Reklam
Reklam
Selma NALBANTOĞLU

Selma NALBANTOĞLU

[email protected]

BİR 24 OCAK CİNAYETİ

24 Ocak 2021 - 11:10

Devrimci yurtsever Uğur Mumcu’nun gerici karanlık güçlerce katlinin üzerinden 28 yıl geçti.
Zamanın başbakanı Demirel’in, başbakan yardımcısı İnönü’nün ve içişleri bakanı Sezgin’in, “cinayeti çözmenin devletin namus borcu olduğu”nu söylemelerinin üzerinden de 28 yıl geçti.

Bu gün vesilesiyle, Uğur Mumcu ile birlikte, 12 Eylül darbesinin öncesinde katledilen Abdi İpekçi’yi, Doğan Öz’ü, Bedrettin Cömert’i ve darbe sonrasında katledilen Bahriye Üçok’u, Muammer Aksoy’u, Ahmet Taner Kışlalı ve Çetin Emeç’i de rahmet ve saygıyla anıyorum..

Ama benim bu yazıda anmak istediğim başka bir 24 Ocak cinayeti daha var..
Yukarıdakiler gibi “faili meçhul”(!) değil. Bir ekonomik ve sosyal kalkınma teşebbüsünün katledildiği 24 Ocak cinayeti!.
Ocak 1978’de gelip Kasım 1979’da giden CHP hükümetinin IV. Beş Yıllık Kalkınma Plânı’nın katlinden söz ediyorum.

Bu cinayetin küresel ve yerel müsebbiplerinden söz etmeden önce, nüfusun büyük çoğunluğunu enflasyon-pahalılık altında ezdiren bir yoksulluğa, eğitimli-eğitimsiz gençlerimizi işsizliğe, yetişmiş beyinlerimizi işlevsizliğe ve fırsatını bulanı beyin göçüne zorlayan bugünün ekonomisine IV. Planın hâlâ nasıl gerçek bir alternatif sunduğundan söz etmek isterim.
* * *
Bugünkü ekonomi nasıl bir ödeme krizi arefesinde ise ve emperyalizm bu sayede nasıl iç siyasi iktidarı istediği gibi susta durduruyorsa, o gün de ülke olarak şiddetli bir ödemeler dengesi krizindeydik. (Demirel’in ifadesiyle “70 sente muhtaç” hali! “70 kuruşa” değil “70 sente” muhtaçlığın TL’den çok  Dolar’a bağımlı bir ekonomi olduğumuzun -dolaylı yoldan- acı bir itirafıydı ki bugün de durum aynı)

Şayet o gün IV. Plân’ı hayata geçirebilmiş olsaydık, bugün ekonomimiz de küresel finans kapitalin çıkar veya çıkmazlarına göre şekillenen döviz giriş veya çıkışlarına bugünkü kertede duyarlı olmayabilir; döviz dalgalanmaları karşısında ekonomik bünyenin bağışıklığı da bu kerte zayıf olmazdı..
Eğitimli eğitimsiz bu kadar gencimiz ya da çalışma çağındaki bu kadar orta yaş insanımız işsizlik girdabına sürüklenmezdi.

Çünkü IV. Plân, ekonomik bünyemizin bağışıklığını iflas ettiren çekirdek sorunu doğru tespit etmiş ve onun doğru tedavisinin çaresini bulmuştu.
Plân’ın kendi ifadesiyle teşhis özeti:
“Türkiye’yi ağır ekonomik sorunlarla ve çok yönlü bunalımlarla karşı karşıya getiren iç etkenlerin başlıcaları da şöyle özetlenebilir:

  • Ara malları ve yatırım malları sanayiinin gereğince geliştirilememiş olması (..)
  • Sanayiin ham madde, ara ve yatırım malı bakımından aşırı ölçüde dışa bağımlı olması ..” (IV. Plân metni, s. 653)

Plân’ın kendi ifadesiyle tedavi, sanayi yönünden şöyle özetlenebilir:
“Ulusal sanayiin ara malları ve yatırım malları üretme oranını yükseltmek ve dışa bağımlılığı azaltmak üzere, Kamu kesimi gerekli alanlarda öncelikle bu tür sanayilere yöneltilecektir” (IV. Plân metni, s. 663)

Niçin “Kamu kesimi”?
1930’ların plânlı sanayi yatırımları nasıl özel sektörü dışlamıyor, bilâkis onu da geliştirmek amacını güdüyor idiyse; nasıl özel imtiyaz talep etmeden, adil bir kazan-kazan ilkesiyle gelecek yabancı sermaye yatırımını reddetmiyor idiyse ve nasıl 1930-1946 arasında dış ticaret fazlası vermek başarısını elde etmiş ise, IV. Plân hedefleri de öyle.

