Reklam
Reklam
Selma NALBANTOĞLU

Selma NALBANTOĞLU

[email protected]

"GÜVEN ENDEKSİ"

30 Kasım 2021 - 12:51

İşkembeden atmak değil de bir şeyleri iyi kötü nesnel kriterlerle ölçmek için oluşturulan istatistiksel göstergelere endeks diyor uzmanlar.
Prof.Dr. Kürşad Zorlu’nun, Haber Türk gazetesindeki 25 Kasım yazısının konusu da son yayınlanan “tüketici güven endeksi”. Adı üstünde yurttaşların (üreticiler de aynı zamanda tüketici olduğuna göre, hepimizin) toplumsal güvenine, kaygılarına dair bir gösterge.
100’ün altında bir değer “güvensizlik” duygusuna, 100’ün üstü “güven” duygusuna işaret.
2008 mali krizinin akabinde bu rakam yuvarlak hesap 74 imiş. Güvensizlik yani.
Bugün bu rakam 71. Yani 2009 krizindekine nispetle daha fazla güvensizlik.
Mesela AKP’nin eseri olan“genel ülke ekonomisine yönelik beklenti”? 68,2!. Yani hakim hissiyat; çok çok daha fazla güvensizlik.
* * *
İstese AKP yönetiminin bile anlayabileceği gösterge çok. Yeter ki yüzleşme cesareti olsun.
Banka kayıtlarına dayanan bir başka “endeks” de, itibarı Erdoğan ve ekibine emanet edilmiş olan Türk Lirasına değil “dolara güven endeksi”.
Buna dair rakamlar da Fatih Altaylı’nın Haber Türk’deki 24 Kasım yazısından.
Türk vatandaşı olan gerçek kişilerin yabancı para cinsinden tasarruflarına dair.
Dikkat lütfen; yolcu garantili yollar, tüneller, hasta garantili şehir hastaneleri vs. üzerinden kamu kaynaklarının döviz cinsinden gani gani aktarıldığı “tüzel kişilerin” değil, bireylerin tasarrufları söz konusu olan.
Gelirini koruma, yoksulluk sınırının altına düşmeme kaygısıyla parası yettiği kadar “dolar hesabı” açabilen alt orta sınıf vatandaştan tutun da nüfusun yüzde biri bile olmayan yüksek kazançlı bir kesime kadar gerçek kişinin bankalardaki tasarruf mevduatının yüzde 58’i dolardaymış.  (Murat Muratoğlu’nun Sözcü'deki 30 Kasım 2021 yazısına göre, bankalardaki mevduatta döviz hesabının payı yüzde 61,5 olmuş)
Demek ki Türk lirasına “güven endeksi” de yüzde 50’den düşük.
2001 kriz günlerinin Lira’dan kaçış paniğinde, dolar mevduatı yüzde 61’i görmüş.
Yani AKP yönetimi, ülkeyi -iktidarını borçlu olduğu- 2001 kriz günlerine geri döndürmeyi ve Türkiye’nin kendi parasına karşı, o günlere yakın bir güvensizlik yaratmayı başarmış(!)
Gerçek kişiler Türk parasına güvensiz de “tüzel kişilerin” güvenme şansı var mı?
Döviz bazlı hammadde satıcılarının dövizle ödeme istediğini anlatan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı son haftaki süreci şöyle aktardı: “.. Ödemeler MB kurundan TL’ye çevrilerek .. yapılıyordu. .. Şimdi diyorlar ki ‘Biz döviz üzerinden satarız, bunun karşılığında döviz isteriz, TL göndermeyin’ ..” (28 Kasım 2021, sozcu.com.tr)
Bu gibi durumlar, “döviz bazlı hammadde” yerine TL bazlı hammadde üretimini başaran bir sanayi dönüşümü olmadığı sürece kaçınılmaz. AKP’nin şu son faiz-döviz-enflasyonlu cin projesinin ne böyle bir derdi var ne de kapasitesi.
* * *
Peki AKP’nin bu garip faiz-kur deneyinin asıl yükünü çeken işçiler, işsizler, esnaf, öğrenci, çiftçi, sağlık emekçisi, emekli, kadın, erkek yurttaşların gözündeki “güven endeksi” ne düzeyde?
Geçtiğimiz hafta, analarının ak sütü kadar helal haklarını, taleplerini haykırdılar Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Trabzon’da vd..
Hepsinde dile gelen ortak talep ve sloganın “Artık yeter”, “hükümet istifa” olması, AKP yönetim tarzına karşı halkın güvensizliğini yeterince anlatmıyor mu?
* * *
İthalat bağımlısı mevcut üretim yapısı itibariyle dış-iç ticareti tam bir kur (döviz) bağımlısı olan bir ekonomik yapıyı kısa sürede emirle dönüştüremeyeceğinin farkında bile değil ki, Erdoğan, “Bu politikayla biz ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu, sonunda ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz” havasını atmaktan kendini alamıyor.
Oysa hayat onun “gayet iyi bildiği” gibi değil, ekonominin döviz bağımlılığının sürüklediği gibi akıyor.
Son faiz indirimlerini izleyen döviz hareketliliği ile birlikte medyada “Türkiye’nin risk primi” türünden haberler de arttı.
Bu risk primi denen şey, bizimkisi gibi dış borçkolik ekonomilere borç veren yabancı sermayedarların yani “dış mihrakların” “güven endeksi”.
Bunlar, primi 300’ün üzerinde olan borçlularını “aşırı kırılgan” olarak sınıflandırıyor ki bizim risk primi son haftalarda 400-500 puan arasında görünüyor. Dolayısıyla bizimkisi gibi ekonomilerin döviz faiz yükü de yükseliyor.
Bu bizim “dünya lideri” için önemli mi bilinmez, ama anlaşılan o ki göz bebeği şirketler için hayli ciddi bir engel. Bize inanmayan, İstanbul Sanayi Odası ile Gaziantep Sanayi Odası başkanlarına kulak verebilir: İSO Başkanı “Sanayici maliyet hesabı yapamıyor .. risk priminin makul seviyelere indirilmesi gerekiyor” derken, GSO Başkanı da “.. iç piyasaya üretim yapan ve hammaddeyi dışarıdan alan firmalarımız kur baskısı karşısında büyük güçlük yaşıyor” diyor. (27 Kasım 2021, sozcu.com.tr)
* * *
Halkı mutlu edemeyen, lâfza değil de eylemlerine bakılırsa böyle bir derdi olduğu da çok şüpheli olan Erdoğan, öyle görünüyor ki iş dünyasının hazine garantili döviz kredileri ve yolcu-hasta garantisiyle çalışan bir azınlığı dışında kalan geniş bir kesimini mutlu etmekten de aciz artık.
Kendilerinin de anladığı şüpheli esrarengiz ekonomi politika deneyleri yapayım derken ipin ucu kaçtı.
Derelerinin HES’lerle ellerinden alınmasına; meralarının, zeytinliklerinin madenlere, imara açılmasına itiraz eden; traktörünün haczini protesto eden vb.. yurttaşları azarlaması vaka’yı adiyedendi. Şimdi de göz bebeği şirketlerle arasına kara kedi girdi.
İkna edici fiili etki üretemeyince; tatminkâr bir izah getiremeyince, geriye bildiği tek şey; tehdit, azar diliyle konuşmak oluyor.
“Biz iş adamlarına diyoruz ki, sen düşük faizle kredi istiyordun. Al, niye almıyorsun. Bu işadamlarını da anlamıyorum. .. Siz nasıl insansınız. .. Ben sizden yatırım, istihdam, üretim, ihracat istiyorum. O zaman kaçıyorlar. Bunlar nasıl iş adamı? Sonra bize sallıyorlar. İstediğiniz kadar sallayın tutmaz” (17 Kasım 2021, cumhuriyet.com.tr)
* * *
Türkiye’nin yatırım ve aramallarında dışarıya (“dış mihraklara”-dövize) bağımlı yapısında (meselâ devletin bizatihi kendisinin kimya, ana metal sanayi yatırımları yapması gibi) hiçbir reform niyeti taşımayan hayali bir “cari açıktan kurtulma” fantazisini zorlamanın toplumun canını yakan bir “faiz-kur-enflasyon” girdabı yarattığını kabullenemeyince kızıyor.
Kızıp öfkelenmek de bir aczin kamuflajı değil mi?
Tezinin sağlamlığı konusunda bir özgüven eksikliğinin dışavurumu sayılmaz mı?
Bu hırçınlıklar da AKP’nin kendi özgüven endeksi sayılsa yeridir ki belli ki hayli düşük.
* * *
AKP’nin eski günlerinde Erdoğan’ı destekleyen üst düzey siyasi akılda, ideolojilerimiz zıt olsa da hakkını yemeyelim, bir kalite vardı. Şimdi onların bir kısmı ayrıldı, bir kısmı bizzat Erdoğan tarafından araya mesafe konuldu. Kalan kalite malum.
İkballerini Erdoğan’a borçlu zeka abidesi(!) bir siyasi akıl, çalışanlarının yarısı asgari ücret veya altında gelirle yaşayan topluma “Vatandaşlarımız çok zekidir. Cebinde parası yoksa eski yolu kullanır”, “Normal şartlarda 2 kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz. Domatesi 2 kilo alıyorsak 2 tane alırız. Kış günü turfanda sebzeleri kullanmak zaten sağlığa da çok faydalı değil” vs. türünden, idraki çatlatan parlak tavsiyelerde bulunabiliyor.
Bu zekâ küpü akıl toplumumuzun gerçeklerinden ne kadar kopuksa, Erdoğan’ın son faiz-döviz-enflasyon macerası da o kadar kopuk.
Ne denebilir ki? Tencere-kapak uyumu!.

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Aysel Şen Konak ilçe ahde vefa kom.Bask.
    1 ay önce
    Ülkemizin içinde bulunduğu ,darboğaz,ekonomik yıkım ,insanları bıktırdı ,bir tarafta pandemi bir tarafta işsizlik,el yakan zamlar el insaf dedirtiyor.erken SECİM.TEK ALTERNATİF...