk ve Luhansk bölgelerinde özerklik ilanları da cabası oldu.
Sonrası malum; 21 Şubat’ta “Rus imparatorluğunun köklerinin Kiev ile sıkı bağları” mealinde hamasi bir Tarih okumasından üç gün sonra Putin Ukrayna’ya “özel harekât” emrini verdi.
Bir “jeopolitik mihver” daha, iki hasım “etkin jeopolitik oyuncu” tarafından özel bir önem (yani “stratejik önem”) atfedilmesinin kurbanı oluyordu: Ukrayna, ABD ile Rusya’nın bir hesaplaşma alanı oldu.
Ez cümle, “stratejik öneme haiz” olmak, bir ülke için her koşulda güven sağlayan bir faktör olmayabiliyor; tam tersine beka sorunu da olabiliyor demek.
* * *
Bu kıssadan bize düşen hisse ne?
Cumhurbaşkanlığı baş danışmanı bu savaşı, “Gıda ve enerji güvenliğinden, jeopolitik dinamiklere ve bölgesel ittifaklara kadar her alanda yeni dengeler kurulacak..” diye okuyor.
Haklı; bir önceki (26 Mart 2022 günlü) yazıda söylediğim gibi, bu savaş insanlığın, bir küresel düzen değişimi sürecinin eşiğinde olduğunu söylüyor.
Evet “her alanda yeni dengeler” oluşacak gibi görünüyor.
Burası tamam da, biz ülke olarak, oluşmakta olana ne kadar hazırlıklıyız?
İçine sürüklendikleri ve dünyayı da sürükledikleri çatışmalardan nasıl çıkarlarsa çıksınlar, “etkin jeostratejik oyuncular”, Brzezinski’nin “jeopolitik mihverler” dediği klasmandaki ülkelere karşı, giderek daha çok “ya benimlesin ya da hasmımsın!” eğilimi güdüyor. (New York Times’da 25 Nisan’da çıkan bir analizin başlığı “Bizimle misin onlarla mı? Peki Ya Yeni Soğuk Savaşta Ne Sizinle Ne de Onlarla Diyenler!” şeklindeydi-“With Us or With Them? In a New Cold War, How About Neither”)
Bırakın toplumsal refahı reel olarak artırma gücünü, dışarıdan döviz borcu bulmadan çarkını döndürmekte bile zorlanan üretim tarzı ile o koşullara karşı direnme gücü üretilmez. Olsa olsa “bizim stratejik önemimiz var!” avunması üretilir.

  • Sanayi ve tarım girdilerinde ithalata bağımlılıktan kurtulmuş ihtiraslı bir ithal ikame stratejisi temelinde gencine yaşlısına iş-aş-barınma-sağlık-eğitim-bilim-teknolojik atılım imkân ve gücü sunabilen bir ekonomik altyapı..
  • Ve öyle güçlü bir altyapı temelinin öz gücüyle, ordumuzun bize karşı hasmane hesap yapanları daha da caydırıcı teknolojik gücü..
Bu iki unsur hakkıyla varsa, yeni oluşmakta olan dengeler içinde hür manevra alanı da olur.
* * *
24 Ocak 1980 kararlarıyla, devletin üretim alanından çekilmesine evet dedik.
Bugün gelinen durum ortada.
Liberal ekonomicilerin müstehzi bir ağızla küçümsediği ithal ikameci dönemlerimizin KİT’lerinin satılıp soğana çevrilmesine ağıtlar yakıp durmak yerine, o politikaları günümüz koşullarında yeniden canlandırmayı düşünmenin zamanı gelmedi mi?
Yeni dünya koşullarında “etkin jeostratejik oyuncular” arasında mı olacağız? Yoksa Brzezinski sınıflandırmasıyla “jeopolitik mihverler” (veya IMF-DB’nın 90’lardaki moda deyişiyle, bende hep “yolunacak kazlar” anlamı çağrıştıran “emerging marketler”) arasında mı olacağız?
Ukrayna üzerinde ABD-AB ve Rusya-(geri plânda) Çin tepişmesine bir de burdan bakmalı..


 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Gönül Kaya
    2 hafta önce
    Selma Hanım çok iyi tahlil etmişsiniz . Tüm değerlendirmelerine katılıyorum . Kaleminize sağlık