“Kamu kesimi” ağırlıklı, çünkü söz konusu sektörlerde yatırımın kaynak gereksinimi fazla ve bu bizim özel sektörümüzün yatırımcılık kapasitesini ve iştahını aşıyor. İşte tam da bunun için “.. kamu kesiminin, kaynak gereksinimi fazla olan büyük ölçekli, imalat sanayii .. yatırımlarını gerçekleştirmesi gerekecektir” diyor IV. Plân..
Bu, açık ki özel sektörü dışlamak manasına gelmiyor. Nitekim, “.. IV. Plân döneminde toplam sabit sermaye yatırımları içinde kamu kesiminin payı yüzde 57,0 dolayında ..” öngörülür (IV. Plân metni, s. 212)

Altıok’un biri de “devletçilik” olan ve mevcut parti programında da IV. Plân’dan esintileri taşıyan CHP başta olmak üzere tüm muhalefetin masaya yatırıp incelemesi, anlaması gereken bu plân da -Uğur Mumcu gibi- bir 24 Ocak’ta katledildi; 24 Ocak 1980’de!..
Daha doğrusu, 1979 sonlarında katledildi de, 24 Ocak 1980’de defnedildi.

Biz o gün, bir kez daha ulusal bağımsızlığımızı, ekonomik refah geleceğimizi gömdük..
Bu cinayetin sosyal ve siyasi failleri hiç gizlenmedi; apaçık orta yerde..

“Olay yeri inceleme” ne gösteriyor:
Emperyalizm, esas fail: 29 Nisan 1979’da “Türkiye’de bulunan IMF Heyeti Başkanı Woodwold Türkiye’nin 4. Beş Yıllık Kalkınma Plânı ve 1979 yılı programında öngörülen politikalarla hiçbir yere varılamayacağını söyledi” (Güngör Uras, 21 Ocak 2015, uzmanpara.milliyet.com.tr)

IMF’nin bu “akıllı ol!” resti, ülkenin iç dinamiklerinden birinden ses getirdi hemen.
TÜSİAD’ın “Ecevit Hükümeti’ni deviren ilanları” diye anılan bildirileri başladı. Birincisi, IMF’nin o ayarından sonra çok beklemedi; 12 Mayıs 1979’da “Gerçekçi Çıkış Yolu” başlığıyla yayınlandı. (Güngör Uras, aynı kaynak)
Hatırladığım kadarıyla üç bildiri daha geldi ardından.

Çok sürmedi, aynı yıl Ekim’de Ecevit Hükümeti de dayanamadı, istifa etti.
* * *
IMF’nin verdiği ayarla uyum arzeden ve IV. Plân’ı sona erdirmeyi amaçlayan bildiriler aynı zamanda 24 Ocak 1980 kararlarına da temel oluşturur: Bildirilerin yazarlarından biri olan Prof. Dr. Emre Gönensay, “.. ilanlardaki görüşlerin, .. Turgut Özal’ın mimarlığında Türkiye’de serbest piyasa ekonomisinin devreye girmesinin yolunu açan 24 Ocak 1980 kararlarına temel oluşturduğunu savundu ..” (14 Ocak 2009, t24.com.tr)

Sanki bir “Kırmızı Pazartesi(GGMarquez)” cinayeti; herkes işin buraya varacağını görüyor, ama gidişatı değiştirecek bir girişimde bulunamıyor.
* * *
Bugün eğitimine uygun işler bulamayan, işte çalıştığı halde geleceğe güven duyamayan, okumuş ya da okumamış gençlerimize de şunu söylemek isterim:
Dikkatlerinizi “dış ticaret açığı”, “cari açık”, “yatırım ve ara mallarına yatırım veya yatırımsızlık”, “dövize duyarlılık” vb. gibi kavramlara biraz daha yoğunlaştırıp,  ister inandıkları parti, ister diğer partilerin bu konularda ne dediklerini anlamak için incelemeleri, parti sözcülerinden bu konulardaki görüşlerini talep etmeleri önemlidir.
Zira içinde bulunulan çıkmazlarımız da çıkar yollarımız da bu kavramların somut içeriklerinde..
Bu süreçler bizim için “aldırmıyorsun ama bu senin hikâyendir” türünden..
Netice olarak, muhalefetin iktidarla rekabetinde -Emre Gönensay’ın tariflediği ve IV. Plân vizyonuna karşı olan- bir sözümona “serbest piyasa ekonomisini” en iyi ben uygularım yaklaşımıyla sınırlanması kabul edilemez.
Ülkemiz için IV. Beş Yıllık Kalkınma Plânı’nın plânlı kamu yatırımcığı vizyonundan başka çıkış yolu da görünmüyor.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum